Murat Sevinç
Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.
Ülkeden gitmek isteyen 'gençler'in derdi ne olabilir?
Yıllar geçti, şimdi bazen, bir kısmı yurt dışında yaşayan eski öğrencilerden e-postalar geliyor. Neredeyse istisnasız tümü, ‘dönmek’ konusunda aynı kanıda olup olmadığımı soruyor, biraz da iğneleyerek, “Öyle diyordunuz ama…” sorgulamasıyla. Ne diyebilirim… Eskisi kadar kolay mı "Dönün" demek, öneri nedir, vaat nedir, ne yapmalı, ne söylemeli? Duygusal sözcükler sarf etmeden, konunun özünden sapmadan "Gidin" ya da "Dönün" diyebilmek mümkün mü? Peki, memleket söz konusu olduğunda insan ne kadar ‘akılcı’ ne kadar ‘pragmatik’ ne kadar ‘soğukkanlı’ olabilir, mümkün mü böyle bir şey? Hadi mümkün diyelim, kolay mı?
Müsaade ederseniz kendimi pencereden atmak istiyorum, efendim!
Gazeteci: Efendim çok haklısınız, heyecanlıyım, ne yaptığımı bilmiyorum inanın, karşınızda oturmak hiç kolay değil, Allah beni nasıl biliyorsa öyle yapsın, zannetmiştim ki… , Kendimi şu pencereden atmak en doğrusu olacak belki de, evet, hak ettim, ancak bu konuda kararı ben veremem, kendimi pencereden atma zaruretini tensiplerinize sunuyorum, efendim…
Nazi devrinde 'kitap yakma şenliğini' üniversite öğrencileri düzenlemişti!
Faşizme sempati duyan kişi, herhangi bir insan. Bir gün sizi ihbar eden, dün evinizin önünde sohbet ettiğiniz komşunuz. Kıyafetinize iliştirilen yıldızla damgalanmanıza sevinen, bir meslektaşınız. Hitler’den hayranlıkla söz eden, aklı başında bilinen bir akademisyen. İmha kamplarının inceliklerinin mucitleri, anlı şanlı bilim insanları. SA’lar sokak serserileri, her köşe başında görülebilir türden. Liderleri ise, büyük müzisyenler, filozoflar, edebiyatçılar ve bilim insanları yetiştirmiş bir toprakta bulunabilecek en vasat, en beş para etmez insanlardan biri.
Dayakçı öğretmen, yoksulluk, faşizm ve bize dair…
Faşizm literatürü okumalarının benim açımdan en çarpıcı tarafı, akla hayale gelmedik eziyetlerin hemen her zaman sıradan insanlar tarafından yapılabilmiş olması. Öylesine, herhangi bir komşu, arkadaş, müşteri, öğrenci, eş, öğretmen olan insanların faşizmin destekçisi olabilmesi, kimi kaçıkların peşinde ülkelerini ve insanı felakete götürüp büyük acılar yaşanmasına yol açabilmesi. Günlük yaşamda, dilde, sıradan insanın davranışında, onun otoriteyle kurduğu ilişkide aranmalı faşizmin nüvesi, oralarda filizleniyor.
Kurtuluş ve Kuruluş: Türkiye İşçi Partisi'nin 'sol ittifak' hakkındaki görüşü…
TİP, derdinin, dört olan vekil sayısını 14’e çıkarmak olmadığını, seçimler aracılığıyla toplumsal muhalefetin direncini artırmaya ve ülkenin ‘ilerici birikimini’ meclise taşımaya çalışacağını, seçim ittifakını yalnızca ‘kurtuluş’ için değil, aynı zamanda ‘kuruluş’ için de elzem kabul ettiğini; halkın, ancak solun değerleri ve çabasıyla kendi sesine kavuşabileceğini ve önümüzdeki seçimlerin ‘birliktelik’ için gerekli fırsatları sunduğunu ilan ediyor.
Türkiye İşçi Partisi'nin 'bugün' ve 'geleceğe' ilişkin açıklamaları
TİP’e göre, rejimden kurtuluşun yolu gerçek bir ‘hesaplaşma’. Burada iktidar tarafından (bir kısmı tarihsel) mağdur edilmiş belli başlı yurttaş kesimleri sayılmış. Sömürülen emekçiler, kadınlar, gençler, emekliler, köylüler, Kürtler, Aleviler, farklı cinsel yönelimler, tüketilen doğa, bilim insanları vs.
Kılıçdaroğlu'nun 'oyuna gelmesi' ve sonrası üzerine…
Kılıçdaroğlu, Adalet Yürüyüşü’nden sonraki en önemli ‘dönüştürücü’ adımı olan ve 'helalleşme' adını verdiği siyaseti anlatmaya ve derdinin ne olduğunu sergilemeye devam ediyor.
En alçak ayrımcılık türü yoksulluk ve tarikat yurtlarındaki çocuklar…
Hani “Unutursak kanımız kurusun” gibi afili sözler sarf ediliyor ya, affedin, unutuyoruz ve kanımızın kuruduğu filan da yok.
Zamanında yüksek oylarla seçilen Feyzioğlu, sonrasında çok mu değişti?
Yoğun tehdit altındaki meslektaşlarına yüzü hiç kızarmadan ‘müstemleke aydını’ diyebilen muhteremin marifetinde, nasıl bir cevher bulmuşlardı? Onlar da mı kandırıldı?
İki asırda biriken, sandık ve gitmek üzerine…
Toprağımızın tarihini küçümseyip bunca kazanımı görmezden gelerek ‘seçim olmaz’ diyerek yurttaşın sandıktan-ülkeden-demokrasiden umudunu kesmesine yol açmak ne denli sakıncalıysa, ‘her zaman oldu yine olur’ rahatlığı ve özgüveniyle hareket etmek de o denli sakıncalı.
Muhalefetteki partileri ve HDP'yi 'eleştirmek' üzerine…
"Aman oyuna gelmeyelim" tepkisini verenler, Kılıçdaroğlu hakikaten farklı bir işe kalkıştığında, hep bir ağızdan "İşte siyasî hamle böyle olur" diyebiliyor.