9 Kasım 2024 tarihli Diken yazıma şu cümlelerle başlamıştım:
“‘Devlet aklı’ kavramı en özet/sığ haliyle devletlerin hayatta kalma refleksini anlatır. ‘Raison d’etat’ ya da yerli ve milli haliyle ‘hikmet-i hükümet.’ Buna göre devlet, bekasını korumak, varlığını sürdürmek için gerektiğinde ‘bir şeyler’ yapabilir. O bir şeyler ‘hukuk dışı’ işler olabilir; beklenmedik tedbirler, siyaset değişiklikleri…
Milliyetçiler/sağcılar için biraz büyülü ve olumludur da devlet ile sınıf mücadelesi arasında bağ kuranlar için pek muteber bir olgu sayılmaz. Hukuk devleti/yasa karşısında eşitlik ilkesinin başat değer olduğu liberal demokrasilerde, hukuk dışılığı, bir başka söyleyişle ‘yasa’nın dışına çıkılmasını anlatır. İlk kadın başbakanımızın, ‘Bu millet uğruna, bu ülke uğruna kurşun atan da kurşun yiyen de bizim için her zaman saygıyla anılır, şereflidir’ derken kastettiği devlet, bu ‘akıl’la davranan devletti.”
Tanıl Bora da 13 Kasım 2014 tarihli ‘Devlet Aklı’ başlıklı yazısında şu tespiti yapıyordu:
“Dillerde hep onun adı: Devlet Aklı… MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, Abdullah Öcalan’ın Meclis’e gelip örgütüne hitap ederek ‘işi bitirmesi’ çağrısının uyandırdığı şaşkınlığı yatıştırmak, bu beklenmedik çıkışın sırrını açıklamak için başvurulan mefhum, bu: Devlet Aklı. Kürt meselesinde hiçbir şey olmasa bir şeyler olması ihtimalinin en -hatta yegâne- güvenilir dayanağı olarak, Devlet Aklı’na referans veriliyor.”
Şöyle devam ediyordu Bora: “… Devlet Aklı, nüvesi itibarıyla esasen ‘kendini düşünen’ bir akıldır. Kendi bekasını, kendi devamlılığını gözetir, kapasitesini (‘devlet kapasitesi’) artırmaya azmeder. Onun için, her yola gelir. Devlet Aklı, devlet egosudur… Söylemeye gerek yok; bu ego, hâkim sınıfların süper-egosunun belirlenimi altındadır. Devletin göreli özerkliği meselesine ise dalmayalım.”
Gerçekte bir devlet aklı var mıdır yok mudur; devletin idarecilerinkinden ayrı ‘elleri’ var mıdır yok mudur; yukarıdaki tanımlarda söz edilen ‘devlet işleri’ni anlatmak için ‘akıl’ sözcüğü uygun mudur değil midir? Netameli soru ve konular bunlar kuşkusuz. Doğrusu, tarihin bir döneminde ortaya çıkmış bir örgütlenme biçiminin, idarecileri haricinde bir akıl fikir sahibi olduğunu dile getirmek bana pek akıl kârı görünmemiştir. Gelgelelim bu metafiziğe meyleden söylemin iç gıcıklayıcı bir yanı olduğuna, sınıf mücadelesi gerçeğini beceriyle perdelediğine, hele ki toprağımızda büyüleyici etki yarattığına kuşku yok.

Her ne kadar Cansu Çamlıbel’in 1 Haziran 2026’da T24’te yayınlanan söyleşisiyle yeniden gündeme geldiyse de (Kılıçdaroğlu’nun ‘yol arkadaşı’ Bülent Kuşoğlu’yla yapılmış, sonuna dek okuması sabır gerektiren bir söyleşi) Türkiye’de son yıllarda sıklıkla dolaşıma sokulan ‘devlet aklı’ kavramının asıl hedefinin bu büyüye duyulan ihtiyaç olduğu açık. Tek başına değil, nicedir yanında ‘yerli ve milli’ ve ‘iç cephe’ garnitürüyle servis ediliyor.
2007’den başlattığım AKP anayasacılığının zirvesi 2017 değişikliği, yeni rejimin ‘anayasa’ alanındaki sonucuydu. 1909’da benimsenen ‘hakimiyeti milliye’ (Meclis üstünlüğü) ilkesi terk edildi ve liberal/klasik demokrasiyle bağdaşmaz bir düzene geçildi. Oya Baydar bugün (2 Haziran 2026) T24’te çıkan ‘Bay Kemal’in Kemal Bey, Öcalan’ın kurucu önder olmasının hikmeti’ başlıklı yazısında 2017 değişikliği ardından “Biz de bunu istiyorduk” dediğini hatırlatmış. Ben de buna, dönemin ABD başkanı Trump’ın kazanılan ‘zafer’ için kutlama telefonunu ekleyeyim.
ABD’nin Türkiye büyükelçisinin bölge, Türkiye ve demokrasi hakkında ‘açık sözlülükle’ yaptığı açıklamalar ‘yenilenen’ dünya düzeninin, bir başka söyleyişle yenilenen ‘sermaye’ ilişkilerinin Türkiye ‘gibi’ ülkelere nasıl bir rol biçtiğini gösteriyor. Demokrasiyi beceremeyecek olan ve dahası, onu hak etmeyen halkların layığı olan monarşi. İngiliz monarşisi, Norveç monarşisi değil kuşkusuz; şımarık beylerin bize uygun gördüğü türde bir monarşi.
Herhalde bir süre sonra, bu kez ‘terörsüz Türkiye’ başlığı altında anayasa değişikliği tartışması başlar. İktidarın, anayasa meselesinin ‘sulh içinde çözülmesi’ için gerekli 400 vekili bulabilmesi bazı partileri, partilileri, siyasetçileri yanına katmasıyla mümkün. Kişisel olarak, anayasanın yalnızca bir maddesiyle ilgilendikleri kanısındayım. O bir madde için uzun uzun sivillik, millilik, yerlilik, iç cephe, devlet aklı vs. sohbetleri dinleyeceğimizi tahmin ediyorum. Anayasa değişikliğine, yeni ‘düzen’e karşı çıkanların neyle itham edileceğini tahmin etmek için çok uyanık olmaya gerek yok.
19 Mart’ın ardından susmayıp halkın heyecanına ortak olan, yurttaşı duymazdan gelmeyen CHP’li siyasetçiler rejim için can sıkıntısı oldu. İktidarını uzatmak isteyen, bunu bir beka meselesi olarak sunan siyaset erbabı tarafından bertaraf edilmek isteniyorlar. Belli ki CHP’nin eski genel başkanı bu yolda kendisine biçilen görevi kabul etti ve işe başladı!
Peki, devlet aklı bunun neresinde? Nasıl bir akıl bu? Herkes her şeyi görüyorsa, yapılmak istenenler tahmin edilebiliyorsa, artık ‘sır’ kalmadıysa, durumu ‘devlet aklı’ gibi afyon mahiyetinde kavramlarla süslemenin ne anlamı var? Hakikaten, yaşadıklarımız içinde ‘derin’ olan nedir? Oya Baydar’ın yukarıda söz ettiğim yazısında dediği gibi, tanık olduğumuz “Muktedirlerin iktidarlarını korumak için başvurdukları devletin bekası mugalatası aslında kendi bekalarını korumaktan başka bir şey değildir.”
‘Devlet aklı’ afyonu, sayısız hayati sorunla boğuşan halkın kendi çıkarını gözeten bir aklı olmadığı zannı üzerine temellendiriliyor. Demokrasi olmayabilir, yoksul olabilirsiniz, anayasa askıya alınmış olabilir, yargı kararlarını yadırgayabilirsiniz, gerekirse bir alt mahkeme AYM kararına dahi uymayabilir, oy verdiğiniz yerel yöneticiler tutuklanabilir, oy verdiğiniz partinin genel başkanı/yönetimi yargı kararıyla değiştirilebilir… Sorgulamayın ve susun, tümünün arkasında bir devlet aklı var, siz anlamazsınız!
Vallahi şekerim, bir devlet aklı var mı yok mu bilinmez de, hemen her zaman yok sayılan halkın bir aklı ve sağduyusu olduğuna kuşku yok. Memleketin umudu da ahalinin aklı fikri.
Yazı önerisi:
TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’ın Silivri’de kaleme aldığı yazı.
Video önerisi:
İlk kez bir grup toplantısı öneriyorum. CHP lideri Özgür Özel’in 2 Haziran 2016 tarihli grup toplantısı.