Şahmaran: Kadınlar ve Yılanlar

AYŞE DENİZ YURDAKUL

@denizyurdakul

Şahmaran; Türkiye’nin özellikle Adana, Mersin, Tarsus, Hatay illeri ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde bilinen bir efsane. Türk kültürüne girişinin Musa Abdi’nin 15. yüzyılda kaleme aldığı ‘Camâsbname’ ile olduğu düşünülüyor. Araştırmacılar ise Câmasbnâme’de anlatılan Şahmaran hikayesinin kökeninin Fars edebiyatının ‘Binbir Gece Masalları’ olduğunu söylüyor. Kökeni her ne olursa olsun ilk duyduğu andan itibaren Anadolu bağrına basmış Şahmaran’ı… Dilden dile anlatmış masalını, suretini çoğaltmış, boynuna takmış, evine asmış. 

Fotoğraflar: Netflix

Camâsbname’de anlatılan Şahmaran hikayesinin özeti şöyle: 

“Dânyâl peygamber kâinatın bütün sırlarını bilen, her derde çare bulan hikmet sahibi biridir. Öleceğine yakın hikmet dolu kitabını, doğacak çocuğuna büyüdükten sonra vermesi için hanımına teslim eder. Dânyâl’in ölümünden sonra doğan oğluna Câmasb adı verilir. Câmasb yedi yaşına girince annesi onu mektebe gönderir; fakat Câmasb bir harf bile öğrenemez ve herhangi bir sanatta da başarı sağlayamaz. Bunun üzerine dağdan odun getirip satmaya başlar. Bir gün arkadaşlarıyla çıktıkları dağda yağmur dolayısıyla bir mağaraya sığınırlar ve burada bal dolu bir kuyu bulurlar. Kuyuya inen Câmasb’a arkadaşları ihanet ederek balı alır ve onu kuyu dibinde bırakıp giderler. Kuyuda açtığı bir delikten yerin altına giren Câmasb orada bir sarayla karşılaşır. Burası yılanlar ülkesidir. Ancak yılanların şahı Şahmaran kendisine iyi muamele eder ve ikramda bulunur. Câmasb ona başından geçenleri anlatır, Şahmaran da ona Bulkiye ve diğer pek çok hikayesini anlatır. Daha sonra Câmasb Şahmaran’dan kendisini evine göndermesini rica eder. Şahmaran, gördüklerinden hiç kimseye bahsetmemesi şartıyla onu bal kuyusundan dışarı çıkarır. Bu sırada ülkenin hükümdarı olan Keyhusrev çok hastadır. Hastalığına Şahmaran’ın etinden başka hiçbir şeyin çare olamayacağını öğrenen hükümdar Câmasb’dan Şahmaran’ın yerini söylemesini ister. O da öldürüleceği korkusu ile sırrını açıklar. Şahmaran tılsımla yakalanıp öldürülür ve etinden yapılan ilâçla hükümdar kurtulur. Bu arada Câmasb Şahmaran’dan öğrendiği ve babasının kendisine bıraktığı kitaptan edindiği bilgilerle bütün dünyanın sırlarına vâkıf büyük bir  alim olur.”* (Kimi anlatılarda Câmasb’ın Lokman Hekim olduğu söylenir) 

Odadaki Fil

Netflix’te gösterime giren Şahmaran dizisi, kendisi de Adanalı olan Emine Buzkan Kaynak’ın ‘Şah-Mar’ kitabından uyarlanmış fakat yapımcı şirket olan TİMS&B Productions, Sıcak Kafa dizisinde de yaptığı gibi senaryonun uyarlandığı kitabın yazarının adını jeneriğe eklememiş. Senarist olarak, sadece uyarlamayı yapan Pınar Bulut’un adını görüyoruz. 

Sanırım ilk önce odadaki devasa filden bahsetmekte fayda var; dizi, seyirciye çok kuvvetli bir şekilde, Stephenie Meyer tarafından yazılıp filmleri de çekilen, dünyaca ünlü ‘Alacakaranlık’ serisini çağrıştırıyor. Adeta Alacakaranlık’taki vampir Cullen ailesi Adana’ya gelmiş ve Mar (yılan-insan) olmuşlar. 

Alacakaranlık benzerliği tesadüf değil

Oysa dizinin Emine Buzkan Kaynak’ın kitabından uyarlanmış olduğunu en baştan biliyor olsak, Alacakaranlık benzerliğinin de bir tesadüf olmadığını bileceğiz çünkü yazar, Birsen Altuntaş ile yaptığı söyleşide bu konuya açıklık getirmiş. Diyor ki; “Ben bu kitabı Alacakaranlık serisinden esinlenerek yazdım. Çocuklarım ve arkadaşlarının vampir hikayelerine olan ilgisini görünce ‘Bizde çok daha güçlü kahramanlar ve güçlü hikayeler var’ diyerek bu kitabı yazdım.”

Yani, Şahmaran ile Alacakaranlık arasındaki benzerlik bir sır da değil bir tesadüf de değil. Yazar, doğup büyüdüğü topraklardaki en can alıcı efsaneyi alıp onu Alacakaranlık tarzı modern bir insan-doğa üstü varlık aşkına uyarlamış. 

Mitlerin Güçlü Kadınları

Camâsbname’nin Şahmaran’ı bilge, fedakar, sadık ve şefkatli bir dişi. Kadın arketipinin ‘pozitif ve aydınlık’ yönlerini üzerinde toplamış olduğu görülüyor. Şahmaran fedakar ama asla zayıf değil. Aşkı için ölmeyi çaresizlikten kabul etmiyor, ölümü o seçiyor, bu onun kendi kararı. 

Dizideki kadınlar da Şahmaran gibi güçlü kadınlar. İstanbul’da akademisyen olan Şahsu (Serenay Sarıkaya), annesini kaybettikten sonra, bir akademik görev için Adana’ya geliyor. Bu onun için yıllar önce annesini terk edip giden dedesiyle (Mustafa Uğurlu) yüzleşmek için de bir fırsat oluyor. Şahsu Adana’da kendisini yeniden keşfetme yolculuğuna çıkarken bir yandan da, dedesinin komşusu olan yakışıklı  ve zengin Maran (Burak Deniz) ile büyük bir aşk yaşamaya başlıyor. 

Şahsu ile suskun, gizemli, unutkan dedesi Davut arasındaki ilişki dinamiği çok katmanlı ve çok güzel işlenmiş. Şahmaran hikayesinin özündeki ihanet ve terk edilme senaryonun her yerinde karşımıza çıkıyor. Şahsu’nun annesi de Davut dede tarafından terk edilmiş ve genç kadın, demans başlangıcı belirtileri gösteren dededen bunun sebebini öğrenmeye çalışıyor. Durgun, dünyadan kopuk, duygusuz dedeyi canlandıran Mustafa Uğurlu her zamanki gibi karakterini büyük bir başarıyla yaşatıyor. Her yerinden yaşam fışkıran, hayat dolu, meraklı ve sürekli sorgulayan Şahsu ile, yaşamdan vazgeçmiş ve kadere teslim olmuş Davut müthiş bir tezat oluşturuyor. 

Yine Davut ve Şahsu üzerinden dizinin bir başka teması da işleniyor. Yaşlı ve gelenekçi dede İstanbul’dan gelen ve geleneksel kadın rollerini reddetmiş; özgür, küfürbaz, istediği gibi davranıp istediği gibi giyinen torununun bu ‘asi’ tavırlarını bir tehdit olarak algılıyor, onu korumak için kurallar koyuyor ve odalara kilitler vuruyor  ama Şahsu kuralları da kilitleri de kabul etmiyor. Ataerkil dedeye kendi kendini koruyabilecek bir eşiti olduğunu öğretiyor. Davut ise bu eşitliği kabul ettiğini rakısını torunuyla  paylaşarak gösteriyor. 

Şahmaran’ın kadınları eril baskıya pabuç bırakmıyor

Güçlü ve özgür dişiye karşı eril saldırganlık temasını, dizinin Adana’nın testesteron kokusu ekrandan bize kadar ulaşan ağzına kadar maço erkek dolu arka sokaklarında geçen sahnelerinde de izliyoruz fakat Şahmaran’ın kadınları bu eril baskıya pabuç bırakacak cinsten kadınlar değiller. Maran’ın kızkardeşleri nevi şahsına münhasır kadınlar, gelenekçi ve baskıcı  bir ortamda ‘tuhaf’ olmayı en ufak umursamadan istedikleri gibi davranıp giyiniyorlar. Üstelik eşitlik sadece okumuş veya zengin kadınların sahip olduğu bir ayrıcalık da değil. Davut’un yardımcısı olan köylü Salih (Mehmet Bilge Aslan) ile karısı Medine’nin (Elif Nur Kerkük) ilişkisinde de dominant tarafın kadın olduğu gözden kaçmıyor. 

Hikaye pozitif dişil arketip  Şahmaran ile yetinmeyip, karanlık dişil arketip Lilith’i de anlatısına katıyor. Musevi mitolojisinde, Havva’dan önce, Adem’le beraber yaratılan ilk kadın olan Lilith, Adem’e boyun eğmeyi reddedip eşit olduklarını söyleyerek isyan edip onu terk eder. Bunun üzerine Adem’in kaburgasından itaatkar Havva yaratılır. Şahmaran dizisinde, masalın orijinal versiyonunda yer almayan Lilith, öyküye dizideki Şahmaran’ın kızkardeşi olarak giriyor. Şahmaran’ın aksine; asi, kindar, yok edici ve hesap sorucu olan Lilith ile dişil arketip sembolizmi tamamlanıyor. 

Hem kitabın yazarı hem de dizinin senaristi kadın olduğu için, erkek başrol Maran’ın okuduğu kitap bile bir kadın şaire ait; Didem Madak. 

Ölürüz belki ucuz bir aşk romanının sonunda

Şahsu, Maral’a ‘Ölürüz belki ikimiz de ucuz bir aşk romanının sonunda…’ diyerek,  Didem Madak’tan bir alıntı yapıyor. Ne kadar ironiktir ki, dizi de derin bir dişil arketip analizi, özgün bir Anadolu miti anlatısı olabilecekken ‘ucuz bir aşk hikayesi’ olmayı seçiyor. Şahmaran miti sadece Şahsu ve Maran’ın aşk hikayesinin arkasındaki bir motif olarak kalıyor. Üstelik hikaye o kadar ağır anlatılıyor, öyle çok uzatılıyor ve bir türlü konuya girilemiyor ki, bölümler de oldukça uzun olduğu için seyirciyi hafakanlar basıyor. 

Neden bilmiyorum ama hikayenin bütün çözümünü, asıl anlatısını ve bütün aksiyonunu son bölüme saklamışlar. İlk yedi bölümde kanırta kanırta, Nuri Bilge Ceylan hızıyla ilerleyen öykü son bölüme gelindiğinde adeta çita gibi koşmaya başlayıp bütün derdini son bölümde anlatmaya çalışıyor. Bu tercih hikaye açısından çok talihsiz bir seçim olmuş. Dizinin temposu çok sorunlu. Diyaloglar doğal değil çok teatral. Dizi, bir ‘taşrada kadın’ hikayesi mi doğa üstü bir öykü mü, bir canavar-insan aşkı mı anlattığına bir türlü karar veremeyip hepsini birden anlatmaya çalışırken hiçbirini tam olarak anlatamayıp sadece yerli bir Alacakaranlık uyarlaması olarak kalıveriyor. 

Oyuncu kadrosu, bütçesi ve elindeki hikaye son derece özgün bir iş çıkarmaya müsaitken maalesef bu fırsat kaçırılmış. Yine de; Şahmaran da Sıcak Kafa gibi Türk dizilerinde bir fantastik kurgu yaratma  çabası gösteriyor. Dizi sektörünün zengin-fakir aşkı ve yalı hikayelerinden kurtarıp farklı türlere yönelebilmesi için bu çabalar kıymetli. Kim bilir, belki Şahmaran ilk sezonunda ıskaladığı fırsatı ikinci sezonunda yakalar ve bu toprakların masalını yabancılara öykünerek değil de bize özgü bir şekilde anlatmayı başarır. Çünkü Şahmaran miti bunu fazlasıyla hak ediyor. 

*TDV (Türk Diyanet Vakfı) Ansiklopedisi

Şahmaran sınıfta kaldı: Adanalı Cullen ailesi

Şahmaran hikayesi: Yılanlar hariç herkes biliyor

Şahmaran’a geri sayım: Yeni fragman yayımlandı

Netflix’in mitolojik dizisi Şahmaran’dan ikinci tanıtım: Kehanet gerçekleşecek mi?

Dünya sadece insana ait değil: Şahmaran’dan ilk fragman ve yayın tarihi paylaşıldı