Geçenlerde efsane yayıncı ve dergici Hüsamettin Bozok’un çıkardığı Yeditepe dergisinin bir sayısını editör arkadaşım sayın Bay Rojat Turgut bana armağan etti. “Demek bu sayıdan elinde fazla vardı da kıydı arşivine” diye cümle kurmayayım, bir de fesatlık eklenmesin özgeçmişime.
Yeditepe Yayınları ve Yeditepe dergisi başlı başına bir tez konusu; Hüsamettin Bozok da öyle. İnsan istiyor ki derginin takımı elinde olsun ama mümkün olacağını sanmıyorum. Yüzlerce sayı, kolay mı? O olmadı hadi Yeditepe Yayınları’ndan çıkan kitaplar takım olsun, o da kem küm, bulup buluşturdukça işte, denk geldikçe.
Bendeki sayının ayrıntılarına gelirsek Yeditepe Sanat Dergisi, Yıl 22, Sayı 180 (376), Nisan 1971, 250 Kuruş. Derginin ilk şiiri 5. sayfada Orhan Pamuk’la başlıyor, sayfa 6’da İlhan Berk ve Ata Karatay var, 7. Sayfada Ali Yüce, Ruşen Hakkı ve Arif Coşkun ve daha başka şairler.
Memleketin en iyi dergilerinden birini çıkarıp en iyi yayınevlerinden birini kuran ve yöneten Hüsamettin Bozok o sayıda derginin ilk şairi olarak İlhan Berk, Ali Yüce ya da Ruşen Hakkı, Fethi Savaşçı dururken 19 yaşındaki Orhan Pamuk’un bir şiiriyle açılış yapması ancak o şiire güvendiği ve değer verdiği anlamına gelir.
Kapakta öyle görmüyor dergi şairlerin sıralaması. Kapaktaki Rodin heykelinin altında sıralanan şairlerde İlhan Berk, Arif Coşkun, Sadık Deniz, Barbara Guest, Ruşen Hakkı, Neyzar Karahan, Ata Karatay, Orhan Pamuk, Fethi Savaşçı ve Ali Yüce soyadına göre yer alıyor. Zaten derginin kapağının altında yer alan ‘Bu Sayıdakiler’ kısmı soyadı sırasına göre dizilmiş. İçerideki sıralama bambaşka.
Anayasa maddesi
Derginin ön iç kapağında üstte dikdörtgen içine alınan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Madde 20’de şöyle yazıyor:
“Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir: düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim ile veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklayabilir ve yayabilir.”
Bomboş sayfanın altında derginin künyesi yer alıyor. İç kapağın küçücük bir yerine grafik tasarımı yapılan Anayasa maddesi oldukça görünür ve dikkat çeker bir düzenle yerleştirilmiş.
Yeditepe adından da anlaşılacağı gibi bir sanat ve edebiyat dergisi. Şiirler, öyküler, mektuplar, tiyatro ve resim üzerine yazılar, eleştiriler, mektuplar, son günlerin sanat olayları derken tartışmalar vs. sürüp gidiyor ve bir toplama ulaşıyor dergi.
Orhan Pamuk imzalı şiirin adı Beşinci Süreyya Antlaşması. Üç bölümden oluşuyor şiir. 1 paris antlaşmasında başdelege ali paşa (1856), 2 saffet paşa ağlamış ayastefanos’da (1878), 3 serv’de az buçuk afiliymiş hâdi paşa (1920)
Beşinci Süreyya Antlaşması
- 1 paris antlaşmasında başdelege alî paşa (1856)
siyahım ben beşinci süreyyayım karayım
birtek kadırgalarım eksikti devrimciliğimden yanya’da
sakallıyım ben beşinci süreyya’yım bıyıklıyım
eski bir ermeni erkekliği ezdi enver’i almanya’da
biz kılıcı gülenlerden yunus okuruz ve mevlâna da
bir kez komitacılığım kanlandı talimhane meydanında
kıtır kıtır öten merdivenlerden çıkardım
bezzazlığım dükkânlarda besiye terkedilmiş bir şişmanlık
leylek bıyıklı avcı taburu arnavut remzi bey’in
rezil bir frenklik binbaşı muhtar’ın cenazesinde
köprübaşında makinalıları gerisi taksim bahçesinde
kimbilir belki de derviş vahdeti’nin deliliği irsiydi
tünel ağzındaki kitapçılarda hareket ordusu revolverleri
osman paşa manastır ve havalisi fevkalâde komiseri
mabeyn kâtibi ali cevat bey’in şaşkındı fezlekesi
- 2 saffet paşa ağlamış ayastefanos’da (1878)
hep civanım derlerdi de anlamazdım anlattılar
karımı kanaryamı kedilerimi ve gizli nazanımı
kimden beklerdim ki beni hep uyuttular aldattılar
bu imhoff paşalar von der goltz paşalar da neden
tadamazdım tıkız kadın letâfetini alemdar’a gitmeden
ve sonra bir osmanlı kaptanının bir ingiliz kızıyla sergüzeşti
pederimin mülkiye mektebinde idadi hocalığı sanki
abdülfettah efendinin kemikli insan güzelliği
en iyisi beyoğlu doğruyol’da gülistan birahanesi
kemençeci sotiri udi agop ve yetvart efendiler
korkumuz düveli muazzama çar II. nikola kral edvard efendiler
- 3 sevr’de az buçuk afiliymiş hâdi paşa (1920)
arnavutköy’de arabacılarla futbolculuğum vardı
başımı da kaşırdım ayaklarımı yıkardım
karadenizli sardunyalarım araptı fesleğenlerim
bıyıkları çapkın fuhş-u atikten karanfil kedilerim
intibah’ı okudum cezmi’yi de okudum
yerleştirilen bombaları görüp korktum
unutmadan sahaflar cami avlularında arzu ile kamber’i
hangi tulumbacı kaldırabilirdi ki kanlı bir ittihatçı cesedini
soldu fesleriniz resneli niyazi talat ve cemal paşalar
birden hepsi bitmiş siz de tükendiniz tombul peralar
bilemezdik ki parasızlıktan paspaslarda paslanırmış yıllar
siyahım ben beşinci süreyya’yım karayım
eğildi cumbalığıma upuzun ölümüm geçkin seksenini
sakallıyım ben beşinci süreyya’yım bıyıklıyım
yedinci kamburuyla öpmüştüm enver’in çiçek elini
İttihat ve itiraf
Şiirin altındaki imza Orhan Pamuk. Bildiğimiz Orhan Pamuk mu emin değilim. “Merhaba poğaçacı” muhabbetini geçip Nobel alan yazarımız diye güncelleyebilir miyiz, bilmiyorum. İsim benzerliği var mı, bunu da bilmiyorum. Olasılık ve gerçeklik üzerinden hareket edip Orhan Pamuk olduğunu kabul ediyorum. Bir yerlerde okumuştum, şiirde bir gelecek göremeyip roman yazmaya karar verdiğini. Yanlış mı aklımda kalmış acaba? Orhan Pamuk’un resim yaptığını, fotoğraf çektiğini ve hatta sergi açtığını, müze kurduğunu biliyoruz ama şiirine dair bilgimiz oldukça sınırlı.

Ama zaten şiirin altında imza olmasa içine İsmet Özel kaçmış bir şairin yazdıklarıdır diyebilirdik pek tabi. Tarihsel göndermeleri tarihsel parçalar halinde okura sunması, Beyoğlu silüeti, kişi adları derken imge kurulumu da celladına gülümserken çektirdiği fotoğrafın arkasına notlar alan İsmat Özel’in “öç alınmak gerekir” serzenişine benziyor.
Nedir bu başımdaki felaket?
1 paris antlaşmasında başdelege alî paşa (1856), ne oldu? Osmanlı’yı bir Avrupa devleti kabul edecek gibi davranıp sanki öyle gibi yapıp egemenliğine saldırılan emperyal dalavere geldi başımıza.
2 saffet paşa ağlamış ayastefanos’da (1878), hayırlı olsun batılı kimliği Osmanlı’ya yakışıyor. Abdulhamit dönemi, Alman askeri heyetlerinin biri gidip biri geliyor. Öyleki antlaşmayı imzalayan Saffet Paşa bunu onuruna yediremeyip ağlıyor. Koca imparatorluk Hariciye Nazırı’nın gözyaşlarında özetleniyor.
3 sevr’de az buçuk afiliymiş hâdi paşa (1920). Ne oluyor efendim? Kimi kaynaklara göre İttihatçılar yenilyor. Kimine göre yer altı ve yer üstü kaynakları kazmamız, çıkarmamız, Ankara’ya yürümemiz ya da greve çıkmamız bu nedenle yasaklanıyor, emperyal oyunlara gelmememiz için her yolu deniyoruz. İttihatçıların yenildiğini ve devletten çekildiğini kim iddia edebilir ve ne hakla? ‘Parasızlıklıktan paspasları paslanmış’ mütareke yıllarında süren ya da sürdüğü iddia edilen ama aslında çürümüşlüğü ve yolsuzluğu temsil eden, rüşvetin ve insan kayırmanın sıradan hale geldiği o gündelik hayat, heyhat.
Yurt dışına savrulup, kapağı atıp, sıyrılıp kostak dolaşan paşaların izli mermiyle tanıştığı yazıklanmalar.
Çok da şey etmemek lazım.
Aklıma Can Yücel’in portrelerinden Ece Ayhan, Yalçın Küçük ve İlber Ortaylı şiirleri geliyor, zamanı ve hevesi olanlar okusun.
Not: Bu yazının tashihi için yapay zekâdan yararlanılmıştır.