BURAK BOYOĞLU
@burakbyglu
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın faiz açıklamaları artık Türk ekonomisinin kronik sorunlarından biri. Uzun süredir Merkez Bankası (MB) başkanlarıyla faiz kavgasına giren Erdoğan, 2018 yılından sonra aldığı yetkilerle ise hızlı bir şekilde başkanları görevden almaya başladı. Erdoğan, iktidarı süresinde hep yüksek faize karşı olduğunu söylese de toplamda beş kez olağanüstü faiz artışlarına gidildi. Faiz çekişmesinde en çok kaybeden ise hep TL ve alım gücü oldu.

2001 krizinin ardından Kemal Derviş tarafından hazırlanan ve Merkez Bankası’nın bağımsızlığını temel alan programa büyük oranda sadık kalan Erdoğan, yüzde 70’li seviyelerden düşüşe geçen enflasyonu üç yıllık bir sürede tek hanelere indirmeyi başardı. Faiz ise bu süreçte yüzde 60’lardan 20’li seviyelere kadar çekildi. Ancak bu oranı yeterli görmeyen Erdoğan, sonraki süreçte pek çok kez MB’yle karşı karşıya gelip, piyasalarda tedirginlik yaratan adımlar attı.
Erdoğan-MB arasındaki ilk gerilim
Erdoğan MB gerilimlerinin ilki 2003’te yaşandı. Erdoğan, dönemin Merkez Bankası başkanı Süreyya Serdengeçti’den faiz indirimi talep etti ancak “Siyasi baskıyla faizler düşmez” yanıtını aldı. Erdoğan bu yanıttan sonra geri adım atmadı ve söylemlerini daha da sertleştirdi: “Biz haklıyız. Üzerine düşeni yap.”
2006 faiz artırımı: Erdoğan-Yılmaz gerilimleri
Erdoğan, takvim yaprakları 2006 yılını gösterirken bu kez MB’nin başkanlık koltuğunda oturan Durmuş Yılmaz’la karşı karşıya geldi. Şu an İyi Parti’den milletvekili olan Yılmaz, o yıllarda Erdoğan’ın düşük faizin düşük enflasyon getireceği yönündeki söylemlerine karşı çıkmaktan çekinmedi. Yılmaz bir konuşmasında faizleri indirmenin veya çıkarmanın kendi ellerinde olduğunu, hükümetin enflasyonu düşürmek için çabaladıkça faizlerin de ineceğini söyledi.
Haziran 2006’da doların 1.70 TL’ye çıkmasının ardından ise Merkez Bankası olağanüstü toplandı ve 225 puan faiz artımı yapıldı. Faiz artırımı, açılan ihaleler ve doğrudan 1 milyar dolarlık döviz satışı sonrası dolar 1,44 seviyesine döndü.
Geleneksel ekonomi teorisinde, faizlerin yüksek tutulmasının enflasyonu aşağı çekeceği ve ilgili ülkenin para biriminde kaybı engelleyeceği düşünülüyor. Ancak Erdoğan sonraki yıllarda özellikle hükümete yakın medya gruplarının da desteği ile ‘faiz lobisi‘ kavramını geliştirmesi bu konuda adım atacak mercileri baskı altında bıraktı.
2014 faiz artırımı: Türk usulü politikanın çöküşü
2011 yılında Merkez Bankası’nın başına Erdem Başçı geçti. Bu dönemde MB’nin uygulamaya koyduğu alışmışın dışında, düşük faiz ve yüksek zorunlu karşılıklar politikası çoğu uzmana göre siyasilerin ‘düşük faiz‘ isteğini karşılamak için hayata geçirildi.
Bu tarihten itibaren MB hemen hemen her fırsatta faiz indirimlerine gitti ve tarihi düşük seviye olan yüzde 4,5’e ulaşıldı. Erdoğan’ın istekleri doğrultusunda ortaya çıkan ‘Türk usulü para politikasının çöküşü’ ise 2014 yılının şubat ayına denk geldi. Dolar kurunun 2,39 seviyesini görmesinin ardından MB’den 550 baz puanlık faiz artışı geldi. Erdoğan faiz artırımına karşı olduğunu söyleyerek sorumluluğu MB yönetimine attı.
2018 faiz artırımları: ‘Laf dinlemiyordu’
2018 yılında alınan seçim kararıyla Erdoğan’ın MB’ye olan eleştirileri ve düşük faiz ısrarı tansiyonu yükseltti. Mart 2018’de 4 lira seviyesini aşan kur, mayısta 5 lira sınırına dayandı. Türkiye’nin risk primi ve enflasyon da bu süreçte hızla tırmandı. 23 Mayıs 2018 tarihinde gerçekleşen olağanüstü toplantıda Murat Çetinkaya başkanlığında MB’den 300 baz puanlık faiz artırımı geldi ve faizler yüzde 16.5 seviyesine çıktı.
Ancak faiz artışına neden olan riskler çözülemedi ve Merkez Bankası faiz artırımlarını sürdürdü.
Ağustos’ta rahip Brunson krizi nedeniyle ABD ile yaşanan gerilimin ardından dolar 7,20’li seviyelere ulaştı. Aynı süreçte enflasyon ise yüzde 18’e yaklaştı. Enflasyonist göstergelerdeki bozulmanın ardından ise Çetinkaya eylül ayında 425 baz puanlık agresif bir faiz artırımı yaparak AKP döneminde yapılan en sert faiz artırımına imza attı. Piyasa beklentisi ise yüzde 22 seviyesindeydi.
O dönem ayrıca İngiliz Financial Times gazetesi Merkez Bankası’nın net rezervlerin 16 milyar doların altında olduğunu iddia ettiği bir haber yayımladı ve haber uluslararası arenada geniş yer buldu.
24 Haziran 2018 seçimlerinden sonra cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildi ve Merkez Bankası başkanlarının cumhurbaşkanı tarafından dört yıllık süre için atanması kuralı getirildi.
Erdoğan Temmuz 2019’da bu yetkisini kullanarak Çetinkaya’yı bir kararnameyle görevden aldı. Erdoğan’ın görevden alma yapmadan önce Çetinkaya’dan istifasını istediği ancak Çetinkaya’nın bunu MB’nin bağımsızlığını neden göstererek kabul etmediği de o dönem oldukça çok yazıldı.
Erdoğan ayrıca Çetinkaya’nın görevden alınması sonrası yaptığı bir konuşmada, “Laf dinlemiyordu. Yeni arkadaşla devam ettik” dedi.
2020 faiz artırımları: Sıradaki gelsin
Çetinkaya’nın yerine yardımcısı Murat Uysal’ı atayan Erdoğan, 16 ayda yüzde 24 olan politika faizini yüzde 8,25’e kadar indirtti. Uysal 5,60 seviyesindeydi aldığı doları jet faiz indirimleri nedeniyle 8,57’den teslim etti. Ayrıca Uysal döneminden MB rezervlerinde de ciddi gerileme oldu. Erdoğan, Kasım 2020’de kurdaki rekorlar sonrası bu kez Uysal’ı koltuktan kaldırarak yerine Naci Ağbal’ı atadı.
Ağbal göreve geldikten sonra gerçekleştirilen ilk toplantıda, politika faizini 475 baz puan artırarak yüzde 10.25’ten yüzde 15 seviyesine yükseltti. Aralıkta 200 baz puanlık daha artış yapan Ağbal, ocak ve şubat aylarında faizi sabit tutmasının ardından mart ayında 200 baz puanlık bir artırım yaptı ancak bu son hamle Erdoğan’ın sabrını taşırdı.
Erdoğan Mart ayında 133 gün sabredebildiği Ağbal’ı görevden alarak yerine Şahap Kavcıoğlu’nu getirdi. Faizleri indirmek için bir süre bekleyen Kavcıoğlu, Erdoğan’ın istekleri doğrultusunda eylül ayından bu yana ise toplamda 400 baz puanlık indirime gitti. İndirimler sonrası Türk Lirası yüzde 30’un üzerinde devalüe oldu.
Erdoğan’ın düşük faiz ortamından sık sık memnuniyetini dile getirmesi ve faizlerin daha da düşeceğini tekrar etmesi ise doların 13,45’le tarihin en yüksek seviyesine ulaşmasına neden oldu.
Şu an yabancı kuruluşlar, TL’deki değer kaybının önüne geçebilmek adına MB’nin önümüzdeki yılın ilk çeyreğinde yeniden agresif faiz artırımlarına gidebileceğine dair raporlar yayınlıyor. Ancak Erdoğan, düşük faizin düşük enflasyon getireceğine dair yorumlarını sürdürüyor. Erdoğan ayrıca değersizleşen TL’nin ihracatı destekleyeceğini, yatırımları artırarak daha fazla istihdam getireceğine inanıyor. Ekonomist ve iktisatçılar ise ‘cari açık düştükçe kur ve enflasyon düşecek‘ gibi açıklamaların altını ekonomik gerçekliliklerle doldurmakta zorlanıyor.