16 şüphelinin ‘Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet istemiyle yargılandığı Gezi davasının üçüncü duruşmasında tutuklu işadamı Osman Kavala ve Taksim Dayanışması’nın kurucularından Mücella Yapıcı’nın ardından sinemacı ve reklamcı Mine Özerden, Yale Üniversitesi Brookings Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Ali Hakan Altınay ve Taksim Dayanışması’ndan Mimarlar Odası avukatı Can Atalay kürsüdeydi.

Mahkeme Başkanı Mehmet Perk’in iddianameyle ilgili sorularını yanıtlayan Atalay “Birileri o dönem önlerinde ceketlerini iliklerken o zaman da biz ‘Fethullahçı çete’ diyorduk” dedi.
Mahkeme başkanının ‘Garajistanbul toplantısındaki konuşmalarını’ sorması üzerine Atalay “Hangi konuşmalar?” diye sorunca Perk “Onu sonra söyleyeceğiz” dedi. Atalay ise “Şu an itibariyle HSK doğal hakim ilkesine aykırı işlem yapmıştır. Anayasa madde 36’ya aykırıdır. Ama sorularınıza cevap vermeye çalışacağım” dedi ve şu yanıtı verdi: “Bu toplantıya davet edildim, yargı süreci Taksim Dayanışma hakkında bilgi verdik. Bizim açımızdan çok da nemli bir toplantı değildi. Kollukta çağrılana kadar hatırımızda değildi. Sorulunca hatırladım.”
Mahkeme başkanının “Topluluğa hitabınız var: ‘Yarın önemli bir gün, bugün buradayız ama yarın ağaçları sökmeye teşebbüs edebilirler’ demişsiniz. Eylemcileri megafonla yönlendirenin siz olduğunuz söyleniyor. ‘Her yer taksim her yer direniş’, ‘Katil devlet hesap verecek’, ‘Katil polis hesap verecek’ dediğiniz iddiaları var” demesi üzerine Atalay, “Sorunuzun ikinci bölümü Gezi’nin 1. yıldönümüyle ilgili, dolayısıyla olayla alakası yok” yanıtını verdi.
Mahkeme başkanının “Amiyane deyimle küllere üflemeye çalıştığınız söyleniyor” demesi üzerine ise Atalay şöyle konuştu: “Biz küflere üflemeye falan çalışmıyoruz. Görevimizi yapıyoruz. Sorunuzun ilk yarısı ise hükümet Taksim’deki son toplanma alanına yeşil alana bina yapmaya karar verdi. İtiraz ettik, dava açtık. Plana ve ilk derece kurul reddetmesine rağmen yüksek kurul kararıydı. İBB’nin adına yayalaştırma projesi dediği şeyde yaya kaldırımı yapmayı unuttuğu için 27 Mayıs akşamı Askerocağı Caddesi’ndeki ağaçları sökmeye başladı. O sırada bu salonda avukat olarak görev yapıyordu. 28 Mayıs’ta beraber mesai harcadığım arkadaşlarıma öyle şiddet uygulandı ki öğle arasında çıkıp oraya gittim. İlk giren kişiler sivil, polis ya da zabıta değildir. Bu sözler, bu itirazın dillendirilmesidir. Polise mukavemet olarak değerlendirilebilecek hiçbir şey yoktur. Yargıtay içtihatında etkin direniş, polise mukavemet eylemi yoktur. 31 Mayıs akşamına kadar böyle,”
Atalay 31 Mayıs’tan sonra olanları ise kürsüde şöyle özetledi: “31 Mayıs akşamı ise başka. Bizim açımızdan Gezi Direnişi üçe ayrılır. 27 Mayıs’a kadar gelen süreç. Dava açtık, imza topladık, yasal hakkımızı kullandık. 27 Mayıs akşamı bizim itiraz ettiğimiz plan ve projeye aykırı uygulama yapıldı haklı olarak itiraz ettik. 31 Mayıs akşamı ise başka bir şey yaşandı Sayın Yargıçlar. Türkiye’de itirazı olan herkes itirazını alıp geldi.”
Mahkeme başkanının “‘Biz bu kapkaççı devlete kapkaççı hükümete karşı direniyoruz’ demişsiniz”. AKP hükümet kapkaççı mıdır?” demesi üzerine Atalay “Planlara aykırı olarak bir gece ağaçları kesmeye çalışması kapkaççılık değil midir?” diye yanıt verdi.
Atalay bu yargı sürecinde yapılan ihlallere vurgu yaptığı konuşmasında şunları söyledi:
“HSYK 2010’daki referandumun ardından bu kurumun Fethullahçı çetenin eline geçtiğini kendisi söylüyor. Biz ondan önceki idari yargını da halini biliyoruz. Ama 2010 sonrasında aşama aşama idari yargı kalmadı. Fethullahçı Terör Örgütü denen bizim o dönem Fethullahçı Çete dediğimiz hakimler idari kararları vermediler. İnsanlar yargıya olan güvenin sarsılması nedeniyle yürüme mesafesindeki parklarına yürüdüler. Biz anayasal hakkımızı, Türkiye’de idari yargının 2010’dan itibaren aşama aşama çözülmesi nedeniyle ısrarla kullandık. Bu projenin olmaz iş olduğunu, şehir planlama 1. sınıf öğrencisi size anlatır. Bu olmaz, rezalettir. İptal edileceğini biz, dava açtığımız an itibariyle biliyorduk. Dosyada bilirkişi raporu var, iptal yönünde ve itiraz süresine kuruldu. Bir an önce mahkemeniz yürütmeyi durdurma kararı vermeli diye dilekçe sunduk dosyaya. Kaleme sorduk. Çok büyük bir şey olduğu belli. Mayıs’ın 27si, 28’i yaşanmış. Ben 3 Haziran’dan itibaren Mimarlar Odası’na düzenli olarak gittim, dilekçe yazdım, düzenli olarak Uyap üzerinden kontrol ettim. Bir kere daha gittim kaleme. 18 Haziran günü bir görüş tutanağı gördüm. Hakimlerin ismi ve iptal yazan. Ankara’daki avukat arkadaşı aradım, iptal yazıyor ama gerekçeyi bilmiyoruz, saçma sapan bir gerekçe olabilir, duyurmak şu aşamada bize uymaz, dedim.
Gazetecilik iddiası olan herhangi birinin sorularına cevap veririz, birileri o dönem önlerinde ceketlerini iliklerken o zaman da biz ‘Fethullahçı çete’ diyorduk. 4 Temmuz’dan sonra Zaman Gazetesi benim üzerimden ben ve Taksim Dayanışma’ya ilişkin kararı gizlediğimize dair iğrenç bir kampanya başlattı. Karar bize 8 Temmuz’da tebliğ edildi. İBB’ye 9, Kültür Bakanlığı’na 10 Temmuz’da tebliğ edildi. Savcılık şunu neden yazmaz? Ortalık hareketli. Tekrar inşaat başladı. Mimarlar Odası sürdürmeyin diye yazı yazdı. İBB’nin yetkililerine 16 Temmuz 2013 itibariyle böyle bir karar yoktur yazısını kimin yazdığını, o dönem hareketlenmeye neden olduğu niye kimse yazmaz ki?
‘Kardeşlerimize zulmeden, öldüren polis şeflerinin yüzde 99’u Fethullahçıydı’
İddianamede Fethullahçılarla ilgimiz olduğu iddia ediliyor. Biz Fethullahçıların en güçlü olduğu dönemde ‘Fethullahçı çete’ dedik. Saygıyla iade ederim. Fethullahçıların tıyneti yalancılık olduğu için bizim karşımızda kardeşlerimize zulmeden, öldüren polis şeflerinin yüzde doksan dokuzu Fethullahçıydı. AKP’yi destekleyen basın, gazeteci kılığındaki iş takipçisi Akif Beki bizim hakkımızda denilmeyen laf bırakmadı. O ses kayıtlarının duruşma salonunda dinlenmesi gerekir.”
Tapelerde esnafa baskı yaptırılması iddiasına ilişkin soru sorulduğunda ise Atalay şunları söyledi: “Orada bahsi geçen esnaf elinde palayla kadınlara saldırmıştı. O civardaki esnaf, yapının karşı olduğunu, döviz koyduklarını söylüyorlar, yaygınlaştırılmasını istiyorlar. Ben de yaygınlaştıralım diyorum. Bunun bir suç olduğunu düşünmüyorum. Taksim Dayanışma ya da herhangi bir kurum kuruluş Gezi Direnişi’nin sahibi değildir. Taksim Dayanışması milyonlarca insanın tercümanı olmaya çalışmıştır. Suçu kim işlediyse onunla ilgili dava açılmalıdır. Gezi bu toprakların adalet, özgürlük, eşitlik umududur!“
Atalay’ın öncesinde kürsüye gelen Ali Hakan Altınay’a ise duran adamla ilgili bir film çekilmesine ilişkin ‘bir telefon görüşmesi’ hakkında sorular soruldu. Mahkeme başkanı “Duran adamla ilgili bir film çekilmesine ilişkin bir telefon görüşmesi var. Uluslararası çapta bir çalışma olacakmış. Bununla ilgili ne diyeceksiniz?” diye sorunca Altınay “Bu sözler benim değil. Alaz Kuseyri konuşan. Bana fikrimi sordu. Ben de yardımcı olamayacağımı söyledim” dedi.
Mine Özerden’e ise Anadolu Kültür ve Kavala’nın katılım gösterdiği bir toplantıya ilişkin sorular ve Gezi’deki göstericilere gaz maskesi alınmasıyla ilgili bazı sorular yöneltildi.
Özerden şu yanıtları verdi: “30 Ekim 2013’te Taksim Dayanışması ile Anadolu Kültür’de toplantı yapıldığı ve Osman Kavala’nın katıldığı doğrudur. (‘Taksim Platformu ve Anadolu Kültür’ün rabıtası nedir’ sorusuna yanıt olarak) Yanlış giden şeyler üzerinde bir sözümüz vardı. Olabildiğince kalabalık söylemek istedik sözümüzü. (‘Eylemcilere gaz maskesi dağıtıldığı ile ilgili sizin hesap açtığınız iddiası var’ ifadesi üzerine) Bunun doğru olmadığını en iyi bu ‘tape’leri yapanlar bilir.”
Mahkeme başkanının “Osman Kavala ile ilgili Gezi eylemlerine ilişkin hesap açılmasına yönelik bir telefon görüşmesi var” ifadesini Özeren “Böyle bir şey olmadı. Ancak böyle teklifler geliyordu, eczanede satılan basit maskelerle ilgili. Çünkü gaz yediniz mi bilmiyorum ama sevimsiz bir şeydir” diye yanıtladı.
“Gezi eylemlerini organize ettiğinize ilişkin bir iddia var” ifadesine ise Özeren “Yanlış giden şeyleri söyledik ama organize etmedik. Böyle bir şeyi organize etmemiz mümkün değil” yanıtını verdi.