‘Still Alice’ Oscar’ı almasına rağmen, biraz değerinin farkına varılmadan kıyıda kalmış olsa da hafızasını kaybeden bir kadını değil, kendini savunan insanı anlatan bir film olduğu için bende çok kıymetli.
Bir tabloya bakmak, bir roman okumak ya da bir müzik parçasını tekrar tekrar dinlemek ilk bakışta hayatın zorunlu ihtiyaçları arasında görünmez. Açlığı gidermez. Bir sorunu çözmez. Buna rağmen insanlar binlerce yıldır hikâyeler anlatıyor, resimler yapıyor, şarkılar yazıyor. Bunun nedeni sanatın cevaplar sunması değil. Yaşadığımız şeylerle aramızdaki ilişkiyi görünür hale getirmesi.
Bir zamanlar dikkat dağıtan şeylerin bir sonu vardı. Gazete biterdi. Televizyon yayını sona ererdi. Yolculuk tamamlanırdı. Misafirler dağılırdı. İnsan eninde sonunda kendi zihniyle yeniden karşılaşırdı. Bugün ise akışın sonu yok.
Eve girer girmez, salonda karşıladı işler beni. Onlarca bağımsız parçanın bir araya gelip oluşturduğu toplam bana kalırsa bir hikâyenin dağınık toplamı. Adnan Özsökmeler yaptıklarına “bir örgütlenme biçimi” diyor.