Murat Sevinç

Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.

Bizde 'ihanet' ve 'alçaklık' hiç sona ermiyor ki Sayın Başbakan…

Kan banyosundan söz edenlerin elini kolunu sallaya sallaya gezdiği, sizi destekleyen basının akademisyenlerin işten atılması yönünde salyalarını akıtarak ahlaksızca yazılar yayınladığı bir memlekette, barış talep ettiklerinden ve bunun için sorumluluk aldıklarından hiç kuşku duymadığım imzacıların yanında durmaktan hoşnudum.

Yazık size…

Akademisyenler, asistanlar, okutmanlar ve başkaca binlerce meslektaş ve yurttaş gibi içtenlikle ‘barış’ isteyenler, her dakika hedef gösteriliyor. Gözaltına alınıyor. Evleri aranıyor. 2016 yılında. Sizi geçeli çok oldu, yazık Türkiye’ye…

Akademisyen müsveddelerinin kanıyla duş almak…

Adamın birinin, yaratılan koşulların etkisi ve şevkiyle ‘akademisyen kanıyla duş almak istemesi’ ve bu ifadeyi özgüvenle dillendirmesi, herhalde bir devlet için gurur duyulacak bir durum değil.

İnsan olmak yasaklansın, olsun bitsin

Memleketin haline bak. Beyazıt Öztürk gibi birinin dahi hedef gösterilebildiği, Hüseyin Hatemi’nin dahi ‘faşist çeteleşmeye’ dikkat çekip isyan ettiği bir Türkiye’de, anayasa tartışması ve demokratik anayasa yapılacak, öyle mi? Ah canlarım…

Yeni başlayanlar için 'dokunulmazlık' ve bir örnek olay: Tabii ki HDP!

Birinci sınıf öğrencisine söylediğimizi, bir kez daha hatırlatmakta yarar var: Siyasal sorunlar mahkemede değil, siyasal alanda çözülür...

Hacı hacıyı Mekke'de…

Kabul etmek gerek ki aslında Kürtler, memleketin uğursuzunu ‘bir araya getirme’ gibi bir işlev de görüyor! Sayelerinde o meşhur büyük milliyetçi/faşizan fotoğrafı daha açık seçebiliyoruz! Hukukçusu, siyasetçisi, yazarı, akademisyeni, TV soytarısı, sermayedarı vb. Dilleri, düşleri, niyetleri, dünyaları ne kadar da benzer. Galiba aralarındaki belirgin fark, sakal ve bıyıkları…

Şu Kürtler 'ne' mi istiyor? Elinin körünü istiyor…

Batı da, HDP’nin bazı önerilerinin kendi lehine de olduğunu, bölünme anlamına gelmediğini, kimsenin ‘bölmek’ istemediğini, eninde sonunda anlayacak. Yeter ki anlatılsın!

Kullanışlı faşistçiklerin 'el artırma' pervasızlığı…

  MURAT SEVİNÇ Mart 2014’te Radikal İki’de yayınlanan ‘Almanların faşo ağası’ başlıklı yazıya şu paragrafla başlamıştım: "Almanya’da 20. yüzyılın ilk ve ikinci çeyreğinde yaşanan gelişmeler, yalnızca Almanya...

Yeni Türkiye'de OHAL: Ve bu kez hiç kimse, 'Bilmiyorduk' diyemez!

Anamuhalefet temsilcileri, halkla karşılıklı yazışıyor, arada bir de aralarına karışıp ‘kesişiyorlar.’ Arada bir de, sahte endişeli tavırlarla ‘Ama hendekler…’ deyiveriyorlar. Sanki o hendekleri kazanlar, 8 Haziran öncesi Mars’ta yaşıyordu!

Yürüdü, gitti çocuk…

Günümüzde kimilerince pervasızca savunulabilen 12 Eylül ve bugün hala çok taze/canlı olan 12 Eylül hukuku, tam olarak budur işte. Erdal Eren ve güzelim gençlerin hiçbir zaman yaşlanmayacak bakışları anlatır olup biten her şeyi.

Kılavuzu Necip Fazıl olanlar ve 'Başyücelik' Devleti…

Türkiye’yi yöneten kadroların yetişme çağının ‘İslamcı kahraman'ıdır Necip Fazıl. Muktedirlerin zihin haritasının kimlerce oluşturulduğuna daha yakından bakmakta yarar var…

Can Dündar ve Erdem Gül, deri pantolon giymişti ve üstleri çıplaktı…

Arsız yazar güruhuna, hiç olmazsa ne mal olduklarını ve nerede yaşadıklarını sık sık hatırlatmakta yarar var.