Murat Sevinç

Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.

Türkiye'de emekçi kıyımı, siyaset ve zevzeklik üzerine…

Neyse, boşverelim şimdi emekçi kıyımını… Nasıl fotoğraf çektirmiş ama AKP ve HDP heyetleri, yaaa nasıl, oooh oooh işte böyle çektiriler, hadi eleştirsenize bizi şimdi bakalım, oooh oooh, oturmuşlar karşılıklı, hani terörle mesafe filan fıstık, hah hayt, akepee kanepeye oootuuurmuuuş, akepee fotoğraf çeeektiiirmiiiiş, oooh ooohh, nanik, pışık, he heyt…

'Taç giyen millet': Saltanat'ın kaldırılışının 100'üncü yılı

Saltanat 100 yıl önce bugün, 1 Kasım 1922’de kaldırıldı.

Behice Boran'ın düşüncesinde kuruluş yılları ve kurucular

Boran’ın çözümlemesinde, Kurtuluş Savaşı’nın ‘ihtilalci yönü’ az gelişmiş bir ülkeye özgü burjuva devrimi şeklinde gerçekleşmiştir. Boran’a göre, tüm bu kendine özgülükler ve kurucuların sınıfsal konumu nedeniyle devrimcilik, “toplumun üst yapısı sınırları içinde kalan yenilikler olarak kaldı.”

Her kafadan bir ses çıkmasının yararı ve siyasetçi alınganlığı

Muhalefet bu seçimi kaybederse, bunun müsebbibi, adaylık tartışmasına dahil olmaya çalışanlar ya da muhalefetin yapıp ettiklerini eleştirenler olmayacak.

Ulusalcılıkta her zaman ekmek var, işini bilene, ballı börek…

Bu insanların nereye geçtiklerinin, ne söylediklerinin bir önemi yok, bir süre sonra hatırlayan da kalmaz. AKP’nin Kürt ve Ermeni konularında başka bir siyaset-söylem benimsediği, demokrasicilik oynadığı yıllarda araları bozuktu, şimdi devşiriliyorlar ve kabul etmek gerek, çok yakışıyorlar.

Faşizmin, sıradan, göze batmayan faşist memurları

Faşizm, sıradan insanını, memurunu, gönüllüsünü bulmakta hiç zorlanmadı. Ne o gün, ne bugün.

Komünist, Yahudi, eşcinsel vb. düşmanı Naziler, toplumunu nasıl yoğurmuştu?

Nazilerin ‘dili’ nasıl egemen oldu? Soruların yanıtları üzerine düşünmek, günümüz dünyasını ve faşizmin güncelliğini anlamayı kolaylaştırabilir.

Her işi işlediniz illallaha başladınız, bravo!

Muhalefetin, siyasetini dönüp dolaşıp bir kez daha iktidarın yalapşap çizdiği sınırlara sıkıştırmasını, üstelik şu haldeki bir iktidarın propagandasından çekinmesini, benim şuncacık aklım almıyor. Başkaca diyecek bir şey bulamıyorum. Tamam, telaşlanmayalım, umalım ki her şey çok güzel olsun, peki, haklısınız, umudu kaybetmeyelim, tamam olmasına tamam da, ne gerek var, ne gerek var, ne gerek var…

Selahattin Demirtaş'ın neden olduğu güzel rahatsızlık

Demirtaş gibi birinin, bugüne dek tecrübe edilenden başka bir şey denemesi, söylemesi, inat etmesi, kendi tabiriyle 'milyonların sessiz barış çığlığını hücresinden' duyup o çığlığa kayıtsız kalmayışı çok değerli.

Demokratik monarşi, antidemokratik cumhuriyet ve rahmetli Kraliçe…

Her sistemi, her kavramı kendi oluşumu içinde değerlendirmek gerekir, aksi halde ne hâlihazırdakini ne de olması gerekeni doğru dürüst kavramak, konuşup tartışmak mümkün.

'Kılıçdaroğlu efendi biri, kazanamaz' ne demek?

Peki, Kılıçdaroğlu ya da bir başkası; muhalefetin cumhurbaşkanı adayının, iyi, mütevazı ve dürüst biri olma ‘ihtimalinin,’ belli yurttaş kesimlerinde ‘kazanamaz’ hissi yaratması sizce de çok ama çok vahim ve rahatsız edici bir durum değil mi? Böyle düşünenler, halka ve kendilerine hangi muameleyi layık gördüğünün farkında mı? Velev ki endişelerinde haklı olsunlar, bu durumu kabullenmek ve siyasetin bu kabulleniş üzerinden belirlenmesini talep etmek, makul görünüyor mu?

Mustafa Kemal'e söylenemeyenleri, diğerlerine söylemek…

Hal böyleyken, Mustafa Kemal’e söylemek isteyip de ‘şimdilik’ açıkça dillendiremediklerini sağa sola yansıtmaları, pek trajik. Aramızda kalsın, Mustafa Kemal monarşiye şiddetle karşıydı, cumhuriyet kazara kurulmadı!