Fon skandalında bir soru da medyaya: Uzmanı kim uzman yaptı?
F

Fon skandalıyla ilgili son günlerde çok sayıda önemli soru soruldu.

Ahmet Şık, verdiği soru önergelerinde SPK’nın denetiminden fonlardan kriz öncesinde çıkan yatırımcılara, siyasi ve bürokratik bağlantılardan piyasa bozucu işlemlere, küçük yatırımcının korunmasından yurt dışına yapılan şüpheli para transferlerine kadar geniş bir alanı sorguladı. Fonlarla ilgili haber ve sosyal medya paylaşımlarına getirilen erişim engellerini de gündeme taşıdı.

Faruk Bildirici ise ‘Fon dolandırıcılığında medyanın rolü’ başlıklı yazısında kamerayı medyaya çevirdi. Reklamlar, televizyon programları, ekranlarda ‘uzman‘ olarak ağırlanan isimler ve medya ile finans dünyası arasındaki ticari ilişkiler üzerinden medyanın bu hikâyenin dışındaki masum bir gözlemci olmadığını gösterdi. Bazı ekonomi gazetecilerinin daha önceden yaptıkları uyarılara rağmen yaygın medyanın neden sessiz kaldığını da sorguladı.

Bütün bunların yanında üzerinde daha az durulan başka bir soru var: Bu skandalın aktörleri hakkındaki bilgimizi yıllar boyunca kim üretti? Biz bu insanları, şirketleri ve fonları hangi kaynaklar üzerinden tanıdık?

Bir finans aktörü nasıl ‘uzman‘ olur?

Televizyon ekranında bir ismin altında ‘ekonomist’, ‘uzman‘, ‘fon yöneticisi‘ ya da ‘yatırımcı’ yazdığında izleyici yalnızca bir unvan görmez; o kişiye belli bir bilgi otoritesi de atfeder.

Bu otoritenin nasıl kurulduğu ise pek sorgulanmaz. Bir kişinin ekrana hangi ölçütlerle davet edildiği, gazetecilerin onu neden güvenilir kaynak kabul ettiği, piyasada tanınmasının veya daha önce başka programlara çıkmış olmasının bunda ne kadar etkili olduğu çoğu zaman belirsizdir.

Asıl sorun, aynı kişinin hem haberin kaynağı hem piyasanın aktörü hem de kendi ekonomik faaliyetleri hakkında konuşan ‘uzman‘ olabildiği durumlarda ortaya çıkar. Gazetecilik bu farklı rolleri izleyiciye yeterince açık biçimde göstermezse, çıkar çatışmasının ötesinde bilginin nasıl üretildiğine ilişkin bir sorunla karşılaşırız.

Bir şirket basın bülteni yayımlar. Bültendeki bilgi ekonomi sayfalarında haber olur. Şirketin yöneticisi televizyona davet edilir ve aynı büyümeyi bu kez uzman kimliğiyle anlatır. Söyledikleri haber sitelerinde yeniden haberleştirilir, ardından sosyal medyada dolaşıma girer.

Bir süre sonra aynı bilgi, birbirinden bağımsızmış gibi görünen çok sayıda mecrada karşımıza çıkar. Oysa geriye doğru iz sürdüğümüzde bütün bu haberlerin aynı basın açıklamasına, aynı şirket yöneticisine ya da aynı televizyon programına dayandığını görebiliriz. Aynı bilginin farklı mecralarda tekrarlanması, doğrulandığı izlenimini yaratır. Oysa kaynak sayısıyla kaynak çeşitliliği aynı şey değildir.

Görünürlük nasıl güvene dönüşüyor?

Benzer bir mekanizma görünürlük üzerinden işler. Bir kişi televizyonlarda, gazetelerde, konferanslarda ve sosyal medyada sürekli karşımıza çıktıkça kamusal alanda tanıdık bir figüre dönüşür. Bu tanıdıklık da zamanla güvenilirlik algısını besler.

Bu nedenle medyanın rolünü yalnızca reklam yayımlamak veya bir kişiyi programa davet etmek üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Bir finans aktörünün tekrar tekrar ‘uzman’ sıfatıyla görünmesi yalnızca söylediklerinin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamaz; o kişinin kamusal kimliğinin ve itibarının kurulmasına da katkıda bulunur.

Daha sonra başka gazeteciler onu kaynak olarak kullanır, başka televizyonlar davet eder, haber siteleri sözlerini aktarır. Görünürlük güvenilirliğin kanıtı gibi algılanırken, kazanılan itibar da yeni davetlerin ve haberlerin gerekçesine dönüşür.

Kaynakla haber arasındaki mesafe

Gazeteciliğin temel ilkelerinden biri kaynağa mesafedir. Ekonomi gazeteciliğinde bunu korumak özellikle güçtür; çünkü gazetecinin ihtiyaç duyduğu teknik bilgiye sahip kişiler çoğu zaman aynı zamanda piyasanın aktörleridir.

Dolayısıyla mesele sektör temsilcileriyle konuşmamak değil, onların söylediklerini bağımsız olarak doğrulanmış bilgiyle özdeşleştirmemektir.

Burada bir tür bilgi bağımlılığı ortaya çıkabilir. Gazetecilik, denetlemekle yükümlü olduğu alanı anlamak için giderek o alanın aktörlerinin ürettiği bilgiye bağımlı hale geldiğinde, kaynağın dünyayı tarif etme biçimi fark edilmeden haberin çerçevesine yerleşebilir.

Bir fon yöneticisinin fonunun başarısından söz etmesi haber değeri taşıyabilir; fakat aynı zamanda o aktörün kendi faaliyetlerine ilişkin anlatısıdır. Bir şirket yöneticisinin açıkladığı büyüme rakamları da haber olabilir, ancak gazetecilik açısından iş bu rakamları aktarmakla bitmez. Bağımsız veri ve başka kaynaklarla doğrulama gerekir. Kaynağın aktardığı bilgiyle ekonomik çıkarı arasındaki ilişkinin de hesaba katılması gerekir.

Bu, kaynağa peşinen kuşkuyla yaklaşmak anlamına gelmez; gazeteciliğin kaynağıyla arasına koyması gereken mesafenin bir parçasıdır.

Skandal ortaya çıkınca çerçeve değişiyor

Finansal skandallarda daha önce olumlu anlam yüklenen pek çok unsurun sonradan bambaşka biçimde okunması dikkat çekicidir. Hızlı büyüme bir dönem başarı göstergesi olarak sunulurken skandalın ardından “Nasıl bu kadar hızlı büyüdü?” sorusuna dönüşür. Yüksek getiri önce performans göstergesi sayılır, ardından bu getirinin nasıl sağlandığı sorgulanır. Geniş ilişki ağı prestij göstergesi olarak anlatılırken daha sonra bağlantılar haritasının parçası haline gelir.

Burada değişen her zaman olgular değildir, çoğu zaman onları anlamlandırdığımız çerçevedir. Bu nedenle gazetecilik yalnızca skandal ortaya çıktıktan sonra geçmiş haberleri yeni gözle okumakla yetinemez. Asıl mesele, başarı hikâyesi kurulurken de aynı eleştirel mesafeyi koruyabilmektir.

Mesele sadece neyin haber olmadığı değil

Ahmet Şık’ın soruları denetim mekanizmaları, para hareketleri ve ilişkiler ağına; Faruk Bildirici’nin eleştirileri ise reklam, ticari ilişkiler, uzmanlık ve medya görünürlüğüne önemli bir pencere açıyor. Bunların yanına bir soru daha eklemek gerekiyor: Finans dünyasının kendisi hakkında ürettiği bilgi hangi süreçlerden geçerek gazetecilik bilgisine dönüştü?

Fon skandalının medya açısından öğretici yanlarından biri de burada yatıyor. Çünkü gazetecilikte sorun yalnızca yanlış bilgi yayımlamak değildir. Bir rakam doğru olabilir ama bağlamından koparılmış olabilir; kaynak gerçekten uzman olabilir ama aynı zamanda anlatılan hikâyenin ekonomik aktörü olabilir. Birbirinden bağımsızmış gibi görünen onlarca haber de gerçekte tek bir kaynağın farklı mecralarda çoğaltılmasından ibaret olabilir.

Bu nedenle “Medya neden görmedi?” sorusu tek başına yeterli değil. Medyanın neyi bilgi kabul ettiğini, bu bilgiyi kimden aldığını ve görünüşte farklı kaynakların gerçekten birbirinden bağımsız olup olmadığını da sormak gerekiyor.

Fon skandalının ardından geriye dönüp bakarken belki de asıl soru şu: Bildiğimizi sandığımız şeyi, aslında kimden öğrendik?