Neden başkasının bedeni hakkında konuşuyoruz?
Birini aylar sonra görüyorsunuz. Daha “nasılsın?” demeden hızlı bir yoklama başlıyor: “Kilo almışsın.” “Çok çökmüşsün.” “Yüzün çok güzel, biraz kilo versen…” Bu sözler çoğu zaman hakaret eder gibi değil, çayın yanına kaşık bırakır gibi söyleniyor. Rahatsız edici olan biraz da bu: Başkasının görünüşü hakkında konuşmak, gündelik hayatın olağan bir hakkıymış gibi görülüyor
Birini kaybettiğimizde neyi kaybederiz?
Ölüm bir anda olur, ona göre kurulmuş gündelik düzen ise aynı hızla çözülmez. Akıl haberi bir kez alır; gündelik hayat yokluğu küçük küçük öğrenir.
İhanetin psikolojisi
Düşmanımızın bize zarar verebileceğini biliriz. Yakınımızdaki biri içinse aynı ihtimali hesaba katmayız. Darbenin ağırlığını, yapılan şey kadar onu yapanın kim olduğu da belirler.
Ben böyle(mi)yim?
Yıllar boyunca aynı özelliklerimiz görülüp adlandırıldıkça, biz de kendimizi o kelimelerle anlatmaya başlayabiliriz. Bir süre sonra başkalarının bizi nasıl bildiğiyle bizim nasıl biri olduğumuzu sandığımız şey arasındaki sınır eskisi kadar belirgin olmayabilir. O zaman soru yalnızca başkalarının bizi nasıl gördüğü değildir: “Ben böyleyim” dediğimiz şeyin ne kadarı gerçekten bize aittir?
Bir insan hayatımızdan ne zaman gerçekten çıkar?
Bir ilişkinin başladığı günü nasıl tam olarak bulamıyorsak, içeride bittiği günü de gösteremeyiz. Hafıza tarih tutmaz. Bir sabah kalkıp her şeyin geçtiğini ilan etmez. Bir süre sonra fark ederiz: Eskiden bugünün içine karışan şey, artık ait olduğu yerde duruyordur. Bazı ilişkiler unutulduğu için değil, sonunda geçmiş zaman kipine geçebildiği için biter.
Değişmek istemek neden değişmeye yetmiyor?
Bir davranışı neden tekrarladığımızı anlamak için her zaman onu yaptığımız ana bakmak yetmez. Cevap, kimi zaman onu yapmadığımızda geriye kalandır.
Çocukluğumuz kaderimiz mi?
Yetişkinlikte yaşanan birçok güçlüğün kökeni çocuklukta aranabilir; çünkü ilk yıllar ruhsal yapının temel taşlarının oluşmasında önemli rol oynar. Ancak geçmişi anlamaya çalışmakla bugünkü yaşamın hükmünü bütünüyle ona teslim etmek arasındaki çizgi silindiğinde mesele değişir.
Tahammülümüz neden azaldı?
Eskiden kolayca geçip gittiğimiz şeyler artık içimize batıyor. Uzayan bir telefon konuşması, peş peşe gelen mesajlar, aynı hikâyenin yeniden anlatılması, yan masadan yükselen ses… Hiçbiri tek başına büyük değil. Buna rağmen içimizde çoktan gerilmiş bir tele dokunuyor ve o tanıdık cümle geliyor: “Kimseyi çekemiyorum.”
Aşırı paylaşım ve güven yanılsaması
Birini henüz tanımadan tüm geçmişimizi, travmalarımızı ya da güncel problemlerimizi anlattığımızda, aramızda özel bir bağ kurulduğunu sanabiliriz. Konuşma derinleşmiştir; ilişki ise henüz aynı yolu katetmemiştir.
Çocukluğun emaneti
Belki de yetişkinliğin en güç yanı, çocukluğu geride bırakamamak değildir. Asıl güç olan, çocukluğun bizden istediğiyle bugün gerçekten seçtiklerimizi birbirinden ayırabilmektir.
Sevdiğimiz bir kişiyi neden değiştirmeye çalışırız?
Bir başkasını değiştirmeye neden bu kadar ihtiyaç duyarız?
İçimizden atamadığımız insanlar
İçimizde yaşamaya devam eden insanlar hakkında düşündüğümüzde, onları anlamaya çalıştığımızı sanırız. Oysa dikkatle bakıldığında zihnin yaptığı şey çoğu zaman anlamaktan çok sonuca ulaşmaya çalışmaktır. Aynı konuşmalar yeniden kurulur. O gün söylenmesi gereken cümleler yıllar sonra bulunur. İnsan farkında olmadan aynı hikâyeyi farklı sonlarla yeniden düşünür.