Bir haksızlık nasıl 'bizim politik meselemiz' olur: 'Maricarmen hepimiziz'
B

SEVGİ UÇAN ÇUBUKÇU*

Madrid’de 87 yaşındaki Maricarmen Abascal’ın 71 yıldır yaşadığı evinden polis eşliğinde tahliye edilmesi, bir kadının evini kaybetmesini çok aşan bir siyasal boyuta ulaştı.

Fotoğraflar: @lajordanaonline / X

Yaşadığı dairenin yeni mülk sahibinin talep ettiği 1650 avroluk kira bedelini emekli aylığıyla karşılayamaz hale gelen Maricarmen hakkında yürütülen yargı sürecinde ilk aşama olumlu sonuçlandı. Ancak yüksek mahkemenin mülk sahibinin lehine karar verince tahliye süreci başladı. Nitekim 23 Eylül’de yüzlerce kişinin saatlerce binanın önünde beklemesine rağmen tahliye polis eşliğinde gerçekleştirildi.

Hemen ardından Madrid’de yaklaşık 10 bin kişinin katıldığı protesto gösterisi düzenlendi; dayanışma eylemleri Sevilla, Barcelona ve Valencia gibi kentlere de yayıldı. Eylemlerde öne çıkan slogan ise son derece çarpıcıydı: ‘Maricarmen somos todos’, yani ‘Maricarmen hepimiziz.’

Bu sloganı biz siyaset bilimciler için ilginç kılan, politik olarak nasıl bir ‘biz’ kurduğu. Çünkü Madrid’deki bu vaka, uzun süredir devam eden bir konut krizi ortamında yaşanıyor. İspanya’da 2026’nın ilk aylarında binlerce tahliyenin yargısal süreçler sonucunda gerçekleştiği, önemli bir bölümünün kira ödememe gibi nedenlerden kaynaklandığı bildiriliyor. İspanya’da konut fiyatları ve kiraların yüksek olduğu kentlerden biri de Madrid. Bu anlamda Maricarmen’in yaşadığı sorun yeni ya da bilinmeyen bir sorun değil. Tam tersine, zaten mevcut, yaşanan ve hissedilen yapısal bir kriz, bu vakada somut olarak görünür hale geldi.

Tam da bu nedenle şu soruyu sormamız gerekiyor: Krizler tek başına politik özne yaratır mı?

Konut krizi, bir kentte yaşayan insanların ortak bir sorun alanıyla karşılaşmasının zeminini oluşturabilir. Kiralar yükselir, ev bulmak zorlaşır ve kent sakinlerinin tahliye korkusu artabilir. Ancak aynı sorunu yaşamak, bu insanları kendiliğinden birlikte hareket eden politik özneler haline getirmez. On binlerce insanın aynı ekonomik sorundan etkilenmesine rağmen, her durumda ortak bir politik eylem ortaya çıkmayabilir. Bu nedenle yapısal kriz ile politik özneleşmeyi birbirinden ayırmak gerekir. Krizler politik duyarlılığın zeminini oluştursa da politik özneleşmenin kendisini doğrudan açıklamaz.

Maricarmen vakasını siyaset bilimi açısından ilginç kılan tam da bu ayrım. Bu hikâyede konut krizi soyut bir ekonomik veri olmaktan çıkarak yaşamın gerçekliğinde somutlaşan bir deneyime dönüşüyor. 87 yaşında, üstelik engelli bir kadın, yaklaşık 71 yıldır yaşadığı evinden çıkarılıyor; tahliye günü saatler süren bir polis operasyonu yürütülüyor; ardından evinden sedyeyle çıkarılıyor.

Şirketin 1650 euroluk yeni kira talebi ile Maricarmen’in yaklaşık 1450 euroluk emekli aylığı arasındaki fark, yapısal konut krizinin belirli bir hayat açısından ne anlama geldiğini somutlaştırıyor. İstatistiki veriler konut krizinin büyüklüğünü gösterirken, tek bir olay yapısal sorunun belirli bir beden için ne anlama geldiğini görünür kılıyor. Maricarmen’in sedyedeki bedeni, konut krizinin görünürleştiği yer haline geliyor.

Çok önemli bir politik ayrım

Ancak bizim yaklaşımımızda bu olay sadece empati kurulan bir hikâye değil. Elbette yaşlı ve engelli bir kadının evinden çıkarılması bireysel bir mağduriyet ve haksızlık olarak görülebilir, çok da trajik bir olay. Ama Madrid’de ve diğer kentlerde gerçekleşen protestolar bundan daha fazlasını anlatıyor bize. Bu protestolarda asıl politik dönüşüm, “Bu onun başına gelmiş” demekten “Bu bizim ortak dünyamızla ilgili” demeye geçildiğinde ortaya çıkıyor.

Maricarmen’in tahliyesinin politik bir meseleye dönüşmesinde kritik olan, olayın yalnızca ‘yasal bir tahliye’ olarak değil, ‘bir haksızlık’ olarak yorumlanmasıd; daha da ötesi bu haksızlığın Maricarmen’in özel meselesi olmaktan çıkarılması. Çünkü ‘Maricarmen’in evi’ meselesi, ‘bizim konut hakkımız’, ‘bizim kentimiz’ ve ‘bizim adalet anlayışımız’ meselesine dönüşüyor.

Tam burada ‘Maricarmen hepimiziz’ sloganının politik anlamı ortaya çıkıyor. Slogan açık ki ‘Hepimiz Maricarmen ile aynı koşullardayız’ demiyor. Protestoya katılan öğrencilerin, gençlerin, kadınların, göçmenlerin ya da ekonomik durumu daha iyi olan insanların yaşam koşulları ile 87 yaşındaki Maricarmen’in yaşam koşulları aynı değil. Zaten aynı deneyimi paylaşmaları da gerekmiyor; homojen bir topluluk oluşturmaları da gerekmiyor. Ortaklaşılan şey deneyimin ya da koşulların kendisi değil, haksızlığın kabul edilemezliği.

Dolayısıyla ‘hepimiz’ söylemi, bir özdeşlik değil, bir ortaklık kuruyor. Bu çok önemli bir politik ayrım. Çünkü politik ortaklık insanların aynılaşmasını gerektirmez; farklı deneyimler ortak bir haksızlık etrafında ilişkilendirilebilir. Yani politik ortaklık, deneyimlerin aynılaşmasından değil, farklı deneyimlerin ortak bir haksızlık etrafında ilişkilendirilmesinden doğabiliyor.

Haksızlığın politik mesele haline gelmesi

Bu noktayı Judith Butler’ın kamusal alanda bir araya gelme ve kırılgan bedenler üzerine düşünceleriyle daha açıklayıcı hale getirebiliriz. Butler’a göre kamusal alanda bir araya gelen bedenler yalnızca önceden var olan bir politik talebi dile getirmez; birlikte ortaya çıkmalarıyla kamusal alanın kendisini ve kimin görünür, duyulur ve hak sahibi bir özne olarak kabul edildiğini de yeniden kurarlar (Butler, 2015).

Bu açıdan Maricarmen’in bedeni yalnızca bireysel bir mağduriyetin sembolü değil. Yaşı, engelli olması ve 71 yıllık evinden çıkarılması, konut krizinin soyut ve istatistiksel niteliğini belirli bir hayatın kırılganlığı içinde görünür kılıyor. Ancak kırılganlığın görünür hale gelmesi tek başına politik özneleşme yaratmaz. Politik dönüşüm, insanların bu kırılganlığı yalnızca tekil bir mağduriyet olarak görmekle yetinmeyip ortak dünyaya ilişkin bir haksızlık olarak tanıması ve bu tanımayı kamusal alanda birlikte ortaya çıkarak ifade etmesiyle gerçekleşir. Maricarmen’in bedeninin tahliye sırasında kamusal alanda görünür hale gelmesi ile insanların binanın önünde ve sokakta birlikte bulunması bu nedenle birbirinden ayrı iki olay değildir: İlki haksızlığı somutlaştırırken, ikincisi bu haksızlığın ortaklaştırılarak politik bir mesele haline gelmesini sağlar.

Siyaset biliminde farklı yaklaşımlar politik özneyi kendi çıkarlarını savunan birey, haklarını talep eden yurttaş ya da ortak çıkarlar etrafında örgütlenen toplumsal grup olarak ele alabilir. Bunların tümü önemli olmakla birlikte, Maricarmen örneği bizi başka bir politik özne biçimini düşünmeye davet ediyor: Başkasının haksızlığı karşısında harekete geçen özne.

Çünkü burada politik özneleşme, “Benim evim elimden alınıyor” cümlesinden değil, “Onun evinden çıkarılması bizim meselemiz” cümlesinden kuruluyor. Bu nedenle politik özneyi aynı zamanda ilişkisel bir özne olarak düşünmemiz gerekiyor. İlişkisel politik özne, başkasının deneyimini kendi deneyimiyle özdeşleştirmek zorunda değil; “Onun yaşadığını ben de yaşıyorum” demesi de gerekmez; daha temel bir şey söyler politik özne: “Onun başına gelen, yaşadığımız ortak dünyayı ilgilendiriyor.” Bu, politik özneleşmenin önemli ama yeterince tartışılmayan bir biçimi. Çünkü krizlerden politik eyleme kendiliğinden bir geçiş yoktur.

Maricarmen vakası bize konut krizinin önemli olduğunu, fakat tek başına açıklayıcı olmadığını da gösteriyor. Elbette krizler bir zemin oluşturuyor ve tekil haksızlıklar, bu krizin belirli hayat hikâyelerinde görünürleşme anını oluşturuyor. Haksızlığın ortaklaştırılması ise kriz ile politik eylem arasındaki siyasal bağı kuruyor. Yani tekil bir olay, yapısal krizi belirli bir beden ve yaşam üzerinden görünür kılıyor.

Haksızlığın ortaklaştırılması, ‘Bu onun sorunu’ ile ‘Bu bizim meselemiz’ arasındaki köprüyü kuruyor. İnsanların kamusal alanda birlikte ortaya çıkması ise bu ortaklaştırmayı politik eyleme dönüştürüyor. Böylece politik özne, önceden hazır bulunan bir kimlik değil, bir mesele etrafında birlikte ortaya çıkma sürecinde kuruluyor. Belki de politik öznenin önemli özelliklerinden biri tam olarak bu: “Benim başıma geldiği için değil, onun başına geldiği için beni ilgilendiriyor ve bunun için kamusal alana çıkıyorum” diyen yurttaş.

Maricarmen’in hikâyesinde politik olan tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Çünkü ‘Maricarmen hepimiziz’ demek, onunla aynı olmak değil, onun başına gelen haksızlığı ortak dünyamızın meselesi olarak görmek. Bu bağlamda başkasının yaşadığı haksızlığı ‘bizim meselemiz’ haline getirmek, politik özneleşmenin önemli bir biçimini görünür kılıyor.

Kaynakça

Butler, Judith (2018): Biziz, Halk!: Toplanma Özgürlüğü Üzerine Düşünceler, Çev: Ferit Burak Aydar, Koç Üniversitesi Yayınları.

*Doç. Dr., siyaset bilimi ve kadın çalışmaları