Hekimlere açılan malpraktis davalarında talep edilen tazminatlarda rekor üstüne rekor kırılıyor. Son olarak bir pediatri uzmanına 50 milyon dolarlık (2 milyar 350 milyon lira) tazminat talebiyle dava açıldı. Hekimlerle Hukuksal Dayanışma Derneği Başkanı Cengiz Bayram, hem tazminatlara bir üst limit getirilmesi hem de davaların Tüketici Mahkemelerinden alınması gerektiğini söyledi.
Kendisi de pediatri uzmanı olan ancak hekimliği bırakarak avukatlığa geçen Bayram ile malpraktis davalarını ve alandaki sonuçlarını konuştuk.
Bayram hekimliği sevmemiş. Uzmanlıktan sonra iktisat, ekonometri okuyan, üstüne hukuk eğitimini ekleyen Bayram, bugüne dek dört lisans, üç yüksek lisans, iki de doktora yapmış. Kendisine ‘profesyonel öğrenci‘ diyor: “Hekimlik çok hoşuma giden bir meslek olmadı ama bana her zaman faydalı. Çünkü sonuçta değerlendirmede çok kullanıyorum. Sadece hekimlerin davalarını alıyorum.”

Dudak uçuklatan tazminat talebi
50 milyon dolarlık tazminat talebine konu olan olay, geçtiğimiz yıl İstanbul’daki özel bir hastanede yaşandı. Karın ağrısı şikâyetiyle gece hastaneye götürülen 15 yaşındaki A.D.A., burada pediatri uzmanı tarafından muayene edildi. Ayağında uyuşma ve hissizlik hissetmesi sebebiyle pediatrist, nöroloğun da görmesini uygun buldu. Ailesi nöroloğun gelmesini beklemek istemedi. Başka bir hastaneye nakletmeyi uygun gördü. Aile, diğer hastanenin ambulansını beklerken çocuğa işlem yapılmasını kabul etmedi. Omuriliğin etrafında kan pıhtısı birikmesi ve sinirlere baskı yapmasıyla çocuk kalıcı felç oldu. Çocuklarını tedavi için yurt dışına götüren aile, bir yandan da hastanedeki teşhis ve tedavinin zamanında ve uygun şekilde yapılmadığını ileri sürerek hastane ve hekim hakkında dava açtı.
Dava edilen hekimin da avukatı olan Bayram, kurduğu ve iki bini aşkın üyeye ulaşan dernekle de hukuki farkındalık yaratarak tıbbi malpraktisi azaltmayı amaçlıyor. Bayram, hukuki farkındalığın olması halinde daha az hata yapılacağını düşünüyor: “Dernek olarak ayrıca özellikle tüm hekimleri ilgilendiren düzenleyici işlemlere karşı da davalar açarak hekimlerin lehine avantajlar sağlamaya çalışıyoruz.”
Kamu hekimleri rahatladı ama yetmez
Yaklaşık 23 yıl önce başlayan AKP iktidarının ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı‘nın sonuçları ortada. Siyasetçilerin sağlık hizmetlerinin oy potansiyeline etkisini görmesiyle alanda büyük değişimler yaşandığını belirten Bayram, şöyle devam etti: “Ancak süreçte siyasetçiler, hekimleri ikinci plana attı. Bu nedenle hekimler ya mesleği bıraktı ya yurt dışına kaçtı. İlk defa bunun farkına varıp ‘çözüm’ anlamında öneriler getiren eski Sağlık Bakanı Fahrettin Koca oldu.
Hem hekimlerin özlük hakları hem emeklilikleriyle ilgili hem de hekimlere davalar sonunda rücu edilecek rakamları önleyici birtakım yasal mevzuatlar çıkardı. Kamuda çalışan hekimler içindi ama sonuçta yüzde 70’ten fazlası orada çalışıyor. Özelde çalışanlar için durum farklı. Kendilerinin ödemesi gerekiyor.
Hekimler ekonomik, özlük hakları ve sağlıkta şiddetle ilgili gerçekten çok zordalar şu anda. Bunlarla ilgili gerçek çözüm getiren bir yasa henüz çıkmadı.”
Harçsız davalar rekor tazminat talepleri patlattı
Malpraktis davalarını ve tazminat tutarını artıran ana etkense 2014’te çıkarılan Tüketici Kanunu. Kanunla sağlık davaları Tüketici Mahkemelerine taşındı. Açılan davalarda bu mahkemelere harç ödenmesi gerekmiyor. Avukatlar davayı kaybederse sembolik avukatlık ücreti alıyor. Ancak kazanırsa alacağı ücret çok yüksek oluyor. Böyle olunca yüksek tutarlı tazminat davaları peş peşe geliyor.
İyi niyetin kötüye kullanıldığını söyleyen Bayram, şunları söyledi:
“Şöyle düşünün, ekmek bıçağını ekmek kesmek için üretiyorsunuz ama insan öldürüyorsunuz. Bu kanun çok kötü. Mutlaka değişmesi, bu davaların tekrar Asliye Hukuk Mahkemelerine alınması gerekiyor. Zaten adli yardım gerekiyorsa mahkeme yapar.
Yüksek tazminat tutarları medyada da yer bulunca, çabuk zengin olma hayali nedeniyle hekimlere karşı bir dava açma isteği ortaya çıktı.”
Yoğunlukta ciddi hastalar kayboluyor
Türkiye’de 2024 verilerine göre toplam hekime müracaat sayısı 1 milyar 47 milyon 877 bin 901. Bu, kişi başına düşen yıllık hekime müracaat sayısının 12,2 olması demek. Sağlıkta Dönüşüm Programı başlamadan, 2002’de bu sayı 3,2’ydi.
Bayram bu yoğunlukta ciddi hastaların ‘kaybolduğunu‘, hastalıklarının atlanabildiğini söyledi. Bunun malpraktisi çok artırdığını ifade eden Bayram şöyle devam etti:
“2003’te kaldırdıkları bir mevzuat var. Tıpta Uzmanlık Kurulu Yönetmeliği’nde (o zamanki adıyla tüzük) ‘Bir uzman hekim en fazla 20 hasta bakar’ maddesi vardı. Bunu kaldırdılar, şu anda sınır yok, ‘Gelene bakacaksın’ diyorlar.
Gerçek hastayı kaçırıyoruz şu anda. Tıbbi müdahaleler riskli müdahalelerdir. Komplikasyonu erken tanıyıp tıp standartlarına uygun müdahale etmek lazım. Ama bu kadar kalabalıkta yapabilmek çok zor. Bakanlık da biliyor, görmemezlikten geliyor. Oy için bu yapılmaz. Bana göre siyasetçilerin ülkede sağlığa verdikleri en büyük zarar bu.”
En çok dava açılan hekimler
Bayram’ın gözlemlerine göre en fazla malpraktis davası; acilciler, kadın hastalıkları ve doğum ile pediatri uzmanlarına yönelik açılıyor: “Acilde (yılda Türkiye nüfusunun 2,5 katı sayıda başvuru yapılıyor) en fazla teşhis hatalarıyla ilgili dava açılıyor. Hizmet alımı (taşeronlaşma) nedeniyle radyoloji raporları iyi değerlendirilemiyor. Görüntülemeyle ilgili çok dava görüyorum.
Kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarına yönelik en çok doğumda bebeğin oksijensiz kalması, omzundaki sinir zedelenmeleri, kanama nedeniyle rahmin alınması, özellikle genetik anomalilerle (özellikle Down sendromu) ilgili dava açılıyor.
Çocukla ilgili en büyük davalar yenidoğan dönemiyle ilgili. Görme muayenesinin yapılmaması ve körlük sebebiyle açılıyor.”
Fakülte sayısı artarken eğitim kötüleşiyor
Ülkemizde 128 tıp fakültesi (2023 itibarıyla) bulunuyor. Hem fakülte sayısının artması hem de hekimliğe ilginin giderek azalması buraya girişleri kolaylaştırdı. Yaklaşık 22 bin tıp öğrencisi var. Yüzde 1-2’lik dilimden öğrenci alan fakültelerin artık yüzde 10’luk dilimden öğrenci kaydettiğini hatırlatan Bayram, “Yani hekim kalitesi azaldı. Bazı yerlerde bir uzman doktor eğitim veriyor. Hekimlerse tıbbi malpraktis ve şiddet riski yüksek olan bölümlere girmek istemiyor.
Ben Tıpta Uzmanlık Sınavı’nda (TUS) Türkiye 20’ncisi olduğum halde, İstanbul Tıp Fakültesi Pediatri Kliniğine, beşinci (ve son kişi) olarak girdim. Şimdi 10 bin-15 bininci rahatlıkla girebilir.
Artık pediatri, kadın doğum, kalp ve damar, çocuk cerrahileri tercih edilmiyor. Siyasetçiler bunu anlamıyorlar. Sayılara bakıyorlar sadece. Hâlbuki hekimlik son derece riskli bir meslek, usta-çırak ilişkisiyle yetişmek önemli.”
Adli mütalaalar isabetli mi?
Malpraktis davalarında önemli bir sorun da adli mütalaalar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) bilirkişi raporlarında uyuşmazlık konusuyla ilgili kurulda sadece bir branş doktorunun bulunmasını kabul edilemez olarak değerlendirdiğini vurgulayan Bayram, şunları söyledi: “Mesela kadın doğumla ilgili bir olay var. 7’inci İhtisas Kurulu’na gidiyor. Bakıyorsunuz kurulda sadece bir kadın doğumcu var. Olmaz. AİHM ‘en az 3 olacak‘ diyor. Demek ki kurulların yapısını değiştirmek, davanın konusuna göre en az 3 o branştan uzmanı almak gerekiyor. Zaten dosyaları asistanlar hazırlıyor, uzmanlara götürüyor. Uzmanlarda ciddi yoğunluk var çünkü. Bir ayda en az 600-800 dosya hazırlamak zorundalar.”
Tazminatlara üst limit gelsin
Bakan Koca döneminde malpraktis davalarıyla ilgili dernek olarak 13 maddelik bir rapor sunduklarını anlatan Bayram, şöyle devam etti:
“Davaların hekime karşı açılması önlenmeli. Bir kurum kurulmalı. Bu kuruma bir fon aktarılmalı. Yılda yaklaşık 1,5 milyar muayene yapılıyor. Her birinden 25 kuruş fona aktarılsa tazminatlar buradan ödenebilir.
Yargıtay hekimi hatanın tamamından sorumlu tutuyor. Bir kamyon şoförü kaza yapıp birini öldürdüğünde kusur oranı 1/8 ise, zararın 1/8’ini ödüyor. Ama hekimlikte 8/8 ödetiliyor. Böyle bir saçmalık olabilir mi? Bunun değişmesi lazım.
Mutlaka davalarda tazminatlara üst limit getirmeleri lazım. 50 milyon dolarlık dava olmaz.”