Birileri var…
B

Anayasa Mahkemesi önündeki emekli protesto eyleminde hayatına son veren Ali Şekeroğlu’nun elinde taşıdığı dövizde şöyle yazıyormuş: PARA İÇİN DEĞİL ONURUMUZ İÇİN. Okuduğumdan bu yana aklımdan çıkmıyor. 

Bir süre önce sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarda ülkeye yıllarca hizmet etmiş şerefli bir polis memuru olduğunu yazmış. “Vatan sevgimizi sorgulatmayız ama açlıkla da cezalandırmayın, insan gibi yaşamak anayasal hak, küstürmeyin bu fedakâr insanları” demiş.

Anayasal hak evet insan onuruna yaraşır bir hayat sürdürmek. Beslenebilmek, barınabilmek ama sadece bunlar değil; özgürce düşünce ifade edebilmek, sandıkta dilediği kişiye oy verebilmek, dilediğini protesto edebilmek, kötü muamele görmemek; kimliğinden ötürü baskı görmediği özgür, sağlıklı, mutlu bir hayat yaşamak, aşağılanmadan, ezilmeden…

Bütün bu anayasal hakların her gün biraz daha buharlaşarak kaybolduğu bir yerdeyiz biz. Düşüncelerin, hatta şakaların bile cezalandırıldığı, seçimlerin seçilenlerin yok sayıldığı, sabaha karşı kapıya kolluğun gelmesinin sıradanlaştığı bir yer. Açlık sınırına bile yaklaşmayan aylıklarla hayatta kalmaya çalışan milyonlarca insanın televizyon haberlerinde milyar dolarlık borsa skandallarını dinlediği, çocuğunun beslenme çantasına bir şey koyamadığı için bu dünyadan umudunu kestiği bir yer. 

Şimdi biz “Ben artık vazgeçiyorum” diyen emekli polis memuru Ali beyin ölümü için ‘intihar’ diyebilecek miyiz? Ya da doğru düzgün beslenemediği, soğuktan korunamadığı, yeterli sağlık hizmetine erişemediği için ölenlerinkine ‘doğal ölüm’ diyebilir miyiz? Son parasıyla aldığı odunlar da ıslak çıkınca çocuklarına ısınsınlar diye saç kurutma makinesini açıp yan odada kendini asan anneyi hatırlıyor muyuz? Sahi sosyal devlet neydi?

Neoliberal düzenin en güçlü aracı unutturmak belki de. Hayat dediğimiz şeyin Maslow hiyerarşisinin en dibinde sadece karın doyurmak ve başımızı sokacak bir ev için çalışmaktan ibaret olmadığını unutturmak. 

İnsanın üreten, paylaşan, seven, iletişim kuran, merak eden, hayattan keyif alan; yalnızca hayatta kalmak değil, iyi bir hayat yaşamak isteyen bir varlık olduğunu unutturmak.

“İnsan onuru için yaşar” diyen ana babaların evlatları olduğumuzu, yaşadığı toprağı sevmenin onun üzerindeki ağacın da hayvanın da iyiliğini, hakkını hukukunu gözetmek olduğunu unutturmak.

O hafızanın yerine her şeyin alınır satılır metaya dönüştüğü, onurumuzun değil fiyatımızın olduğu bir dünya koymak. 

Sadece bizim buralarda da değil üstelik. Türkiye’de emeklilerin “Bizi açlıkla sınamayın” demek için Anayasa Mahkemesi önünde toplandığı sıralarda İspanya’nın pek çok kentinde de binlerce insan evinden atılan Maricarmen isimli yaşlı kadın için sokaklara döküldü. 70 yıldır Madrid’in merkezinde aynı evde oturan Maricarmen, bir gayrimenkul yatırım şirketinin evi satın alması sonrasında açılan davayı kaybetti. Şirket kirasını yüzde 250 arttırmış ve Maricarmen kirasını ödeyemez olmuştu. 87 yaşındaki yüzde 50 engelli kadının polis zoruyla sedyeyle evinden çıkartıldığı görüntüler İspanyol toplumunu ayağa kaldırdı. ‘Maricarmen Hepimiziz’, ‘Bugün O Yarın Biz’, ‘Maricarmen Yalnız Değilsin’ sloganlarıyla sokağa dökülen binlerce insan için konut krizinin sembolü haline geldi. 

Biliyoruz ki bir ev sadece taştan duvardan ibaret başımızı soktuğumuz yer değildir, içindeki yaşanmışlıkla, anılarla, tanıklığıyla bir parçamızdır. Ne var ki evlerimizi, sokaklarımızı, yaşam alanlarımızı en yüksek değerden paraya çevirmeyi esas alan bir zihniyetle kuşatılmış durumdayız. Yaşlılık, yıllarca çalışıp dünya telaşı içinde geçen yılların ardından sakin, huzurlu bir zaman dilimi olmalıyken kira parası yetmeyince ucuz köhne otellere yerleşen, ya da yaşı 80’e yakın çalışmak zorunda kalıp da inşaatta ölen insan hikayelerini okumamalıydık. Diğer taraftan hiç emek vermeden bir gecede servetini bilmem kaç katına katlayanların haberlerinin önümüze düştüğü ülkede üstelik.

Peki ne yapacağız, bunca adaletsizliğin orta yerinde neye tutunup neye inanacağız?

Bundan kaçmak korunmak mümkün elbette. Ben çok yaşadım, size de olmuştur muhakkak. Eş dost akrabanın bir kısmı, hatta uzun yıllar birlikte ülke meselelerine kafa yorduğunuz, ateşli politik tartışmalar yaptığınız  arkadaşlar bir gün karşınıza geçip şöyle demiştir: “Vallahi bıktım ben artık ülke gündemini takip etmiyorum, haber izlemek istemiyorum, moralim bozuluyordu, bıraktım.”  Hani sokaktan gürültü geliyormuş da pencereyi kapatmışız gibi. 

Olur, olmaz değil.

İmkanınız varsa sahil kasabasına yerleşip küçük bir zeytinlik alırsınız belki, kendinizi daha felsefi konulara, entelektüel okumalara, yazıya çiziye verebilirsiniz. İnsanı oyalayacak çok şey var, hiç evden çıkmadan da hayat geçirebilirsiniz, diziler, belgeseller izler, haber sitelerine girmezsiniz, zaten hep kötü haberler vermektedirler. Sosyal medyanızda keyifli gezi fotoğrafları, kitap tanıtımları, konser videolarıyla yaşanmaz değil, yaşanır. 

Moralinizin fazla bozulmadığı bir hayat da mümkün elbette. Ama dünyada bir şeyler olmaya devam etmektedir, bir yerlerde hâlâ birileri vardır, siz de bilirsiniz. 

Çünkü birileri olsun isteriz.

Haksızlığa boyun eğmeyen.

“Neme lazım” demeyen.

“Benden sonra  tufan” demeyen.

Birileri olsun; duruşma salonlarında bıkmadan vazgeçmeden adaletten, eşitlikten, özgürlükten, insanca bir hayattan söz eden.

Cezaevinden sesini, sözünü duyduğumuz birileri.

Dünyanın öteki ucunda bir bilboardda “Biz hep burada olacağız” diyebilen birileri.

Çünkü insan yalnızca kendi hayatını kurtararak yaşayamaz. Bir başkasının acısını duyabilmek aynı zamanda yalnız olmadığımızı da hatırlamaktır.

Siyasetin kendisi bir mutluluk kaynağı değildir elbette, siyaset bizi neden mutlu etsin ki. Ama siyaset, başka bir dünyaya dair umudu kaybetmeden yaşamaya çalışmaktan, aile sofralarında, dost meclislerinde, sanatla, doğayla, sevdiklerimizle birlikte insan onuruna yaraşır bir hayat sürdürme tasavvurundan da ayrı değildir. 

Birileri var, şarkıdaki gibi, dünya nereye doğru dönerse dönsün birileri hep olacak.

“Sen hiç korkma, hiç utanma
Birileri var
Dünyanın çivisine sahip çıkan
Ruhunu, şerefini zalime satmayan
Birileri var.”