Boşuna aramayın: Kanseri tedavi ettiği kanıtlanmış bitkisel ürün yok

Kanser tedavisinde yıllar içinde yüz güldürücü gelişmeler kaydedildi. Artık bazı kanserlerde ‘kür’ mümkün. Bazıları da ‘kronik’ bir hastalık gibi yönetilebiliyor. Ancak tüm olumlu gelişmelere rağmen, etkinliği kanıtlanmamış tedavilerle halâ hastalar ve aileler ‘istismar’ ediliyor.

Kimi biyopsinin zararlı olduğunu savunuyor. Kimi kemoterapinin öldürdüğüne inanıyor. Otla, vitaminle tedavi öneriliyor. Kanserin tedavisinin aslında bulunduğunu, ancak gizlendiğini düşünenler de az değil.

Fotoğraf: Canva

Yalan yanlış bilgiler hiç olmadığı kadar kolay ve hızlı yayılıyor. Bundan faydalananlar elbette var. Hastaların ölmesi pahasına, ‘alternatif tedavi’ler pazarlanıyor.

Çörek ve ısırgan otlarından kayısı çekirdeğine, sarı kantarondan karbonata, hacamat ve sülükten aşırı açlık ve şekeri tamamen kesmeye yönelik diyetlere varana kadar çok farklı öneri ve ürünlerle hastaların aklı çeliniyor. Bazen tıbbi tedaviler bile bıraktırılıyor.

‘En kıymetli şey zaman’

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Yüksel Ürün kanserde en kıymetli şeyin zaman olduğunu belirtiyor: “Yanlış bilginin en büyük zararı, sadece umut satması değil, hastanın zamanını çalması. Bu yüzden ‘tek çare’ cümlelerinden uzak durup şu soruya yaklaşmak lazım: Hangi kanser, hangi alt tip, hangi evre? Tedavi bazen zor olabilir ama zorluk, gereksizlik demek değildir. Fayda ve risk birlikte tartılır.”

Yüzlerce farklı türü var, tek bir ‘mucize’ yok

Prof. Dr. Ürün’le kanserle ilgili ‘efsaneler’i, tedavilerdeki gelişmeleri konuştuk.

Prof.Dr.Yüksel Ürün.

Belki de son sormam gereken soruyla başlayacağım: Kanser tedavisi bulundu da ilaç firmaları, hekimler bunu herkesten gizliyor mu?

Hayır. Hiç böyle bir şey olabilir mi?  Kanser tek hastalık değil. Yüzlerce farklı tür var. Tek bir ‘mucize’ beklentisi maalesef gerçekçi değil. Gizlemek mümkün değil. Binlerce bağımsız merkez, araştırmacı, ülke, denetim var. Böyle bir başarı saklanabilir mi? Mümkün mü?

Kanser tedavisiyle ilgili ‘efsaneler’ tanı sürecinde başlıyor. Biyopsinin kanserin yayılmasına sebep olduğu düşüncesi yaygın. Biyopsi kanserin yayılmasına yol açabilir mi?

Kısa cevap vereyim: Biyopsi kanseri yaymaz. Aksine doğru tanı koyup doğru tedaviye götüren en önemli tanısal aracımız.

‘Hakikat sonrası’ndan en çok etkilenen alanlardan biri kanser. Bilim dışı bilgilerin yaygınlaşması çok kolaylaştı. Bazı eğitimli, ‘doğalcı’ insanlarda da benzer eğilim var. ‘Büyük oyun’u gördüklerini düşünüyorlar. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu meseleyi?

Kanserde yanlış bilgi, akla değil insanın en çıplak yerine dokunur, belirsizliğe. Belirsizlik büyüyünce insan umutlanacak bir hikâye arar. Algoritmalar da gerçeği değil, en sansasyonel olanı öne çıkarır ve bu kar topu etkisiyle büyür.

‘Doğal‘ ve ‘büyük oyun‘ anlatıları bir şey daha vaat eder; kontrol duygusu. Bu yüzden eğitimli insanlar da etkilenebilir. Çünkü mesele zekâ ya da eğitim değil. Çoğu zaman korku, yalnızlık ve ‘birinin net konuşması‘na duyulan ihtiyaçtır. Dolandırıcılık örneğin, çok benzer. “Nasıl inanmış?” diye küçümseyince, mekanizmayı kaçırıyoruz. İnsan önce duyguyla karar verir, sonra akılla gerekçe üretir. Bu yüzden yargılamak yerine, o boşluğu görmek gerekir.

Kür olan kanserler var

Kanserin biyolojisi anlaşıldıkça yeni tedaviler gelişiyor ama ne kadar karmaşık ve zor bir hastalık olduğu da netleşiyor. Kanser tedavisinde neredeyiz?

Bazı kanserlerde kür gerçek. Testis, birçok çocukluk çağı kanseri, lösemi, bazı lenfomalar, erken yakalanmış meme, kolon, rahim ağzı gibi.

Bazılarında hedef ‘uzun kontrol’. İleri evre akciğer kanserinin bir kısmı, böbrek, melanom gibi bazı hastalıklarda yıllarca kontrol mümkün olabiliyor.

Kanser tek bir hastalık değil. Aynı organda bile alt türler var. Hatta aynı tümörün bile farklı kısımları farklı davranabiliyor. Başarı, doğru alt türü bulup doğru tedaviyi seçince geliyor.

30 yıllık sağlık muhabiriyim. Başladığım zaman konuştuklarımızla şimdikiler arasında çok büyük fark var. Peki siz tanı ve tedavideki hangi gelişmeleri ‘büyük sıçrayış’ sayıyorsunuz?

Bu konuda sayısız örnek sayılabilir. Birçok kanser için sağ kalım oranlarımızda çok dramatik iyileşmeler oldu.

Örneğin sisplatin kemoterapisinin keşfi ile metastatik dönemde dahi testis kanserinde kür (şifa) sağlamak mümkün oldu.

Kronik miyeloid lösemi ölümcül hastalıktan kronik hastalığa döndü. İmatinib ve benzeri hedefe yönelik (akıllı) ilaçlarla yaşam beklentisi dramatik arttı.

HER2 pozitif meme kanserinde, trastuzumab (ve devamı) ile nüks ve ölüm riski belirgin azaldı. İleri evrede de sonuçlar çok değişti.

Akciğer kanserinde moleküler alt grupların tespitiyle ‘doğru ilaç’ verebilir duruma geldik. EGFR/ALK gibi hedefe yönelik ilaçlar uygun hastada kemoterapiye göre çok daha etkili ve daha iyi tolere edilir hale getirdi.

İmmünoterapi, bizzat kendi bağışıklık sistemi hücrelerimizi tekrar tümörü tanıyabilir hale getirdi. Melanom, akciğer, böbrek gibi kanserlerde hastalarda yıllarca süren yanıtlar mümkün oldu.

Kemoterapi değil asıl risk kanserin kendisi

Kemoterapiyi ‘ölüm ilacı’ olarak da düşünen azımsanmayacak sayıda insan var. “Kanser değil, kemoterapi öldürür” diyorlar. Bazen hasta ve yakınlarını ikna etmekte zorlanıyor musunuz?

Daha önce yakınlarında, çevrelerinde bu deneyimi yaşamış hastalar bazen “Kemoterapi istemiyorum” diyor. Evet kemoterapi zor bir ilaç ama doğru hastada hayat uzatır, bazen kür sağlar.

Neden bu algı var? Yan etkiler görünür ve ürkütür. Saçların dökülmesi, bulantı, kusma, ateş. Kanserin kendi ilerleyişi ise bazen sessiz olur. İnsan çoğu zaman gördüğünden korkar.

Tedavisiz kalınca asıl risk çoğu zaman kanserin kendisi. Kemoterapiyse kontrollü bir risk alıp, daha büyük riski azaltma çabası.  Bir de kemoterapi sırasında ortaya çıkan birçok problem aslında ilerleyen kansere bağlı. Ancak çoğu zaman maalesef tedaviye atfedilir.

İkna zor mu? Bazen. Ama ‘ikna‘dan çok anlatmak işe yarar. ‘Beklenen fayda ne?’, ‘Risk ne?’, ‘Alternatif ne?’ Net konuşunca çoğu kişi rahatlar. Bulantı, enfeksiyon riski, destek tedavileri yıllar içinde çok iyileşti.

Kemoterapi öldürmek için değil, kanseri durdurup yaşam kazandırmak için verilir. Yan etkileri yönetilir, faydası ölçülür.

İvermektin, fenbendazol, kayısı çekirdeği, ısırgan otu vs. önerenler ve hatta bitkisel tedaviler yaptığını öne süren hekimler var. Bunların kanser tedavisinde yeri var mı? Faydalı olabileceğini gösteren çalışma var mı?

Öncelikle hasta ve yakınlarını bu konuda anladığımızı belirtmeliyim. Kesinlikle suçlayıcı bir dil kullanmamak, sabırla her fırsatta doğruları anlatmak gerektiği düşünüyorum. Buradaki en büyük problemlerden biri de bu yöntemleri öneren kişilerin de bazen ‘hekim’ olması. Ama unutmamak gerekir ki bu ürünlerin hiçbiri, kanserde ‘kanıtlı tedavi‘ değil. Çoğu ya insanda hiç test edilmemiş ya da laboratuvar düzeyinde kalmış. Birçoğu ise zor durumdaki insanların suistimal edilmesi.

Bu tür öneriler çoğu zaman çaresizlikten doğuyor. Ben bunu yargılamıyorum. Ama bir şeyin işe yaradığını söylemek için insanda, iyi yapılmış çalışmalar gerekir. Hikâye kanıt değildir. En büyük tehlike, bu ürünlerin etkili tedaviyi geciktirmesi ve ilaçlarla etkileşip sessiz zarar vermesi.

Ben hastaya hep şunu söylerim: Ne kullanıyorsanız söyleyin, asla kızmam, yargılamam. Birlikte güvenli mi, gereksiz mi karar verelim. Umudu elbette koruyalım ama kanıtlardan vazgeçmeyelim.

Doğal etiketi, güvenlik damgası değil

Doğal olanın iyileştirici olduğunu düşünenler de az değil. Kanser tedavisinde yeri olan ‘doğal’ ürünler var mı?

Evet var. Ama çoğu ‘ürün‘ değil, alışkanlık.

‘Doğal’ etiketi güvenlik damgası değil. Evet bazı kanser ilaçları doğadan elde ediliyor (bitkiden, mikroptan). Yani esas mesele ‘Doğal mı’ değil. Kanıtlı mı, güvenli mi meselesi.

Kanıtı en güçlü doğal desteklere gelince, hareket (özellikle yürüyüş) obeziteyi, yorgunluğu azaltır ve yaşam kalitesini artırır. Bugün kanser nedenlerinin başında sigara ile obezite geliyor. Dengeli beslenme çok önemli. Takviye yerine, gerçek gıda temelli dengeli beslenmeyi öneriyorum.

Uyku, stres yönetimi, sigarayı bırakmak, kanser gelişimini önlediği gibi, hasta olanlarda da tedavi başarısını iyileştirir.

Kanseri tedavi eden kanıtlı bir bitkisel ürün yok. Hatta bazıları ilaçlarla etkileşip tedavinin etkisini azaltabilir ya da yan etkiyi artırabilir. Bu yüzden önerim şu; herhangi bir ürün kullanacaksanız, mutlaka doktorunuza söyleyin.

Pozitif düşünerek, iyimser olarak kanser yenilebilir mi?

Tek başına hayır. Ama çok şey değiştirir. Pozitif olmak tümörü ortadan kaldırmaz. Hatta çoğu zaman hastayı sürekli pozitif olmaya zorlamak olumsuz etkiler. ‘Hep güçlü ol’ baskısı da zararlı. İnsan bazen korkar, üzülür, ağlar, yorulur. Bu çok insani ve normal. Ama umut ve sakinlik; tedaviye devam etmeyi, yan etkilerle baş etmeyi, uykuyu, iştahı, hareketi güçlendirebilir. Bu da dolaylı olarak süreci iyileştirir.

Kanser yüzlerce farklı hastalık

Fütüristik bir değerlendirme rica etsem. Bir gün kanseri yenecek miyiz?

Gelin tersinden bakalım. Bundan 30 yıl önce hemen hiç seçeneğimiz olmayan, hastaları bir yıldan kısa sürede kaybettiğimiz bazı kanserlerde bugün şifadan bahsedebiliyoruz. Ancak bu bir günde, tek bir zafer gibi değil; aşama aşama olacak.

Kanser yüzlerce farklı hastalık. Bu yüzden tek bir çözüm beklemiyorum. Ama gidişat net. Daha erken tanı + daha akıllı ilaçlar + kişiye özel seçimle birçok kanser ya kür olacak ya da uzun süre kontrol edilen bir hastalığa dönüşecek.

En büyük engel bilimden çok erişim, yani doğru tedavinin herkese ulaşması.

Çok duyduğum şeylerden biri şu: “İlaç firması sattığı pestisitle insanları kanser ederek yeni hastalar yaratıyor.” Bu ve benzeri şeyler de güveni sarsıyor. Doğru okumayı nasıl yapabiliriz?

Aslında sigara ve alkol meselesiyle aynı yere çıkıyor. Toplumda talep olan bir ürün yasal çerçevede üretiliyor, devlet vergisini alıyor, aynı anda sağlık zararını azaltmak için uyarı, kısıtlama ve denetim yapıyor.

Dışarıdan bakınca ‘ikiyüzlülük‘ gibi görünebiliyor ama çoğu zaman bu, tek bir niyetten değil, aynı sistem içinde birbiriyle yarışan iki amaçtan doğuyor. Ekonomi ve halk sağlığı. Şirketler için de benzer. Aynı çatı altında farklı iş kolları, farklı ekipler, farklı hedefler ve farklı denetimler var.

Bu yüzden doğru okuma, ‘kasıt’ hikâyesinden çok başka sorularla yapılabilir. Ürünün gerçek riskini hangi veriler gösteriyor? Bağımsız kurumlar ne diyor? Çıkar çatışması nasıl yönetiliyor? Denetim ve yaptırım gerçekten işliyor mu?