ZEYNEP KARAARSLAN BAŞARAN
@zeynepbasaran
Deprem felaketinin derin üzüntüsü, öfkesi ve çaresizliğine gömülü, haberlerden hem gözlerimi kaçıramaz, hem de görüntülere bakamaz haldeyken, eğer edebiyata çıkacaksa yolum, distopik edebiyata çıkabilir olsa olsa.
Distopik edebiyat tamamen hayali bir dünyada veya dünyamızın geleceğinde, bilginin sansürlendiği, özgürlüğün kısıtlandığı toplumları tasvir eder. Propagandalarla, beyin yıkamayla içinde yaşayanlara bir ütopya gibi ‘pazarlanan‘ bu toplumlar ütopyanın tam tersidir esasında.
En ünlü distopik romanlar dersek, akla bir batında gelenler Margaret Atwood, ‘Damızlık Kızın Öyküsü’ Ray Bradbury ‘Fahrenheit 451’, Louis Lowry ‘Seçilmiş Kişi’… Ama benim açık ara en beğendiğim George Orwell’in yazdığı: ‘1984‘.

Esasen gazeteci olan, İspanya İç Savaşı’nda da, İkinci Dünya Savaşı’nda da gazetecilik yapan Orwell, “Gazetecilik başkalarının basmak istemediğini basmaktır, gerisi halkla ilişkilerdir” demesiyle de meşhurdur.
1984’ün basımından bir sene sonra ölen Orwell, 1984’ün nasıl bir kültürel güç haline geldiğini göremedi. 1984, Apple’ın lansmanında dahi kullanıldı! Teknoloji geliştikçe her yerde Big Brother’lar türedi. Orwell’in 74 yıl ötesinden verdiği uyarılara hiç kulak asmayan insanlığı bilmem ne yapmalı.
Bildiğimiz hayat bitince
‘Kıyamet‘ veya ‘kıyamet sonrası’nı ele alan edebiyat eserleri de vardır. Doğa tüketilir, uzaylılar dünyayı işgal eder, bildiğimiz dünya son bulur; başka tür bir hayat başlar, sorunlar sökün eder.
H.G. Wells’den Arthur C. Clark’a pek çok yazar bu tarzda eserler vermiştir. Edebiyat dışında bu alan sinemanın da odaklandığı bir yerdir. Örneğin; şu sıralar ‘Last of Us’ isimli bir dizi ortalığı kasıp kavuruyor. Bir bilgisayar oyunundan yapılan bu başarılı adaptasyon, özellikle üçüncü bölümüyle felaketlerin ortasında sevgiye dair büyük bir cümle kurdu ve gönülleri fethetti.

Cormac McCarthy’nin ‘Yol‘ adlı romanı ise, bir yok oluş olayı sonrası bir baba ve oğlunun yolculuğunu takip eden çarpıcı bir eserdir. Roman, McCarthy’nin aklına oğlu ufacıkken düşer. McCarthy ile oğlu, oğlu üç-dört yaşlarındayken Texas, El Paso’a giderler. McCarthy yüz yıl sonra buralar nasıl olur diye düşünürken, dağları alev almış hayal eder, bunun üzerine birkaç sayfa yazar. Sonradan o birkaç sayfaya geri döner ve sadece altı haftada romanı tamamlar, oğluna adar.
İşin ilginç yanı roman basıldığında McCarthy 73, oğlu 7 yaşında. Hayatının sonuna yaklaşmış bir yazarın, hayatının başındaki oğluna distopik bir roman adaması ne ilginç. Yol, 2007’de Pulitzer ödülü kazanır, Guardian gazetesinin 21. Yüzyılın en iyi 100 kitabı listesinde yer alır. (Guardian’ın listesi ağırlıklı İngiliz ve Amerikalı yazarların romanlarından oluşuyor; listeden okuduklarımın hepsi hakikaten harika romanlar ama liste bu başlığın hak ettiği biçimde kapsayıcı değil. Bu tip görmezden gelmeler başlıbaşına bir yazı konusu.)

‘Vücut‘ isimli filmiyle de tanınan Mustafa Nuri’nin ilk romanı ‘Nehir ve Diğer Tüm Şeyler’ açık seçik bir distopya değil belki. Ama acı çekme olgusunu araştırırken, distopyalarla bir akrabalık kuruyor. Bu romanda Nehir, bedelini ödemek koşuluyla, acıları alan ve unutturan gerçeküstü bir varlık.
Nuri’nin sinematografik bakışı ile yarattığı Nehir ve Nehir’e hizmet eden, büyümeyen, tek tip giyimli çocuklar, çok akılda kalıcılar, roman bittikten sonra da etkileri sürüyor. Nuri ikinci romanı ‘Dün Gece Nerede Öldün’de ise insanların ölemediği, aynı yaşta sabit kaldıkları bir dünyayı hayal ediyor. Bu da bir tür felaket değilse nedir?
Kanıksadığımız, varlığını garanti gördüğümüz her şeyin; hele de doğanın, olmadığı, bozulduğu, düşmanlaştığı distopyalar veya ‘kıyamet sonrası’ ortamlar ‘hayatı ne anlamlı kılıyor’ sorusuna verebileceğimiz cevapları berraklaştırmak adına elverişli arka planlar.
Kimse bir distopyanın içinde yaşamayı hak etmez. Haksızlığın olduğu yerde, başkaldırı vardır, direniş vardır. Edebiyat her zaman bize bunu anımsatır. Umudu yeşertir, çözüm yollarını düşündürür. Ama çözümler için hayalgücü ve yaratıcılık kadar, nesnellik, bilimsellik de gerekli.
Distopya fıtrat değil çünkü, bir sonuç.
Hans Rosling’in 2019’da yazdığı ‘Factfulness: Dünya Hakkında Yanılmamızın On Nedeni ve Neden Her Şey Aslında Sandığınızdan Daha İyi’ isimli çalışmasını şu sıralar okumak gerek belki. Rosling, hayatını küresel sağlık konusuna adamış bir bilim insanı. İnsanların dünyadaki iyi gelişmelerden haberdar olmadığını görüyor ve hayatını bu konuda farkındalık yaratmaya adıyor. Kaderin garip bir cilvesi olarak kitap, Rosling’in 2017’deki ölümünden bir sene sonra basılabiliyor. Hoyratça sevdiğimiz şu dünyaya güzel bir elveda.
Bu yazıda bahsi geçen eserler
Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood
Fahrenheit 451, Ray Bradbury
Seçilmiş Kişi, Louis Lowry
1984, George Orwell
Yol, Cormac MacCarthy
Nehir ve Diğer Tüm Şeyler, Mustafa Nuri
Dün Gece Nerede Öldün, Mustafa Nuri
Factfulness: Dünya Hakkında Yanılmamızın On Nedeni ve Neden Her Şey Aslında Sandığınızdan Daha İyi, Hans Rosling