YENİ Parti, siyaset ve gençler
Y

Murat Sevinç
Murat Sevinç
Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.

Birinci yazı

YENİ Parti yepyeni bir parti değil. CHP etkisiz hale getirilince mecburen kurulmuş bir parti. Kuruluş aşamasında endişeli ve öfkeli yurttaş kesimlerinin payı büyük. Muhalif yurttaşın talepleri duymazdan gelinmediği için bir parti kurmak, mecburiyetten ya da değil, başlı başına ilginç bir gelişme ve bana kalırsa YENİ Parti’nin ‘yeni bir örgütlenme’ biçiminde serpilmesini sağlayacak başat niteliği bu. Durup dururken, hiç hesapta yokken, ana muhalefete el konulduğu için, çaresizlikten; ancak en önemlisi halkın ısrarıyla doğmuş olması. Böyle bir sürprizden hiçbir şey çıkmayabileceği gibi, umulmadık büyük yararlar da sağlanabilir. Kurulma biçimi bu nedenle önemli. Ezcümle, parti hakikaten yeni ve iktidara aday bir parti olacaksa, bunu kurulmasına değil, kurdurana borçlu. Demek ki kendinden çok kurdurana kulak vermeli. 

YENİ Parti, nasıl yeni bir parti olabilir? Herhalde, halkı önemsediğini söyleyerek değil, halkı önemseyerek. Gençlere büyük önem verdiğini tekrar ederek değil, gençlere önem vererek. Muhatabının meşru işler yapmadığını söyleyerek değil, meşruiyetin ne olduğunu, neye benzediğini göstererek. Milli irade kavramını dilinden düşürmemekle değil, egemenliğin kimde olduğunu, parti-devletin sınırlarına hapsolmadığını, davranışla kanıtlayarak. Yalnızca seçmen tavlamaya çalışarak değil, seçmen için cazip hale gelerek. Dış siyasetin de ‘siyaset’ olduğunu, farklı yol-yordamın olanaklılığını halka anlatmadan önce kendine anlatarak, kendini inandırarak. Gezegeni ilgilendiren büyük açmazlara dair iki cümle kurarak; örneğin iklim krizine, örneğin pek çok yerde tartışılan ve muhtemeldir ki gelir uçurumu derdinin yakın gelecekte ‘deva’sı olabilecek ‘temel yurttaşlık geliri’ne ilişkin vs. 

Group of formally dressed people posing on stone steps outside a museum plaque reading 'Kurtuluş Savaşı Müzesi'.
Özel, YENİ Partili vekillerle TBMM’de. Fotoğraf: AA

Yinelemenin zararı olmaz, hâlihazırdaki muhalefet görülmemiş biçimde zorda kalmış bir muhalefet. Türkiye, anayasanın asker eliyle rafa kaldırıldığı ara rejim yıllarını bir yana bırakırsak daha önce benzer deneyim yaşamadı. Muhalefetin (doğrusu, şu anda YENİ Parti dışında bir muhalefet partisi var mı, emin değilim), YENİ Parti’nin işi hakikaten kolay değil, bu yüzden her eleştirinin-önerinin koşulları göz önünde bulunduran bir özenle yapılmasından yanayım. Ancak bu ilke, ‘Muhalefete muhalefet yapmamalı’ kanaatinin doğru olduğu anlamına gelmiyor kuşkusuz. Son yıllarda yaşananların, hele ki 2023 rezaletinin ardından hâlâ bu ifadeleri sarf etmek akıl kârı değil. Eleştiri geliştirir, ihtiyaçtır; korkulması gereken eleştirilmemek olmalı.

Yazının asıl konusuna gelip gençlerin YENİ Parti’yle ilişkisine dair birkaç şey söylemek istiyorum.

Gençlerin (18-35 yaş aralığını mı düşünmek gerekir!), 20’li yaşlardaki yurttaşın siyasete ilgisi var mı, varsa o ilginin niteliği ve ölçüsü nedir, bu soruda ‘siyaset’le kastedilen nedir… 

Hiçbiri hakkında ezbere konuşmamak gerekir. Milyonlarca insandan söz ediyoruz. Yıllardır, giderek artan biçimde tanık olduğum gelişme, ‘yurt dışına gitme’ isteği. Kiminle konuşsam, kendisinin ve arkadaşlarının çoğunun hayalinin yurt dışı olduğunu söylüyor. Orta gelir grubundaki tanıdıklarım ne yapıp edip çocuğunu üniversite için Avrupa’da bir yerlere gönderiyor. Bir ülkenin başına gelebilecek en vahim işlerden biri. Bu faslı geçelim, asıl konu değil. “Gençler siyasetle ilgilenmiyor” diyenlere pek katılamıyorum, ilgi düzey ve biçimleri farklı. Unutmamak gerekir, o mart günü üniversite gençliği Beyazıt’tan yürümeseydi her şey farklı olurdu. 

Ancak, genç yurttaşın mitinglere ilgi göstermediği de doğru. 2017’de üç gün katıldığım Adalet Yürüyüşü’nde de fazla genç yoktu. Demek ki bir sorun var, bu durumun nedeni, nedenleri olmalı. Belki de ortada ilgilenecek konu, bir faaliyet ve ilgiye değer bir amaç görmüyorlardır. Bu satırları okuyan ‘genç olmayanlar’, şu gündelik siyasete bakıp da ilgiye değer buluyorlar mı, yoksa hâkim duyguları ‘ikrah’ mı? Şunu düşünelim, örneğin: 2023 seçiminde koşarak sandığa giden genç seçmen, muhalif siyasetçiler ve cumhurbaşkanı adayı tarafından kandırıldığını gördü. 2024 yerel seçimi için bir kez daha sandığa koşan genç muhalif seçmen oy verdi, çoğu yerde kazandı ve birkaç yıl içinde oy verdiği siyasetçilerin bir kısmı tutuklandı, oy verdikleri il ve ilçelerdeki siyasetçilerin bir kısmı ise ya parti değiştirdi ya da ilçe belediyeleri hokus pokusla iktidara geçti. Cumhuriyet tarihinde siyaset dünyası hiçbir zaman bu ölçüde süflileşmemişti. Bir genç/seçmen bu koşullarda, şu manzaraya bakıp siyasetle neden ilgilensin? Neyiyle ilgilensin? Hangi ideolojik ya da insani saikle? Aklınıza, hamasi ve duygusal ifadeler dışında söyleyecek bir şey geliyor mu?

Geçenlerde siyaset ve YENİ Parti ile yakından ilgilendiğini bildiğim bir lisansüstü öğrencime olup biten hakkındaki düşüncesini sordum. Epey anlattı. Birkaç satırla özetlemesini rica ettim. Sağolsun kırmadı. Bana gönderdiği metni kısaltarak/ufak tefek değişikliklerle aktarıyorum:

Yaş ve kıdem hiyerarşisi: Genel başkan her ne kadar “Bu partinin yenisi eskisi yoktur” dese de fiiliyatta bu şekilde gerçekleşmiyor, karşılığı olmuyor; sonuçta gençler bunu gördüğünde usanma hissi oluşuyor.

Maddi engel: Gençler siyasette başarılı olmanın ve konum elde etmenin yolunun kaçınılmaz biçimde maddi zenginlik olduğu fikrini temel bir varsayım olarak kabul ediyor. Her kuşak da bir öncekinden daha yoksul. Bu yüzden ‘Ben siyasete gireceksem dahi, önce zengin olmalıyım’ fikriyle örgütsel mücadeleyi vakit kaybı görüyorlar. Gençler böyle düşünürken, ‘Gençler sizin önünüzde daha çok uzun yıllar var, bir iş sahibi meslek sahibi olmadan siyasete girmeniz -daha doğrusu o makamlara aday olmanız- doğru olmaz’ tutumu, partideki ‘yetişkinler’ tarafından işleniyor.

Özne olmak: Gençler, örgüt ve siyasal seçkinler nezdinde ‘yaramaz çocuk’ muamelesi görüyor. Bu duruma itiraz eden bir genç çıktığında da, onların durumunu onlara anlatanları görüp daha vahim bir ‘Ben anlaşılmıyorum’ kötümserliğine kapılıyorlar. Kısacası, ‘Bizi bize mi anlatıyorsunuz?’ durumu. Ayrıca, parti içindeki demode dostluklar ve çıkar ortaklıkları gençlerin kendi yakınlaşma ve kaynaşma kültürüne uzak. Benzer biçimde, mitinglerdeki pastoral ve eski geleneksel şarkılara eğilim gösterilmesi gençler tarafından durumun karikatürleştirilmesine yol açıyor. Örneğin, genel merkeze baskın olduğu gün, gençler barikat gibi kullanılan otobüse kendi imkanlarıyla girip rapçi Gazapizm şarkısı çalmıştı; herkesin dikkatini çekmişti o anda, birkaç ‘parti büyüğü’ tarafından hemen engellendi.

Tabana verilen söz ile yapılan arasındaki mesafe: Partinin taban ve kitle merkezli parti olarak kurulacağı beyanına rağmen, özellikle çerçeve yasa tartışmasında, ‘Evet’e veya ‘Hayır’a yakın kesimler kendilerini ‘Benim dediğim olmadı, demek ki hâlâ taban merkezli değiliz’ duygusu ve biraz tutarsızlık algısı yarattı.

Siyasal seçkin kültürü: Kılıçdaroğlu ile ‘nezaket’ gerekçeli el sıkışma, yakınlaşma ve belediye meclislerindeki iş birliği, çok insanda sırtından bıçaklanma hissine sebep oldu. Dolayısıyla güvensizlik oluşuyor. İhanetlerle sınanan tabanda, ‘Bu da bizden değilmiş’ hayal kırıklığı yaşandı.

Yalnızca YENİ Partililerin değil, belki diğer siyasetçilerin de kafa yorması gereken gözlem ve eleştiriler. 

Bir sonraki yazı iki meslektaşımın (Cenk Saraçoğlu ve Utku Balaban) düşüncelerinden hareketle, yine YENİ Parti hakkında olacak. Siyasetçiler, adaylık tutkusu, muhalefetin basını vs.

Video önerisi: Moda Sahnesi Shakespeare çevirmenlerinden Emine Ayhan’ın, ‘Shakespeare’in Kelimeleri’ başlıklı kısa ve öğretici, nefis kayıtlarını yayınlamaya başladı. Her kaydı paylaşacağım. Sağolsunlar.