Kanser hastasına yanlış beslenme önerilerinin ciddi sonuçları olabilir

Onkoloji diyetisyeni Doç. Dr. Tuğçe Aytulu, kanser tedavisinde beslenmenin ikincil bir konu değil, tıbbın ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. Aytulu, ‘iyi niyet’le yapılan ‘yanlış’ önerilere karşı uyardı.

Fotoğraf: AA

Kanser hastalarında ‘tek tip beslenme modeli’ olmadığını belirten Aytulu, kişiselleştirilmiş beslenmenin tedavi başarısında kritik rol oynadığını vurguladı.

Koç Üniversitesi Hastanesi ile Amerikan Hastanesi’nde görev yapan Aytulu, Diken’in sorularını yanıtladı.

Tıp “Hastalık yoktur, hasta vardır” der. Her kanser hastasında genel yaklaşımın ona uygun hedeflerin belirlenmesi olduğunu belirten Aytulu, şöyle devam etti: “Örneğin bazı hastalarda kas kuvvetini artırmak, bazı hastalarda cerrahi öncesi rezervlerin oluşturulmak veya bazılarında yan etkisiz şekilde tedaviyi bitirmek hedeflenir.

image.png
Tuğçe Aytulu.

Beslenme stratejilerini her hasta özelinde hastayla birlikte konuşarak oluşturmak gerekir. Buna da ‘kişiselleştirilmiş beslenme tedavisi’ diyoruz. Yıllar önce okuduğum bir bilimsel makalede gördüğüm ‘terzi elinden çıkmış gibi’ ifadesini bu beslenme modeline çok yakıştırıyorum.”

Her hastanın kanser türü, aldığı tedavi (kemoterapi, radyoterapi, immünoterapi vb.), yaşadığı yan etkiler (bulantı, yutma güçlüğü, tat değişikliği gibi) ve vücudunun metabolik tepkisi farklı. Aynı tipteki ve aynı evredeki bir kanser türü için, aynı kanser tedavisini alıyor olsa dahi, farklı iki kişide beslenme önerileri farklı olabiliyor. Aytulu, “Bu nedenle, kişiselleştirilmiş beslenme hastanın ihtiyacına göre şekillenen, yaşayan bir plan demek. Amaç sadece ne yediği değil, ne kadar yiyebildiği, neyi tolere edebildiği ve kas kaybının önüne geçip geçemediğimiz” dedi.

Sadece kilo değil kas kaybını önlemek de önemli

Birçok hasta kanser tedavisi sırasında kilo kaybının önlenmesi gerektiğini biliyor. Bu kayba sebep olan beslenme yetersizliğine de ‘malnütrisyon’ deniyor. Aytulu bilimsel verilerin, malnütrisyonun tedavi başarısını doğrudan olumsuz etkilediğini açıkça ortaya koyduğunu söyledi: “Bu ağırlık kaybı tedavinin ertelenmesine, tedavi toleransının azalmasına, tedavinin tamamlanamamasına veya gerekli dozun azaltılmasına sebep olabiliyor.”

Son yıllarda yapılan kanser ve beslenme çalışmalarının gösterdiği önemli bir bilgi daha var. Sadece ağırlığın değil, kas kuvveti ve kütlesinin de korunması gerekiyor: “Bu sebeple beslenmeyle beraber düzenli egzersiz yapmanın, kanser tedavilerinde kas kuvvetini ve kas rezervini korumanın da önemi ortaya çıkmış oldu. Dolayısıyla, kanser tedavisi sırasında hem beslenme hem de egzersiz hastanın sağlığına kavuşmasında önemli yer tutuyor.”

Kanserle ilgili efsanelerden biri de “Aç kalırsam kanser küçülür”. Aytulu bunun yanlış inanıştan ibaret olduğunu, bilimsel olmadığını vurguladı.

Detokslar riskli

Kişiselleştirilmiş yaklaşım önemli de bütün kanser hastalarını kapsayacak öneri ya da yasaklar var mı? Aytulu hastalarla konuşurken ‘yasak’ kelimesini kullanmayı sevmiyor ve katı kısıtlamaları olan listelerden de özellikle kaçınıyor: “Asıl önemli olan, yetersiz beslenmeye yol açan yanlış tavsiyelerden kaçınmak. Dikkat edilmesi gereken bazı etkileşim durumları olabilir. Örneğin bazı ilaçlarla bazı gıdalar birlikte veya yakın zaman aralığında alındığında birbirlerinin emilimini bozabilirler.

Her ilaca göre değişebilmekle beraber, genel olarak greyfurt ve nar gibi meyvelerin içinde bulunan bileşiklerin bazı ilaçların emilimini bozabileceğini biliyoruz.”

Aytulu, uyarı niteliğinde bazı genel ilkeler bulunduğunu hatırlattı. Örneğin uzamış açlıklar önerilmiyor. Aşırı kısıtlayıcı diyetler (tek tip beslenmeler, detokslar) riskli.

Protein ve enerji alımı önemli

Bir de tüm kanser hastaları için evrensel öneriler var. Örneğin protein alımını önceliklendirmek (bazı tedaviler sırasında vücudumuz normalden yüzde 25-50 daha fazla enerjiye ve proteine ihtiyaç duyabilir). Artırılan bu proteinin işlevini yapabilmesi için yeterli enerji de almak gerekir. Aytulu şöyle açıkladı: “Yani sadece protein yemekle olmaz. Bol sıvı tüketmek de özellikle aktif kanser tedavilerinde önemli. Bu gereksinim her hasta için farklı olmakla beraber, günde 8-12 bardak su, dehidrasyonu önler.

Gıda güvenliğine dikkat etmek bu süreçte tedavilerin aksamaması ve enfeksiyonların önlenmesi açısından önemli. Çiğ et, pastörize edilmemiş süt ürünleri, küflü peynirler, açıkta bekleyen yiyeceklerden kaçınmak gerekir.”

‘Yanlış öneriler, iyi niyetle gelir’

Kanser hastasına tavsiye veren çok olur. Önerilere kulak tıkamak her zaman çok da kolay değil. Bazen akıl da çeliniyor. Aytulu Bu çok sık yaşadığımız bir durum” dedi devam etti: “Ben hastalara şunu söylüyorum; “Her iyi niyetli öneri, sizin için doğru olmak zorunda değil”. Hasta ve yakınları kendilerini savunmak zorunda hissetmemeli. En sağlıklı yol, bu tür önerileri doktor ve diyetisyenle birlikte değerlendirmek ve kulağa ‘çok iddialı’ gelen vaatlere mesafeli durmak.

Yanlış öneriler çoğu zaman çok iyi niyetle gelir. “Mutlaka bunu dene, bana çok iyi geldi” veya “Arkadaşım da kanser tedavisi aldı, hiç kanları düşmedi” gibi tavsiyeler verilir. Ancak, tedaviler birbirine benzemediği gibi, beslenmede de her öneri herkes için doğru olmaz. Özellikle bu beslenme önerileri yetersiz beslenmeye sebep olursa, kas kaybı hızlanabilir, tedaviye tahammül azalır, enfeksiyon riski artar ve iyileşme süreci uzayabilir.”

‘Doğal olan her şey güvenli değil’

“Şeker tamamen kesilmeli”, “Bitkisel ürünlerle tedavi güçlenir”, “Hiçbir zararı yokmuş, sonuçta bitkisel ve doğal ” klinikte en sık rastladıkları öneriler. AytuluNe bunların büyük bölümünün bilimsel karşılığı olmayan, hatta zararlı olduğunu söyledi: “Örneğin bazı bitkiler hem ilaçlarla etkileşime girdiği için zararlı olabiliyor hem de bazen kişinin daha önce hiç denemediği, belki de alerjisi olduğu bir bitki olabiliyor. Doğal olan her şey ne yazık ki güvenli olmayabiliyor.

Bazı ilaçların da bitkilerden üretildiğini biliyoruz, ancak ilaçla zehri birbirinden ayıran dozu. Doğal olduğunu düşündüğümüz bilinmeyen bir bitkinin kullanılması doz aşımına veya zararlı etkilere sebep olabiliyor veya tedavinin kesilmesine sebep olabilecek yan etkiler olabiliyor.”

Kemoterapi sırasında az ama sık beslenme

Kanser tedavisinin farklı süreçleri var. Bunlar esnasında uygulanabilir standart öneriler var mı? Aytulu bu soruya karşılık şu önerileri sıraladı:

* Kemoterapi sırasında az az ama sık beslenme, protein içeriği yüksek ama mideyi yormayan öğünler,

* Baş-boyun radyoterapisi sırasında ağız ve yutma sorunlarına uygun, yumuşak dokulu besinler,

* Yine karın bölgesindeki radyoterapilerde ishalin önlenmesine yönelik veya gaz yapmayan gıdalar,

* Cerrahi sonrasında kas kaybını önlemeye odaklı enerji-protein desteği alınabilir.

İştah kaybı ‘normal’ değil

Aytulu ayrıca hastalara şu önerileri sıraladı:

* İştaha uygun, tolere edilebilen, protein içeriği güçlü, küçük miktarlar olsa da besleyici, hastayı yormayan öğünler öneriyoruz. Dengeli ve renkli bir tabak için (eğer herhangi bir kısıtlaması yoksa) hayvansal veya bitkisel bir protein kaynağı, yanına sebzeler, süt/yoğurt ve tahıllar bulunabilir. Bunlar hastanın durumuna göre çok çeşitlendirilebilir veya kısıtlanabilir.

* Hastalardan sık gelen sorulardan biri “Şeker kanseri büyütür mü?” Sağlıklı hücreler de, kanser hücreleri de enerjiye ihtiyaç duyar. Önemli olan şekeri tamamen yasaklamak değil, yetersiz beslenmenin önüne geçmek. Hiçbir besin kanseri beslemez veya öldürmez. Ancak, kan şekeri düzeyleri de özellikle bazı tedavilerde önemli olabiliyor veya bazı ilaçlar basit şekeri kısıtlamamızı gerektirebiliyor. Yine burada hasta özelinde karar veriyoruz.

* İştah kaybı ‘normal’ kabul edilmemeli. Zamanında yapılan beslenme müdahaleleriyle ağırlık ve kas kaybı önlenebilir veya yavaşlatılabilir. Burada hastaya uygun tarifler hazırlamak, öğünlerini hesaplamak ve bazı beslenme solüsyonları elimizi çok güçlendiriyor. Bu beslenme solüsyonlarını yine hastanın tedavisine ve tıbbi durumuna uygun olarak seçiyoruz.

Hastalık değil, yan etki yönetilir

* Bulantı, tat değişikliği, ağız yarası gibi sorunlara özel beslenme stratejileri var. “Hastalık değil, yan etki yönetilir” mantığıyla ilerleriz. Örneğin bulantı için daha kuru yiyecekler, daha az porsiyonlu ama daha sık öğünlü bir yeme düzeni, mevsimindeyse ayva, elma gibi mayhoş gıdalar önerebiliyorum. Ağız yaraları için hekimin verdiği tedaviyle birlikte beslenmesinde asitli, köşeli gıdaları azaltmak, protein-enerji dengesini sağlamak, gerekirse beslenme yolunu değiştirmek (örneğin damar içi beslenme veya tüplü beslenme) mümkün olabiliyor.

* Sadece hasta için değil, yakınları için de bu süreç zor olabiliyor. Hasta yakınlarının verebileceği en önemli destek; yedirmek için zorlamamak, iyi niyetli baskı kurmamak, profesyonel destek almaktan çekinmemek olmalı. Bazen yeme problemi aile içinde kırgınlıklara sebep olabiliyor. Burada hem hekimden hem de bu konuda uzmanlığı olan bir diyetisyen ve psikologdan destek almak iyi olabilir.

* Beslenme hataları ciddi sonuçlara yol açabilir. Özetle, malnütrisyon, kanserde ciddi bir mortalite nedenidir ve ne yazık ki hastaların kaybedilmesinde önemli bir paya sahip. Kas kaybı ise bağımsız bir risk faktörüdür ve tedavi sonuçlarını olumsuz etkiler. Gereksiz kısıtlamalar -örneğin tüm karbonhidratı kesmek- kas kaybına ve enerji düşüklüğüne neden olur. Vücut glukoz üretmek için ekstra çalışmak zorunda kalır ve bu zaten yorgun hastayı daha da tüketir. Kanıta dayanmayan “mucize diyetler” takip etmek, hastaların gerçekten ihtiyaç duyduğu besinlerden mahrum kalmalarına sebep olur. Protein alımının yetersiz olması ise yara iyileşmesini geciktirir, bağışıklık fonksiyonunu bozar ve tedavi kesintilerine yol açabilir.

Boşuna aramayın: Kanseri tedavi ettiği kanıtlanmış bitkisel ürün yok