‘Ölü Deniz’ adlı stand-up gösterisinde yaptığı espriler nedeniyle yaklaşık üç aydır tutuklu komedyen Deniz Göktaş’ın yargılanması yarın başlıyor. Komedyen üç suçlamadan toplam dokuz yıl sekiz aya kadar hapis cezasıyla karşı karşıya.

İstanbul başsavcılığının iddianamesinde Göktaş’a yöneltilen suçlamalar şöyle: ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama’, ‘cumhurbaşkanına hakaret’ ve ‘suçu ve suçluyu övme.’
Göktaş, sabah 10’da Çağlayan Adliyesi’nde mahkemeye çıkacak. Savunmasının ardından mahkeme Göktaş’ın tutukluluk durumunu değerlendirecek.
32 yaşındaki Göktaş, yaklaşık üç yıldır turnesini yaptığı ‘Ölü Deniz’ adlı stand-up gösterisini 24 Haziran’da YouTube’a yükledikten sonra ‘cumhurbaşkanına hakaret’ ve ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama’ suçlamalarıyla 3 Temmuz’da tutuklanmıştı.
‘Ölü Deniz’ 8 Temmuz’da Türkiye’de erişime engellenmişti. Gösteriden kesitlerin yer aldığı X paylaşımları da erişime engellendi.
‘Sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı’
Göktaş 7 Temmuz’da cezaevinde kaleme aldığı mektupta ‘Ölü Deniz’i hangi motivasyonla yazdığını anlatmıştı:
”Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, ‘politik mizah’ yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘Ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘Burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.”
28 Ağustos’ta İstanbul 61’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nce tahliyesine (tutuksuz yargılanmasına) karar verilen Göktaş, cezaevinden henüz çıkamadan bu kez Daltonlar çetesine ilişkin sözleri nedeniyle ‘suçu ve suçluyu övme’ suçundan yeniden tutuklandı.
‘‘Bir iyi haber, bir kötü haberim var’’ diye yazdı Göktaş. ‘‘İyi haber: Tahliye oldum. Kötü haber: Tutuklandım.’’
‘Kuyu tipi ruh ve beden sağlığını bozuyor’
Göktaş, Tekirdağ’ın Çorlu ilçesindeki Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda ‘kuyu tipi’ cezaevinde tutuluyor; burada yaşam alanı dar, pencerelerdeki tellerin sıkılığı nedeniyle güneş, hava, yağmur ve rüzgar dahi giremiyor.
Diken’e konuşan Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ümit Biçer, ‘kuyu tipi cezaevleri kapatılmalı’ demişti: ‘‘Hem ruh hem de beden sağlığını bozuyor.’’
Nitekim Göktaş da 3 Ağustos’taki mektubunda ‘‘Kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz’’ diye anlatmıştı ‘kuyu tipi’ni.
Göktaş’a suçlamaların kaynağı ‘Ölü Deniz’ gösterisindeki üç kısım.
Peki iddianamede neler var?
‘Cumhurbaşkanına hakaret’ (mi?)
Komedyen Göktaş, 90 dakikalık ‘Ölü Deniz’ gösterisinin yaklaşık üç dakikasında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la ilgili şakalar yaptı.
Şu şakalar nedeniyle iddianamede TCK’nın 299’uncu maddesinde tanımlı ‘cumhurbaşkanına hakaret’ suçu işlendiği belirtildi:
– ..iyisi ile kötüsü ile beraber bir yolculuğumuz var, ben 1994 de doğdum, o 1994’de İstanbul Belediye Başkanı oldu ve hayatının bütün önemli aşamalarına, kariyerindeki bütün ilerlemelere tanık olduk, komşum gibi, sevmediğim huysuz bir komşu, ama yine de merak edersin komşunun hayatını, bugün ne yaptı, çöpünde ne var falan onun, Recep Tayyip Erdoğan’ın utangaç bir diktatörden, kendi kimliği ile barışık bir diktatöre geçişi…
– …bizim başımıza gelenleri düşünmezseniz, bir birey için çok önemli bir ilerleme, işte o internette kişisel gelişim videolarını sadece iyi niyetli insanlar izlemiyor, bu adamlar da izliyor, belli ki bir gün, çok iyi bir video denk geldi ve dedi ki evet ya 30 yıldır niye kendini kısıtlıyorsun, toplum baskısı, milletin yazdığı metinler, anayasa falan, kendin ol ya, kendin ol, kır kabuklarını Tayyip ya…
– …ben de psikoloji mezunuyum, insan ister istemez hayal ediyor. Keşke Recep Tayyip Erdoğan’ın terapisti olabilsem diye işte. Ödemesi çok iyidir. Yıllar süreceği belli, yan hakları vardır falan, tam benlik meslek, ama bana yar etmezler o işi, kesin akrabalardan birini tutmuşlardır, para içeride kalsın diye, Albayrak, Bayraktar, Albayraktar yeni sürüm çıktıysa, çok iyi bir terapi süreci geçirmediği kesin ama bunu biz bile görebiliyoruz, adamın içten güldüğü bir tane görüntü var o da mezarlıkta, işlerin çok iyi gitmediği belli…
Savcılığa göre bu ifadeler ‘eleştiri sınırlarını aşıyor’ ve ‘Cumhurbaşkanı’nın toplum nezdindeki şeref, onur ve saygınlığını rencide edecek nitelikte.’
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da müştekiler (şikayetçi) arasında.
‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama’ (mı?)
Göktaş’ın şu şakaları TCK’nın 216/1 ve 218’inci maddelerinde tanımlı ‘basın ve yayın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme’ suçuna kanıt gösterildi:
– …hâlâ korkuyorum, canlı bombalar ama en çok da oruç tutan canlı bombalardan korkuyorum çünkü normal canlı bombalardan Taksim’e, meydanlara kalabalık yerlere gitmeden kaçabilirsin, ancak oruç tutan canlı bombaların nerede patlayacağı belli olmaz…
– …dördüncü kitap favorim, bir çoğumuz gibi, imam oğlu okudu ise o da sevmiştir diye tahmin ediyorum, dört kitap arasında açık ara en iyisi o bence, açık ara en iyisi o bence. Bir kere çok iddialı bir çıkış 600’lü yıllarda bu son kitap demek, daha yeni yeni kitaplar çıkıyor zaten ya, ben 1200 yılında bir tane daha çıkar diye düşünürdüm, yazar içinde çok zor, aklına yeni bir fikir gelse son kitap dedik ya domuz da yemeyiversinler...
Göktaş’ın ayrıca dalgıç şakasında denize haşemayla giren kadınları hedef aldığı iddia ediliyor:
– bütün yılın stresini denize akıtacağım, tam böyle düşünürken denizin içinden bir kaç tane insan çıktı. Saçları görünmüyor, bütün vücutlarını kaplayan siyah bir kıyafet, ben kimin hangi kıyafetle denize gireceğine karışacak değilim ama bu görüntüye de yıllardır alışamadım. [S…] dalgıçları gerçekten gerçekten nefret ediyorum, boşa alkışlamayın sizi de tanımış olduk, testi geçemediniz, Harbiye isminin hakkını verdik, Deniz Baykal ölmedi, bilinç altınızda yaşıyor…
Gelgelelim Göktaş, savcılık ifadesinde, aslında denize haşemayla giren kadınlara önyargılı kişileri eleştirdiğini belirterek ‘seyirciyi ters köşeye düşürüyorum’ demişti.
‘Suçu ve suçluyu övme’ (mi?)
Komedyen, gösterisinde Türkiye’de adı çıkan ‘yeni nesil suç örgütleri’ne kısa bir şakayla değinmişti.
Bu şaka nedeniyle Göktaş’ın TCK’nın 215’inci maddesinde tanımlı ‘suçu ve suçluyu övme’ suçu işlediği iddia ediliyor:
– …bugünün ikinci sıra bilet gelirleriyle Türkiye’de bir tetikçi tutup, rakip bir komedyeni öldürtebiliyorum. Şu an piyasa bu durumda. Sadece ikinci sıra, bir de Telegram hesabı. Oradan Daltonlara yazıyorsunuz, gayet kurumsal bir iletişim var. Bitcoin’den parayı yatırıyorsunuz takip de edemiyorlar. Öldürünce fotoğraf geliyor buydu değil mi abi? Onun ikizi vardı ama benim hatam. Tekrar yatırıyorsunuz muhteşem bir sistem…
Göktaş suçlamaları reddetti
Göktaş savcılık ifadesinde sözlerinin suç oluşturduğu iddiasını reddetti. Gösteri metnini bizzat yazdığını ve videoyu YouTube’a kendi yüklediğini söyledi.
Erdoğan’a ‘hakaret veya aşağılama’ kastı olmadığını söyleyen Göktaş, ‘diktatör’ şakası için şöyle dedi: ”Diktatör kelimesi siyasal bir tespittir, kamuoyunda da sıkça tartışılan bir konudur, hakaret veya aşağılama kastım bulunmamaktadır.’’
Göktaş ‘dördüncü kitap’ şakasını kelimesi kelimesine üç yıldır ülkenin farklı bölgelerinde yaptığını vurguladı:
”Dördüncü kitap olarak kastedilense Kuran-ı Kerim’dir. Benim bu şakada herhangi bir aşağılama kastım yoktur. Çeviriden kastım Kuran-ı Kerim’in mealine yönelik tartışmalar ile ilgilidir.”
AİHM ne diyor?
Türkiye, 1954’te Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) onayladı ve 1990’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin zorunlu yargı yetkisini kabul etti.
AİHS’in 46’ncı maddesi uyarınca Türkiye, taraf olduğu davalarda AİHM kararlarına uymakla yükümlü. Anayasa’nın 90’ıncı maddesi de temel haklara ilişkin uluslararası sözleşmeler ile yasaların çatışması halinde sözleşme hükümlerinin esas alınacağını hükme bağlıyor.
AİHM’in yerleşik içtihadına göre ifade özgürlüğü devleti ya da toplumun bir bölümünü sarsan, şoke eden, rahatsız eden veya rahatsızlık veren fikirler için de geçerli. Mahkeme bu ilkeyi ilk kez 1976’daki Handyside/Birleşik Krallık kararında ortaya koymuştu.
AİHM, 1986’daki Lingens/Avusturya kararından bu yana siyasetçilerin eleştirilme sınırının sıradan yurttaşınkine göre daha geniş olduğunu vurguluyor.
Dolayısıyla kamuoyuna mal olmuş kişiler mizahi ve sert eleştirilere daha fazla katlanmalı.
Doğrudan Göktaş’ın yargılandığı maddeyle ilgili karar 2021’e ait. AİHM, Vedat Şorli/Türkiye davasında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilgili Facebook’ta paylaştığı bir karikatür nedeniyle ‘cumhurbaşkanına hakaret’ suçlamasıyla (TCK 299) mahkum edilen başvurucu lehine ihlal kararı verdi.
Mahkeme, cumhurbaşkanına özel koruma sağlayan bu maddenin sözleşmeyle bağdaşmadığını ve ihlalin giderilmesi için iç hukukun ifade özgürlüğüne uygun hale getirilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye 299’uncu maddeyi değiştirmedi.
Öte yandan AİHM’in, AİHS’in 5’inci maddesine (özgürlük ve güvenlik hakkı) ilişkin içtihadına göre tutuklama son çare (istisnai) bir tedbir ve ancak somut, yeterli gerekçeyle başvurulabilir.
Dahası, tahliye edildikten hemen sonra başka bir ifade gerekçe gösterilerek henüz cezaevinden çıkmadan yeniden tutuklama, özgürlük hakkının ihlali ve kişi üzerinde ceza tehdidi kurma riski taşıyor.