Sanat ve anlam arayışı
Bir tabloya bakmak, bir roman okumak ya da bir müzik parçasını tekrar tekrar dinlemek ilk bakışta hayatın zorunlu ihtiyaçları arasında görünmez. Açlığı gidermez. Bir sorunu çözmez. Buna rağmen insanlar binlerce yıldır hikâyeler anlatıyor, resimler yapıyor, şarkılar yazıyor. Bunun nedeni sanatın cevaplar sunması değil. Yaşadığımız şeylerle aramızdaki ilişkiyi görünür hale getirmesi.
Durmadan kaydırırken ertelediklerimiz
Bir zamanlar dikkat dağıtan şeylerin bir sonu vardı. Gazete biterdi. Televizyon yayını sona ererdi. Yolculuk tamamlanırdı. Misafirler dağılırdı. İnsan eninde sonunda kendi zihniyle yeniden karşılaşırdı. Bugün ise akışın sonu yok.
Kimse kendini kötü biri olarak görmez
İnsan kendisini kötü biri olarak gördüğünde yalnızca davranışı değil, bütün kimliği tehdit altında hisseder. Bu yüzden zihin savunmalar üretir. Bahaneler çoğu zaman başkalarını kandırmak için değil, içerideki düzeni korumak için kurulur.
İnsan kendini neden sabote eder?
İnsan bazen tam mutlu olacağı yerde geri çekilir. Güzel giden ilişkiyi bozar, yaklaşmak istediği hayattan son anda uzaklaşır, uzun zamandır istediği şeyi elde ettiğinde ise içinde garip bir sıkışma belirir. Dışarıdan bakıldığında bu davranışlar anlamsız görünür. Oysa bazı insanlar kendilerini yaralayan şeylerden çıktıklarında rahatlamaz. Yön duygularını kaybeder.
İnsan ilişkilerinde yeni ölçü: Fayda
Eskiden bir insan anlatılırken “çok iyi biridir”, “vefalıdır”, “eli açıktır”, “dost canlısıdır” denirdi. Bugün ise birini överken kullanılan kelimeler değişti: “Çevresi çok güçlü”, “iş bitirici”, “bağlantıları kuvvetli”, “işe yarayan biri.”
Performans haline gelen benlik
Hayat giderek deneyimlenen bir şey olmaktan çıkıp yönetilen bir projeye dönüşüyor.
Aşk yetmez: İlişkiler neden biter?
İlişkileri bitiren şey çoğu zaman büyük krizler değil, tekrar eden küçük örüntülerdir. Eleştiri, savunma, küçümseme ve duvar örme… Yani mesele tek bir kavga değildir; o kavganın her seferinde aynı yere çıkmasıdır.
Çatışma korkusu: Kendi fikrini dile getiremeyenler
Çatışma korkusu, fikir ayrılığından çok daha fazlasıdır; o ayrılığın ilişkiyi nasıl değiştireceğine dair belirsiz ama yoğun bir beklentidir.
Okul saldırılarının psikolojisi: Bir çocuk bu noktaya nasıl gelir?
Bir okulda silah patladığında toplum önce sese döner. Kaç kişi yaralandı, fail kimdi, silahı nereden buldu? Bunlar gerekli ama gecikmiş sorular. Çünkü silah patladığında, aslında çok şey çoktan olmuştur. Bir çocuk çoktan ilişkiden kopmuş, dilini yitirmiş, seçeneklerini tek tek kapatmıştır. Biz sesi o anda duyarız; oysa süreç çok daha önce başlamıştır.
Motivasyon beklemek
Bir işe başlamak için motivasyon beklemek, kapının önünde durup açılmasını beklemek gibi. Kapının kolu oradadır ama insan dokunmaz. Çünkü dokunmak, sonucu değil belirsizliği başlatır.
Can sıkıntısı
Can sıkıntısı çoğu zaman yanlış tanımlanır. Sanki seçenek kalmadığında ortaya çıkan basit bir boşluk haliymiş gibi düşünülür. Oysa bugünün sorunu çoğu zaman seçenek azlığı değil fazlalığıdır; sessizlik değil gürültüdür. Yani can sıkıntısı, hayatın boşaldığı yerde değil, dolu ama insanın onun içinde kök salamamış olduğu yerde belirir.
İnsan kendini neden başkalarıyla kıyaslar?
Haset çoğu zaman saldırgan değildir. Aksine, içten içe kendini aşındıran bir harekettir. İnsanın kendine verdiği zarardır.