Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Selva Demiralp, Türkiye ekonomisini yılın kalanında nelerin beklediğini yazdı.

Demiralp, BBC Türkçe’deki yazısında önce 2026’ya ilişkin Aralık 2025’te bir sunumda da dile getirdiği temel, iyimser ve kötümser beklentilerini paylaştı:
Temel senaryo
- Enflasyon = Yüzde 23 (Şu an yüzde 32,11)
- Politika faizi = Yüzde 28 (Şu an yüzde 37)
- Büyüme oranı = Yüzde 4
- Liradaki değer kaybı = Yüzde 0, 1; Dolar = 51 lira (Reel değerlenme) – (Dolar şu an 47,3 lira)
- Avro/dolar = 1,25
İyimser senaryo
- Enflasyon = Yüzde 18
- Politika faizi = Yüzde 22
- Büyüme oranı = Yüzde 4.2
- Lirada değer kaybı (temel senaryoyla aynı)
- Avro/dolar (Temel senaryoyla aynı)
Kötümser senaryo
- Politika faizi = Yüzde 35
- Büyüme oranı = Yüzde 3.8
- Lirada değer kaybı (Temel senaryoyla aynı)
- Avro/dolar (Temel senaryoyla aynı)
‘Kötü senaryoya daha yakınız’
Bu senaryoların üzerinden altı ay geçti. Demiralp’e göre kötü senaryoya daha yakınız:
“O zaman hesapta olmayan İran savaşı, kötü senaryoda bile öngöremediğim riskleri beraberinde getirdi.
Enerji fiyatlarındaki artış ve tedarik zincirlerindeki aksamalar, 2026 küresel büyüme tahminlerini çeyrek puan kadar düşürerek yüzde 3’lü seviyelere çekti, küresel enflasyon tahminlerinin de yaklaşık bir puan yukarı revize edilerek yüzde 4,5’i aşmasını sağladı.
Türkiye için yapılan revizyonlar daha büyük.
Enerji ithalatçısı bir ülke olmamız ve yüksek baz etkisine rağmen yılın ilk iki ayında enflasyondaki yumuşamanın sınırlı kalması, hem enflasyon hem büyüme tahminlerinde önemli güncellemeler getirdi.
Enflasyonun yıl sonunu yüzde 29-30 seviyelerinde bitirmesi durumunda TCMB’nin reel politika faizini bunun kabaca beş puan üzerinde tutması beklentim dahilindeydi.
Ancak o zaman hesaba katamadığım savaşın 2026 büyümesini kötü senaryonun da yaklaşık bir puan altına, yüzde 3’lü seviyelere çekmesi olası görünüyor.
Avro/dolar paritesi tahminimin de önemli bir revizyon gerektirdiğini gözlemliyorum.
Sene başında faiz indirecek bir Amerikan Merkez Bankası’na (Fed) karşılık daha şahin bir ECB (Avrupa Merkez Bankası) beklentisiyle 1,25 seviyesinde öngördüğüm paritenin, savaşla güçlenen dolar sonrası seneyi 1,15 seviyelerinde bitirmesi daha olası görünüyor.
İthalatı dolar, ihracatı euro cinsinden yapan bir ülke için bu revizyon cari denge açısından olumsuz bir tablo sunuyor.”
Kurda ne olur?
Peki döviz kuru politikası sürdürülebilir mi? Demiralp şöyle yazdı:
“Kurdaki reel değerlenmenin sürdürülebilirliğine dair endişeler savaşla birlikte arttı.
İthal ara mala dayalı üretimde faiz artırarak enflasyonla mücadelenin önemli ve istenmeyen bir sonucu var: Dezenflasyon süreci uzadıkça yerli para birimindeki değer kazancı cari açığı büyütüyor, bu da finansal istikrar açısından ayrı bir tehdit oluşturuyor.
Burada tarihsel bir ayrım yapmakta da fayda var. 2001 sonrası TL’deki değer kazancı güçlü sermaye girişlerinin doğal sonucuyken 2023 sonrasındaki kazanım benzer bir sermaye girişine dayanmadı.
TCMB’nin kontrollü kur politikası ve TL’nin zayıfladığı dönemlerde gelen rezerv satışlarıyla mümkün oldu. Bu fark, mevcut programın yumuşak karnını oluşturuyor.
Nitekim ABD merkezli, dünya çapında hizmet veren en büyük ve en güçlü yatırım bankalarından ve finansal hizmetler şirketlerinden Goldman Sachs’ın hafta başında gelen raporunda da savaşla birlikte risklerin arttığı vurgulandı.
Savaşla artan enerji faturasının cari açık üzerindeki baskısına, güçlü TL’nin dış ticaret dengesinde yaratacağı bozulma eklendiğinde, artan risklerin kurdaki reel değerlenme politikasını daha hızlı sönümlendirmesi söz konusu olabilir.
Finansal istikrar ile fiyat istikrarı arasındaki tercihte her zaman finansal istikrarı önceliklendiren TCMB de, bu şartlar altında TL’nin daha hızlı değer kaybetmesine izin vermiş ve aylık değer kaybını yüzde 1,8 seviyesine çıkarmış görünüyor.”