Kanun-ı Esasi'nin 150'nci yılında kapatılan T24!
K

Murat Sevinç
Murat Sevinç
Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.

“Yazık, devlete ve millete yazık. İnna lillah ve inna ileyhi raciun.”

(Mithat Paşa, İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın ‘Mithat Paşa ve Yıldız Mahkemesi’ eserinden)

Türkiye’nin en köklü ve onlarca çalışanı bulunan internet gazetesi T24, ‘Ailem Güvende’ soruşturması kapsamında İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği’nce kapatıldı. Okura alık muamelesi yapmak çok ayıp, herhalde bu yazıyı okuyacak herkes yaşananların niteliğinin, neden yaşandığının ve konunun hukukla ‘iltisak’ının farkındadır. Dolayısıyla, bundan sonra yaşanması muhtemel olanları da tahmin eder. Yeri gelmişken, benzer örneklerde olduğu gibi, T24’e erişim engeli getirildiğinde de kendimi ve ailemi çok daha güvende hissettiğimi söylememe gerek yok sanırım.

T24’e erişimin engellenmesi, gazetenin içeriği-çizgisi düşünüldüğünde, çeyrek yüzyıl önce Hürriyet ya da Milliyet gazetesinin kapatılması ihtimaliyle karşılaştırılabilir. O gün bu yapılsaydı ne anlama gelecektiyse bugün T24’e yapılanın anlamı da aynı.

Çizim: Eva Bee

Israr etmekte yarar görüyorum; İttihat ve Terakki devrine kadar gitmeden (!), hâlihazırda yaşanan pek çok şeyin OHAL’den ve onun KHK rejiminden miras olduğunu yinelemek isterim. Bizler o rejimin ne anlama geldiğini ve o KHK’ların neyin yolunu açtığını anlatamadık, karşımızda anlamaya niyetli bir siyaset esnafı da yoktu. 10 yıldır giderek ağırlaşan sonuçlarını yaşıyoruz. Bu bağlamda, T24’ün biz KHK’liler için ayrı bir anlamı olduğunu hatırlatmak boynumun borcu. Yayın çizgisi bir yana, Gökçer Tahincioğlu, Murat Sabuncu ve Çiğdem Toker, durumu ve KHK rejimini anladı, yıllarca olması gerektiği gibi gündeme getirdi, yazıp çizdi. Sağolsunlar.

Amatör köşeciliğe başlayalı 20 yıl oldu. İstisnasız her anayasal sorun hakkında iki satır yazmaya çalıştım. Aslında hep aynı yazıyı kaleme aldım. O yazıyı yüzlerce kez değiştirip cümleleri farklı kurarak. Yazı, ülkede bir anayasa olduğunu, anayasal düzenin varlığını, anayasanın gökten zembille inmeyip başta sınıfsal her düzeyde mücadelenin sonucunda yazıldığını, bir anayasa varlığını sürdürdüğü müddetçe ona uymak gerektiğini ve anayasaların ancak halk sahip çıkarsa hayatta kalabileceğini anlatıyordu. Şimdi, 1876 tarihli Kanun-ı Esasi’nin 12’nci maddesinin “Basın-yayın kanun dairesinde serbesttir” dediğini; bu hükme 1909’da “Hiçbir şekilde basımdan önce teftiş ve kontrole tâbi tutulamaz” cümlesinin eklendiğini yazsam, işte yine aynı şeyi yapmış olacağım. Yapmak gerekiyor, mesele bu.

Hak ve özgürlükler yalnızca kişileri değil, onların ancak içinde var olabildiği toplumu bir bütün olarak ilgilendirir. Bir hakkın ihlali ya da bir özgürlüğün yok sayılması, o hakka-özgürlüğe en mesafeli görünen yurttaşın da hak ve özgürlüğüne halel getirir. O yurttaş bunun farkında olur olmaz başka mesele ki günü geldiğinde mutlaka olacaktır.

Bir yayın organının, gazetenin, onca çalışanın emeğinin, yurttaşın haber alma hakkının böyle yok sayılabilmesi, bu denli ağır bir kararın kolaylıkla verilebilmesi aklı başında her yurttaşı ürkütmeli, canını sıkmalı, rahatsız etmeli. Çünkü söz konusu olan yurttaşın haber alma hakkı. Olan salt basın emekçisine değil yurttaşa oldu, olur, oluyor.

Toprağımızın ilk anayasası 150 yıl önce kabul ve ilan edildi. Mimarı Mithat Paşa’yı, daha Meclis açılmadan padişah sürgüne gönderdi. Bir süredir uğramadığı saraya ‘kandırılarak’ gitmesi sağlandı, orada sadaret mührü elinden alındı ve kendisini beklemekte olan İzzeddin Vapuru’na bindirilerek Brindisi’ye sürgün edildi. Yazının başındaki, Uzunçarşılı’nın aktardığı, başkaca kitaplarda da atıf yapılan o efkârlı cümleyi orada (rivayet odur ki göz yaşlarıyla) sarf etmiştir.  “Yazık, devlete ve millete yazık. İnna lillah ve inna ileyhi raciun.” Uzunçarşılı’nın, Bahri Süleyman Bey’in raporundan aktardığına göre bir de demiş ki, “Yazık! Konstitüsyon bitti, bu millet terakki edemiyecek!”

Yeri gelmişken, Mithat Paşa’nın sürgününde, sürgün kadar vahim ve günümüz bakımından manidar bir olay, bindirildiği geminin Marmara’da bir gece bekletilmesidir. Koskoca Mithat Paşa, Tuna valisi, Şûrâ-yı Devlet başkanı, anayasanın kabulünden hemen önce sadrazam yapılmış bir büyük devlet adamının sürgün edildiğini duyan ahali tepki gösterirse gemi döndürülecektir. Yaprak kıpırdamayınca vapur yoluna devam etmiştir.

İlk anayasanın ve Mithat Paşa’nın başına gelenin üzerinden 150 yıl geçti ve ‘dijital dünya’ya yönelik yasakların bir aşamasında, dün akşam T24’e erişim engeli getirildi. Demek ki bir buçuk asır sonra ‘terakkimiz’ bu kadar olabildi. Diken’den T24’teki arkadaşlara selam ve sevgilerimi gönderiyorum.

Konferans önerisi: Cumartesi günü, sevgili hocamız Mehmet Ali Ağaoğulları için çıkarılan ‘Tarihin Hayaletleri, Devrimin Vaadi’ (İletişim, 2026) armağan kitabıyla ilgili konuşmalar ve tören için Mülkiyeliler Birliği’nde bir toplantı yapılacak. İlgili camianın dikkatine.

Video önerisi: Son yazıda ilkini önermiştim. Çevirmen Emine Ayhan’ın ‘Shakespeare’in Kelimeleri’ başlıklı ikinci kaydı. Kaçırmayın.