Hekime başvuru sayısı kişi başına yılda ortalama 13,2

Sağlık Bakanlığı’nın istatistiğine göre 2025’te hekime toplam 1 milyar 138 milyon 60 bin 185 başvuruldu. Bu bir kişinin yılda ortalama 13,2 kez hekime başvurması anlamına geliyor. OECD ortalamasıysa 6,5.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip, Türkiye için “Bu oran başarı değil” dedi.

Doktor. Fotoğraf: Unsplash (Arşiv)

Başvuruların yüzde 41,3’ü birinci basamak sağlık hizmeti (aile sağlığı merkezleri) veren kurumlara, yüzde 58,7’si ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurumlarına yapıldı.

Kişi başına hekime başvuru sayısı 2002’de 3,1’di. 2020’de 7,3, 2021’de 8. 2022’de 10’a, 2023’de 11,3’e 2024’teyse 12,2’ye yükseldi.

Muayenelere çok kısa süre ayrılabilmesi, birinci basamağın yeterince güçlendirilmemesi ve hastanelerdeki yoğunluk nedeniyle hastalar aynı sorun için defalarca hastaneye gidiyor.

Görsel: Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü

Hastaneye çok gidiyoruz ama sağlığa ulaşabiliyor muyuz?

Bu kadar sık hekime gitmek bizi daha sağlıklı yaptı mı? Veriler sağlık hizmetinin kalitesi konusunda sorunlarımız olduğunu işaret ediyor.

Doğumda beklenen yaşam ümidi Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ülkelerinde ortalama 81,1 yıl iken, Türkiye’de 77,3 yıl. Yine OECD ülkelerindeki insanlara kıyasla daha çok sağlık hizmetine başvursak da yaklaşık 3,8 yıl daha kısa ömürlüyüz. Örneğin hastalıksız yaşam süresi de İsveç’te 71,1 yılken, Türkiye’de 65,2 yıl.

2023 itibariyle OECD ülkelerinin önlenebilir ölüm oranı ortalaması 100 binde 145’ken, ülkemizde 100 binde 168.

Hastanelerdeki yoğunluk yeni sorunları beraberinde getiriyor. Yeterli zaman ayrılmayıp, nitelikli sağlık hizmeti verilemediğinde hastalar tekrar tekrar başvuruyor. Tektik üstüne tetkik yapılıyor.

‘Asıl ölçülmesi gereken hastaların ne kadar iyileştiği’

Sık sık doktora gidilmesinin başarıyı değil, sağlık sistemindeki sorunları işaret ettiğini vurgulayan Saip, şöyle devam etti: “İnsanlar hekime gittiklerinde, istedikleri ilacı yazdırdıklarında, istediği tetkikleri yapıldığında bunu memnuniyet göstergesi sanıyor.

Sağlık Bakanlığının memnuniyet anketlerinin objektif olduğu söylenemez. Mesela ben kanserli hastalarla uğraşan bir hekimim. Onların tanıya, tedaviye ulaşmada ne kadar çok zorluk çektiklerinin farkındayız.

Asıl ölçülmesi gereken hastaların ne kadar iyileştiği. Örneğin kalp krizi geçiren hastaların ne kadar iyileştiği, inme sonrası kalıcı hasarın ne ölçüde azaltıldığı, kanser hastalarının ne kadar erken tanı alıp, tedaviye ulaşabildiği gibi göstergeler sağlık hizmetinin niteliğini değerlendirmede daha anlamlı veriler.”

Gereksiz tetkiklerin artmasının yanı sıra bazı radyoloji ve laboratuvar hizmetlerinin taşeronlar yoluyla yürütülmesinin de sorun yarattığını belirten Saip, “Gerçek bir tanının konabilmesi, ihtiyacı olmayanın da bundan ayırt edilmesi zaman ve emek gerektiren işler” dedi.

Hekim hastayı yeterince ‘göremiyor’

Saip, bunun sonucunda randevu doluluklarının arttığını ve gerçekten sağlık hizmetine ihtiyacı olan hastaların buna ulaşmasının zorlaştığını ifade etti. Hasta hekimi görse de hekim hastayı ‘göremiyor’.

Dünya Sağlık Örgütü’nün en az hasta bakma süresinin 20 dakika olmasını öneriyor. TTB de bir hastaya en az 15-20 dakika zaman ayrılması gerektiğini ifade ediyor. Saip alanda hastaya ayrılabilen zamanın bunun çok altında, 3,5-4 dakika olduğunu söyledi. Hekimlerin sağlık sistemi üzerindeki veri girişleri nedeniyle de zaman kaybettiğini belirten Saip, sekreterya tarafından yapılabilecek işlerin hekimlerin üzerine yüklendiğini ifade etti.

Saip iyi bir sevk zincirininse bir türlü getirilmediğini söyledi. Profesör birinci basamağın güçlendirilerek kamu tarafından desteklendiği ve koruyucu sağlık hizmetlerinin gerçek anlamda yürütüldüğü bir sağlık sisteminde ikinci (devlet hastaneleri) ve üçüncü basamaklara (eğitim ve araştırma, şehir hastaneleri) başvuran hasta sayısının da azalacağını belirtti.

Çözüm belli

Saip hastaneye başvuran herkesin aynı düzeyde sağlık hizmetine ihtiyaç duymadığını ifade ederek şöyle konuştu: “Bunların yaklaşık yüzde 30’u gerçekten hastaneye başvurması gereken kişiler. Gerçek yani ihtiyacı olan hastanın ulaşması zorlaşıyor. Geri kalan hastaların önemli bölümü bu düzeyde sağlık hizmetine ve gereksiz tetkiklere ihtiyaç duymuyor aslında.”

Çözümün basamaklandırılmış bir sağlık sistemi olduğunu belirten Saip, önceliğin birinci basamağın güçlendirilmesine verilmesi gerektiğini söyledi. Bunun hastalanmayı önlemeye yönelik politikaları da kapsaması gerektiğini sözlerine ekledi.

İkinci basamak hastaneleri önemli

Saip’e göre koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında çocukların ve kırılgan grupların aşılanmasının güçlendirilmesi, sağlıklı beslenme ve spor olanaklarının artırılması gerekiyor.  Yoksulluk ve sağlıklı gıdaya erişimde yaşanan güçlüklerin toplumun sağlık durumunu olumsuz etkiliyor. Bu nedenle sağlık politikalarının bu alanlara da yatırım yapması gerekiyor.

Saip birinci ve üçüncü basamak (eğitim ve araştırma hastaneleri, şehir hastaneleri) arasında işlevsel bir ikinci basamağa ihtiyaç olduğunu vurguladı: “Şehirlerin dışındaki büyük şehir hastaneleri yerine, bölgenin hastalık yüküne ve ihtiyaçlarına uygun, daha kapsayıcı ikinci basamak sağlık hizmetlerinin oluşturulması gerekiyor. Üçüncü basamaktaysa, daha zor hastaların tanı ve tedavilerinin yanı sıra eğitim ve araştırma işlevlerini yerine getirmesi gerekiyor. Mevcut performans sistemi, sağlık çalışanlarını işlem ve ameliyat sayılarına göre değerlendirmesi doğru değil.”

Hastanelerdeki yoğunluğun sonuçlarından biri de sağlıkta şiddet. Hastaların tedaviye ulaşamadığında veya yeterli ilgi göremediğinde yaşadıkları sorunların sorumlusu olarak karşılarındaki hekimi görebildiklerini anlatan Saip, “Hekimlerin çalışma koşulları bu algıyı güçlendirebiliyor. Hastaneler hekimler için yeterince güvenli çalışma alanları olarak da tasarlanmıyor” dedi.

İstanbul’da aşı kapsayıcılığı yüzde 90’ın altına indi