Sevgi Soysal ve Brooke Shields: Hikayesini geri isteyen iki kadın

ZEYNEP KARAARSLAN BAŞARAN

@zeynepbasaran

Gündemde bir biyografi, bir belgesel var. Yazar Sevgi Soysal’ın kızı Funda Soysal, annesinin ‘erkek gözü’yle anlatılan hikayesine itiraz ediyor; 80’lerin çocuk yıldızı Brooke Shields, çocukken ona cinsel meta muamelesi yapan dünyayla hesaplaşıyor.

Yazar Sevgi Soysal ve Hollywood yıldızı Brooke Shields’in ortak noktası, hikayelerinin ‘erkek gözü’yle anlatılması

Çocukken evde Sevgi Soysal’ın birçok kitabı vardı. Bunlardan ‘Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu’nu, kapağındaki ayakkabılar ilgimi çektiğinden ilkokuldayken okumuştum. Anı, günlük, biyografi ve öz yaşam öyküsü okumayı sevmemde, bu kitabın büyük payı var.

Nitekim Erdal Doğan’ın yazdığı ‘Sevgi Soysal: Yaşasaydı Aşık Olurdum’ isimli biyografi 2008’de ilk kez basıldığında, hemen alıp, bir solukta okumuştum. Kitapta anlatılan Sevgi Soysal’ı yadırgadığımı, çocuğuyla ilgili kısımlarda üzüldüğümü anımsıyorum.

Bu sene kütüphanemi bir odadan başka odaya taşırken, bazı kitaplarımı da eledim. Biri de Sevgi Soysal: Yaşasaydı Aşık Olurdum oldu, tamamen bende bıraktığı olumsuz çağrışımlardan ötürü. İşte bu biyografi, Agora Kitaplığı tarafından Mart 2023’te yeniden basıldı.

Bu  hafta Twitter’da gezinirken karşıma Sevgi Soysal’ın kızı Funda Soysal’ın bu biyografi hakkında bir tweeti çıktı: “Ne kadar güzel yazılmış olursa olsun, yanlış, anneme büyük haksızlık edip, onu gelişmemiş erkek gözüyle yalnız kalamayan kadın gibi acayip bir kutuya koyup kaldıran bir biyografi. Annemi bu kitapla tanıdığınızı sakın sanmayın, kolaya kaçarsınız” diyor Soysal. 

Tweet’in altında yorum verenleri okuyunca, Sevgi Soysal’ın hem kadın, hem erkek okuyucular tarafından ne kadar takdir edildiğini, ama özellikle kadın okuyucularla arasında nasıl özel bir bağ olduğunu bir kez daha idrak ettim. Nasıl böyle özel bir bağ olmasın? Sırf tüm devrimci tavrıyla ‘Tante Rosa’ yeter.

Funda Soysal: Magazin kafası

22 Mart’ta Funda Soysal Gerçek Edebiyat isimli yayına bir röportaj vererek, tepkisini detaylandırdı: “Ben bu kitabın, annem ve babamın 1971 yılında hedef tahtası yapılmaları hikâyesini es geçerek, onu askerdeki kocalarını aldatan kötü bir anne gibi gösterdiğini, bunun baş kaynağının da ömrü boyunca oğluna karşı bütün görevlerini ihmal eden, sonra da oğlunun hastalığını annemin suçuymuş gibi göstererek kendi vicdanını aklamaya çalışan bir baba olduğunu düşünüyorum… Onun özel hayatını esasen bir magazin kafasıyla anlatan bu kitap, evet yanlış ve de haksızdır. Çok net bu benim için… Bu kitaptan kurtulmak mümkün değil ve hiçbir tazminat benim, annemin çocuklarının, duygusal hasarını telafi etmez. ”

Ah bu ‘gelişmemiş erkek gözü’ ve kadınların bundan çektikleri…

Bu biyografi özelinde, başlık dahi bunu ele veriyor. Bir arkadaşım “Bir kadın bir erkeğin biyografisini yazsa, böyle başlık atar mıydı” diye sordu. Hakikaten de indirgemeci, cinsiyete indirgemeci bir başlık bu. Umarım yazarı, başlık dahil tüm kitabı, aldığı tepki ve geribildirimler doğrultusunda gözden geçirir.

Ters yüz olan hikayeler

Funda Soysal’ın bu çıkışını takdir ediyorum. Anglosakson yayınlarda bugünlerde sıkça karşımıza çıkan ‘reclaiming the narrative’ veya Türkçesiyle ‘anlatıyı geri almak’ kavramının iyi bir örneği. Vahim yanlışların adını koymanın ve kabul gören yanlış anlatıları ters yüz etmenin önemli bir yöntemi, bunların neden ve nasıl bu şekilde anlatıldıklarına dikkat çekmek olsa gerek. 

Anlatıya itiraz, pek çok farklı alanda gerçekleşebiliyor. Örneğin; mezunu olduğum Amerikan üniversitesi Bryn Mawr College’de, üniversitenin ikinci başkanı M. Carey Thomas’ın adının verildiği bir takım ana binalar ve kütüphanenin adı bu ay değiştirildi. Çünkü bu kadının ırkçı olduğuna dair kayıtlar var. Böyle birini onurlandırmaya devam etmenin, üniversitedeki Yahudi ve Afrika- Amerikalı öğrenciler için incitici ve ırkçılığı görmezden gelen bir tavır olduğunu, üniversite yönetimi teslim etti.

(Darısı Afrika sömürgeciliğinin en baskın liderlerinden Cecil Rhodes adına verilen Rhodes Bursları’nın başına. Ünlü Rhodes bursiyerleri arasında eski ABD başkanı Bill Clinton ve Me Too hareketine gazeteciliğiyle katkıda bulunan Ronan Farrow var.)

Americanah ve Yükselen Güneşin Ülkesinde gibi kitapların yazarı Nijeryalı Chimamanda Ngozi Adichie’nin 2021’de, Almanya’da Humboldt Forum’un açılışında yaptığı konuşma ise, Avrupa’nın sömürgecilik anlatısına muhteşem bir itiraz.

Humboldt Forum, Asya ve Afrika’dan sömürge yıllarında çalınan objeleri sergilediği için eleştiriliyor. Şöyle diyor Adichie konuşmasında: “Avrupa kendi sömürgecilik tarihini inkar etmiyor. Bu çok kaba olurdu. Avrupa, sömürgecilik tarihini onu silecek biçimde anlatmayı seçiyor… ’Evet sömürgecilik oldu, ama…’ diyor ve bu ‘ama’ ile başlayan kısım hikayenin odağına dönüşüyor.”

‘Güzel bebek’ Brooke Shields

Gelelim popüler kültüre…

Benim gibi 1980’lerde büyüyenler, Brooke Shields’in oynadığı Güzel Bebek, Mavi Göl ve Sonsuz Aşk gibi filmleri hatırlar. Nisan ayında gösterime girmesi beklenen ‘Pretty Baby’ (Güzel Bebek) isimli belgesel, Brooke Shields’in çocukken, sistem tarafından nasıl bir cinsel meta muamelesi gördüğünü ortaya koyuyor.

15 yaşında poz verdiği Calvin Klein reklamlarında “Calvin Klein kot pantalonlarımla arama hiçbir şey girmez” başlığı kullanılmış, küçük kızın iç çamaşırı giymediği ima edilmişti.

Henüz izleme imkanımız yok; ama tanıtım filminden görebildiğim kadarıyla Brooke Shields de kendiyle ilgili güzellik anlatısını ters yüz edecek, bu anlatının altının ne kadar zehirli olduğunu, toplumun buna ‘fit olması‘nın ne kadar sorunlu olduğunu ortaya koyacak diye düşünüyorum.

Gene de güzel yazılmış biyografilerin, günlüklerin, öz yaşam öykülerinin sunduğu keyifleri gözden kaçırmayalım. Gülriz Sururi ‘Kıldan İnce Kılıçtan Keskince’ ve Haldun Dormen ‘Sürç-ü Lisan Ettikse’ benim en sevdiklerim.

Salah Birsel’in günlükleri ne güzeldir; ‘Hacivat Günlüğü’ güzel bir başlangıç noktası olabilir. Gertrude Stein’dan ‘Alice B. Toklas’ın Özyaşam Öyküsü’nü de unutmayalım. Bu hınzır kitap, 20. yüzyılın başındaki Paris’i, Picasso’dan Cezanne’a ünlü sanatçıları, modernizmin doğuşunu ve Toklas kadar Stein’ın hayatını modernist bir üslupla aktarır. Artık “iptal olan” Woody Allen’ın Paris’te Geceyarısı filmini sevenler, bu kitabı da kaçırmasın.

Yazıda bahsi geçen yazarlar ve kitaplar:

Sevgi Soysal, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu

Sevgi Soysal, Tante Rosa

Erdal Doğan, Sevgi Soysal: Yaşasaydı Aşık Olurdum

Chimamanda Ngozi Adichie, Americanah 

Chimamanda Ngozi Adichie, Yükselen Güneşin Ülkesinde

Gülriz Sururi Kıldan İnce Kılıçtan Keskince

Haldun Dormen Sürç-ü Lisan Ettikse

Salah Birsel, Hacivat Günlüğü

Gertrude Stein, Alice B. Toklas’ın Özyaşam Öyküsü

Küçük Oyuncu, rol modeller ve Feminist Gece Yürüyüşü

O bir ‘badem anne’: Gwyneth Paltrow başka gezegenden seslenmeye devam ediyor

Ne içindeyiz zamanın ne de büsbütün dışında: Gospodinov’un Zaman Sığınağı

‘Farkındalık’ dünyayı kurtarır mı?

Refik Anadol’un MoMA sergisi eleştirmenleri böldü: Git Facebook’ta çalış

Güzel Ülkem, Üzen Ülkem: Türkün Ateşle İmtihanı, Yaban, Ölmeye Yatmak

Distopyadan aydınlığa: Last of Us, Cormac McCarthy, Mustafa Nuri

Oynar mısın benimle: Midjourney, Abidin Dino, Murathan Mungan

ChatGPT, Veba Geceleri ve Gülten Akın: Bizim büyük tarihsizliğimiz

Hastalıklar, kazalar: Hanif Kureishi, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Piranesi

Presley, Selim İleri, Prens Harry: Keder kader mi?

Pekkan Kardeşler, Ursula Le Guin ve Balıkçı Kadının Kızları