TTB ve İTO uyardı: Hekimleri yıkan tazminat sistemi, yarın halkın sağlığını tehdit eder

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve İstanbul Tabip Odası (İTO), hekimlere karşı peş peşe açılan yüksek tutarlı tazminat davalarına dikkat çekerek Sağlık Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve TBMM’ye çağrıda bulundu.

TTB ve İTO, bağımsız uzman heyetlerin bilimsel değerlendirmelerine dayanan, hataların kök nedenlerini belirleyen ve benzer zararların tekrarını önlemeye yönelik çalışmalar içeren ‘bütüncül bir kamusal mesleki sorumluluk sistemi‘ oluşturulmasını istedi.

Fotoğraf: Mesude Demir

Hekimlere yönelik açılan malpraktis (kusurlu tıbbi uygulama) davalarıyla talep edilen tazminat tutarları rekor üstüne rekor kırıyor. Son olarak, bir çocuk hekimine karşı 50 milyon ABD doları tutarında tazminat talebiyle dava açıldı. Daha önce bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı hakkında yaklaşık 78 milyon TL, bir kulak burun boğaz uzmanı hakkında ise 109 milyon TL tutarında tazminata karar verildi. Ayrıca hekimler hakkında ceza davaları, hapis cezaları ve gözaltı işlemleri uygulandı.

İTO’da bugün TTB Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip, İTO Başkanı Prof. Dr. Talat Kırış, İTO yönetim kurulu üyeleri Dr. Nadir Kalfazade, Dr. Fikret Aydın ve Dr. Irmak Saraç’ın katılımıyla bir basın toplantısı yapıldı.

Hekim meslek örgütleri, meslektaşlarını ağır tazminat ve ceza tehdidi altında bırakan sağlık sisteminin sürdürülemez olduğu ve bundan herkesin zarar göreceği uyarısında bulundu. Sistemin yanlışlarının hekimlere yüklenmemesi istendi.

Meselenin yalnızca hekimlerin maddi varlığıyla ilgili olmadığı, uzmanlık seçimi, riskli hastaya müdehale, nihayetinde toplumun nitelikli sağlık hizmetine erişimini de etkileyeceği söylendi: “Bugün hekimleri yıkıma uğratan tazminat ve ceza sistemi, yarın halkın sağlık hakkını da tehdit edecektir.”

Tek faktör hekim değil

Saip, malpraktis ile komplikasyonların aynı şey olmadığını vurguladı. Saip, iki durum arasındaki ayrımın ortaya konulabilmesi için sadece hekimin değil, sağlık kuruluşunun altyapı, personel, tıbbi ekipman yeterliliği gibi faktörlerinin de değerlendirilmesinin önemli olduğunu söyledi.

Bunu TTB Onur Kurulu yapabiliyordu. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin TTB’nin disiplin yönetmeliğinin 39’uncu maddesini iptal etmesi ve yerine yenisinin konulmaması TTB’nin elini kolunu bağlıyor.

TTB olarak bu konuda Sağlık Bakanlığı hukuk danışmanıyla da bir çalışma yürüterek yasa tasarısı hazırladıklarını ifade eden Saip, “Görevimizi yerine getirmemiz için yasa taslağının bir an önce hayata geçmesini bekliyoruz. TTB’de değerlendirilmeyi bekleyen, bin 800 dosya birikti” dedi.

‘Hekimler her işlemi yaparken korkacak

Saip, yüksek tazminat tehdidinin sürmesi halinde defansif tıp uygulamalarının yaygınlaşacağını söyledi: “Hekimlerin bu tazminatları ödemeleri mümkün değil. Davalar bu şekilde devam ederse defansif (çekinik) tıp uygulamaları oluşacak ve hastalarımız gerekli hizmete ulaşamayacak. Çünkü hekimler her işlemi yaparken korkacaklar.

Sorunun kamu tarafından çözülmesi gerekiyor. Kamuda çalışan hekimlerin bir koruyucu kalkanı var. Ama özel hekimlikte maalesef bu koruyucu kalkan yok. Onlar için de kamusal fon kurulabilir.

Bu cezaları kabul etmiyoruz. Meslektaşlarımızın yanındayız. Tabii ki kusurları varsa gerekli işlemler yapılmalı ama bunların da makul sınırları olmalı.”

Saip, Türkiye’de ihtiyacın çok üstünde tıp fakültesi bulunduğunu ve tümünde nitelikli eğitim verilemediğini de sözlerine ekledi. Saip, tıp fakültelerindeki bu enflasyon ve uzmanlık eğitimindeki aksamaların malpraktisi daha da artıracağı endişesini paylaştı.

Komplikasyon, malpraktis ayrımı iyi yapılmalı

Kırış, tıbbi müdahaleler sonucunda gelişen her olumsuz durumun hizmet kusuru olarak algılandığını belirtti. Tıbbi olayların iyi anlaşılması gerektiğini ifade eden Kırış, şöyle devam etti: “Bir örnek vereyim. Ameliyattan çıktınız, evinize gittiniz. Arandınız ve ‘Hastanın tansiyonu düşüyor, nabzı hızlanıyor’ diye haber verdiler. Eğer o telefona ‘Bir takip edin bakalım. Sabah ne olacak?’ derseniz ve bir kusur, zarar gelişirse bu gerçekten hizmet kusurudur. Ama atladınız, geldiniz, ilgilendiniz, kan verdiniz, uğraştınız ama olumsuz sonuçlandı. Bu komplikasyondur. Yani ayrımını iyi yapmak lazım.”

Bilirkişi değerlendirmeleri tarafsız ve ilgili uzmanlarca yapılsın

TTB ve İTO sorunun çözümü için şu önerilerde bulundu:

*Sağlık hizmeti kaynaklı zararların bütüncül biçimde değerlendirilmesini sağlayacak yasal ve idari mekanizmalar oluşturulmalı.

*Komplikasyon ile kusurlu tıbbi uygulama ayrımı bilimsel ölçütlerle ve olayın tüm koşulları dikkate alınarak yapılmalı.

*Bilirkişi değerlendirmeleri bağımsız, tarafsız ve ilgili uzmanlık alanlarının bilimsel temsilcilerince gerçekleştirilmeli.

*Ceza ve tazminatların belirlenmesinde ölçülülük ilkesi gözetilmeli.

*Kamu ve özel sektörde çalışan hekimler arasındaki hukuki güvence farklılıklarını ortadan kaldıracak düzenlemeler yapılmalı.

*Zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortası gerçekçi ve etkin bir güvenceye dönüştürülmeli; sigorta primlerinin işveren tarafından karşılanması sağlanmalı.

*Sağlık hizmetinden kaynaklanan zararların nedenlerini araştıran ve aynı hataların tekrarını önlemeye yönelik düzeltici ve önleyici çalışmalar geliştiren hasta güvenliği sistemi oluşturulmalı.

*Sağlık hizmetiyle ilişkili zararların hastalar açısından hızlı ve adil biçimde karşılanmasını, hekimlerin ise bireysel ekonomik yıkıma uğramadan ve malpraktis korkusu altında kalmadan tıbbi gereklilikler doğrultusunda mesleklerini sürdürebilmesini sağlayacak kamusal bir fon kurulmalı.

Sağlık sistemini tehdit ediyor

Ortak açıklamayı İTO Genel Sekreteri Saraç okudu. Açıklama özetle şöyle:

Bu yapısal bir sorun haline geldi. Türk Tabipleri Birliği ve İstanbul Tabip Odası olarak yıllardır uyarıyoruz: Hekimleri ekonomik ve hukuki açıdan yıkıma uğratabilecek bir tazminat ve ceza sistemi, yalnızca hekimleri değil, sağlık hizmetinin bütününü tehdit etmektedir. Böyle bir ortam, sağlık hizmeti sunumunda defansif tıp uygulamalarını artırmakta; hekimlerin riskli vakalara müdahale etmekten kaçınmasına, yüksek riskli uzmanlık alanlarının tercih edilmemesine ve sonuçta toplumun nitelikli sağlık hizmetine erişiminin zayıflamasına yol açmaktadır.

Hasta hakları önemli ama adil yönteme ihtiyaç var

Hasta haklarının korunması, sağlık hizmeti nedeniyle ortaya çıkan zararların giderilmesi ve kusurlu tıbbi uygulamaların tespit edilmesi kuşkusuz vazgeçilmezdir. Ancak sağlık hizmeti sunumunda karşılaşılan her olumsuz sonucun yalnızca hekimin kişisel kusuru olarak değerlendirilmesi ve hekimlerin ömür boyu çalışsalar dahi karşılayamayacakları tazminatlarla karşı karşıya bırakılması, hasta güvenliğini ve sağlık hakkını koruyan adil ve sürdürülebilir bir yöntem değildir.

Sadece sonuca değil, sürece de bakmak lazım

Komplikasyonlarla karşılaşmak kaçınılmazdır. Hiçbir insan aynı değildir. Anatomisinde, fizyolojisinde, hormonal sisteminde farklılıklar vardır. Aynı insanın dahi farklı yaşlardaki metabolizması farklıdır. Dolayısıyla her insanın uygulanacak tedaviye vereceği yanıt da aynı olmayabilir.  Tıbbi uygulamalarda, tıbbın doğası gereği belirli riskler bulunmaktadır. Hastanın yaşı, mevcut hastalıkları, başvuru koşulları, sağlık kuruluşunun olanakları, çalışma koşulları, sağlık ekibinin yapısı, kullanılan tıbbi teknolojiler, başvuru ve sevk süreçleri ile hekimin sahip olduğu olanaklar birlikte değerlendirilmeden yalnızca sonuca bakılarak kusur tespit edilemez. Bu nedenle komplikasyon ile kusurlu tıbbi uygulama birbirine karıştırılmamalıdır.

Yapısal sorunlar gözardı edilmesin

Komplikasyon ile kusurlu tıbbi uygulama arasındaki ayrım; bilimsel, tarafsız, bağımsız ve ilgili uzmanlık alanlarından oluşan kurullar tarafından, olayın tüm koşulları değerlendirilerek yapılmalıdır. Eksik personel, artan iş yükü, yoğun emek gerektiren çalışma biçimi, yetersiz muayene ve değerlendirme süreleri, yoğun nöbet yükü, sağlık kuruluşlarının organizasyon eksiklikleri, tıbbi cihaz ve altyapı sorunları, sevk zincirindeki aksaklıklar ve sağlık hizmetinin örgütlenme biçiminden kaynaklanan yapısal sorunların sonuçları yalnızca hekimin bireysel sorumluluğuna indirgenemez. Hekim tek başına sağlık sistemi değildir. Amaç yalnızca bir kişiyi cezalandırmak değil; zararın nedenlerini ortaya çıkarmak, aynı zararın tekrarını önlemek, hastanın uğradığı zararı hızlı ve adil biçimde karşılamak ve sağlık hizmetinin güvenliğini geliştirmek olmalı.

Riskli branşlardan uzaklaştırıyor

Bugün çocuk sağlığı ve hastalıkları, kadın hastalıkları ve doğum, genel cerrahi, beyin cerrahisi, çocuk cerrahisi, kalp ve damar cerrahisi gibi yüksek riskli alanlarda çalışan hekimler, mesleki sorumluluğun yanı sıra giderek büyüyen hukuki ve ekonomik risklerle de karşı karşıyadır. Bu durum hekimlerin riskli branşlardan uzaklaşmasına, genç hekimlerin bu uzmanlıkları tercih etmemesine ve mevcut uzmanların çalışma koşullarının daha da ağırlaşmasına yol açmaktadır. Riskli dallarda hekim açığı derinleşirken, ilerleyen yıllarda hastaların tıbbi bakımını üstlenecek hekim bulunamaması riski de büyümektedir.

Hasta güvenliği sistemleri kurulsun

TTB ve İTO, sağlık hizmetinden kaynaklanan zararların karşılanmasına karşı değil. Aksine, zarar gören hastaların haklarının etkin biçimde korunmasını, zararların hızlı ve adil biçimde giderilmesini ve aynı zararların tekrarını önleyecek hasta güvenliği sistemlerinin kurulmasını savunmaktadır. Ancak bunun için mesleki sorumluluk rejiminin yalnızca bireysel cezalandırma ve yüksek tazminat baskısı üzerinden değil; bilimsel değerlendirme, kök neden analizi, kurumsal sorumluluk, hasta güvenliği ve kamusal güvence ilkeleri temelinde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

Hekime 50 milyon dolarlık malpraktis davası açıldı: ‘Tazminatlara üst limit gelmeli’