Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) ‘süresiz nafaka’yı iptal etmesinin yankıları devam ediyor.

Anayasa Mahkemesi (AYM), Türk Medeni Kanunu’nun 175’inci maddesinde yer alan ve yoksulluk nafakasının ‘süresiz olarak’ talep edilebilmesine imkân tanıyan düzenlemeyi iptal etmişti. Konuyla ilgili dosyanın birinci bölümünde avukat Bedia Büyükgebiz ve Aslı Karataş, ikinci bölümünde de avukat Beste Demir sorularımızı yanıtlamıştı.
Üçüncü bölümde avukat Ceren Cansu Sayın’a, AYM kararının ardından kadınlar açısından nasıl bir hukuki ve toplumsal eşik oluştuğunu sorduk:
AYM kararının ardından kadınlar açısından nasıl bir hukuki ve toplumsal eşik oluştu? Daha geniş açıdan bakıldığındaysa nafaka tartışması Türkiye’de kadınların boşanma, şiddetten uzaklaşma ve ekonomik bağımsızlık haklarına yönelen baskılar içinde nasıl bir yere oturuyor?
AYM’nin nafaka uygulamasını ortadan kaldıran kararını dar bir hukuk tartışmasından çıkarıp küresel bir karşı devrim sürecinin politik hamlesi olarak okumamız, feminist mücadele açısından sanırım daha ufuk açıcı bir okuma olacaktır.
‘Bu karar hukuka dahi uygun, hukuki bir karar değil’
Feminist avukatların ve birçok feministin çok hızlı ve isabetli bir şekilde tahlil ettiği üzere; bu karar mevcut hukuka dahi uygun, hukuki bir karar değildir. Kararın kendisi hukuk dışı olunca pozitif hukuk sınırları içinde verilecek bir hukuk mücadelesi de bizi başarıya götürmez diye düşünüyorum. Çünkü kararın kendisi aslında hukuku alet ederek, istikrarlı olarak yürütülen kadın düşmanı bir politikanın meşrulaştırılması hamlesinden ibarettir.
Bugün nafaka gibi temel haklarımızdan birine saldırılıyor olmasının asıl sebebi, patriyarkal kapitalizmin derin bir yapısal kriz ve karşı-devrim sürecinin içinden geçmesidir. Sistem, en ufak bir itiraza karşı bile inanılmaz derecede kırılgan durumda şu anda. Ve kendi muhafızlarını, yani erkekleri, güçlendirmek zorunda.
‘En ufak kazanımlarımız patriyarkal tahakkümü tehdit ediyor’
Geçmişte durumu şöyle analiz edebiliyorduk; “Sistem kadınlara biçimsel bazı hakları tanıyor ancak hukukun erkek özünün radikal biçimde dönüşmesine izin vermiyor.” Ancak bugün o sözde ‘refah devleti’ eşiği çoktan aşıldı. Bugün küresel sermaye ve faşist iktidarlar, birinci ve ikinci kuşak hakların varlığına dahi tahammül edemiyor. Kriz o kadar derin ki, artık en ufak kazanımlarımız bile onların sermaye birikimini ve patriyarkal tahakkümünü tehdit ediyor.
Patriyarkal kapitalizmin yapısal krizi ve Batı hegemonyasının gerileyişi, sistemin kurumsal ve ekonomik merkezlerindeki çoklu tıkanmalarla kendisini göstermektedir. Avrupa Merkez Bankası eski Başkanı Mario Draghi’nin raporunda AB için yaptığı ‘yavaş bir can çekişme’ tespiti ve küresel ticaret savaşlarının tırmanması, neoliberal birikim rejiminin sürdürülemezliğini açıkça ortaya koymaktadır.
‘Küresel bir ‘bakım krizi”
Batı bloğunun Ortadoğu’daki askeri-politik nüfuz kaybı, merkez kapitalist ülkelerdeki derinleşen sınıf çatışmaları ve ekolojik kriz karşısında izledikleri politikaların yetersiz kalması, sistemin sınırlarına dayandığını göstermektedir. Hepsinden önemlisi, kapitalist sistemin sürekliliğini sağlayan ve kadının güvencesiz, karşılıksız emeğine dayanan toplumsal yeniden üretim süreçleri, küresel bir ‘bakım krizi‘ ile ciddi bir tehlike altına girmiştir. Bu çok boyutlu kriz tablosu, patriyarkal kapitalizmin yapısal bir kriz ve agresif bir şekilde faşistleşme evresine girdiğini doğrulamaktadır.
‘Patriyarka sermayeyi tahkim etmek zorunda’
Patriyarka, gücünü korumak ve bu krizden çıkmak için egemen olan ‘erkek’ ve sermayeyi tahkim etmek zorundadır. Bu da ancak bizlerin gücünü kırmaktan geçiyor. Üstelik nafaka, sistemin erkekleri kendi safında en kolay konsolide ettiği başlıklardan biridir. Cinayet veya taciz olaylarındaki erkek refleksini burada göremeyiz; nafaka meselesinde taraflaşma çok keskindir. Sağcısı, solcusu, milliyetçisi, hatta ‘pro-feministi’ de bir şekilde aynı erkeklik sözleşmesinde buluşma eğilimindedir. Yani bu mesele, sistemin kendi küresel krizini kadınların emeğine ve hayatına el uzatarak çözme girişiminin ülkemizdeki izdüşümüdür.
Tam da bu yüzden, AYM’nin nafaka kararını politik saldırılardan izole bir hukuki karar gibi okumak, karşımızdaki örgütlü patriyarkal kötülüğü küçümsemek olur; zira bu karar, doğrudan Medeni Kanun’u ve temel yurttaşlık haklarımızı tasfiye etmeyi amaçlayan topyekûn bir saldırı dalgasının sadece bir parçası. Sistemin yapısal krizini ve patriyarkanın kendini koruma kaygısını aşmak için devlet, ‘kutsal aile’ kalkanının arkasına saklanarak son yıllarda ardı ardına temel haklarımıza saldırıyor. İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece yarısı çıkılarak faillere açıkça ‘artık arkanızdayız’ mesajının verilmesi, ‘kadının beyanı esastır‘ ilkesinin bilinçli bir şekilde şeytanlaştırılması, boşanma süreçlerinde ‘zorunlu arabuluculuk’ dayatmasıyla şiddet gören kadının failiyle pazarlığa oturtulmak istenmesi ve Diyanet fetvalarıyla ‘kız çocuklarının miras hakkının‘ hedefe konularak sermayenin bütünüyle erkeğin elinde tutulmaya çalışılması asla tesadüf değil. Bütün bu demeçler ve adımlar, hukukun fiilen politik alana çekilmesi ve doğrudan kadınların mülksüzleştirilerek hayatta kalma mekanizmalarının ellerinden alınması operasyonudur.
Erkek-devlet aklı şunu çok iyi biliyor: Kadının mülkiyet ve miras hakkı gasp edilirse, boşanma sonrasında temel ekonomik güvencesi olan yoksulluk nafakası ortadan kaldırılırsa ve şiddete karşı devlet koruması yok edilirse, kadın o şiddet sarmalından ve hapsedildiği o evden asla çıkamaz. Sistemin kendi yarattığı ve bedavaya döndürdüğü o devasa ‘bakım krizi‘ni çözmek için bizi bütünüyle güvencesizleştirmek ve ‘kutsal aile’ adı altındaki kölelik kamplarına hapsetmek zorundalar. Diyanet’in miras çıkışından AYM’nin nafaka kararına kadar atılan her adım, kadını erkeğe hem ekonomik hem de bedensel olarak mecbur bırakma, böylece kriz içindeki patriyarkal kapitalizmi kadınların hayatı pahasına ayakta tutma stratejisinin ta kendisidir. Bu yüzden bizim verdiğimiz mücadele, sadece pozitif hukuk sınırlarına hapsolmuş salt bir hak arayışı değil; doğrudan hayatlarımızı savunma ve kadın düşmanı sistemle topyekûn bir hesaplaşma mücadelesi çizgisinde örgütlenmek zorundadır.
Ceren Hanım’ın analizi bize meselenin sadece nafaka meselesi olmadığını gösteriyor. Mesele, derinleşen bir krizde sistemi ayakta tutmak için kadınların yüzyıllardır süren ücretsiz bakım emeğinden vazgeçmemek ve ne pahasına olursa olsun kadınları baskı altında tutmak. Bu nedenle önümüzdeki süreçte kadınlar için daha da sertleşebilecek koşullara karşı haklarımızı savunacak mücadele alanlarını şimdiden büyütmek gerekiyor.
Nafaka tartışmasının gerçek mağdurları kimler?
Son olarak, beş önemli avukatın çok değerli ve olayı en ince noktasına kadar ele alan bu açıklamalarının altına, durumun sadece teknik ve hukuki bir problem olmadığını göstermek ve gerçek nafaka mağdurlarının aslında kimler olduğunu anlatmak adına, binlerce kadının gerçek nafaka hikayelerinden sadece beşini eklemek istiyorum.
Bu hikayeleri, 2018’de nafaka hakkına yönelik saldırılara karşı kadın örgütlerinin bir araya gelerek kurduğu Nafaka Hakkı Kadın Platformu’nun ‘Nafaka Hikayeleri‘ Instagram sayfasından kendilerinin izniyle aldım. Destekleri için sonsuz teşekkürler.
Nafaka Hikayesi 1
“Seni çalıştırmam” dediği için ev kadını oldum, çocukları büyüttüm. Yaşadığım psikolojik baskılar sebebiyle genç yaşta hastalık sahibi oldum. Şimdi engelli olduğum için çalışamıyorum. Canı istediğinde beni kapının önüne koyması hak mı? Kiralarda mahvoluyorum, hak mı?
27 yılımı bu evliliğe verdim. Başkasıyla evlenmek için boşanma davası açtı. Genç yaşta dert sahibi oldum. Bu nasıl adalettir? Hastalıkta sağlıkta deniyor ama biz kadınlar eziliyoruz. İş hayatında kısıtlanıyoruz. Şimdi yaşım 45, engelli raporum var. Çalışamıyorum. O gezsin, sefasını sürsün; ben burada sürüneyim. Adalet mi şimdi bu? Hak istiyorum, hak. Nafakamı istiyorum.
Nafaka Hikayesi 2
2009 yılında anlaşmalı boşandım. Evliliğim boyunca çok sorumsuzdu, bir kere elektrik faturasını bile ödediğini hatırlamıyorum. Hep ben çalıştım, sonunda da dayanamadım. Durumum olmadığı için çocukların velayetini o aldı. İki yıl sonra çocukları dedelerine bırakıp evlenip yurtdışına gidince hemen dava açtım ve çocuklarımın velayetini aldım. Ardından da 2012 yılında iştirak nafakası davası açtım ve 450 lira iştirak nafakası kararı çıktı. Bugüne kadar hiç ödemedi. Hiç. Ben asgari ücretle tekstilde çalışarak çocuklarıma baktım. Ben işteyken çocuklara annem baktı. Annemin desteği olmasaydı ne yapardım hiç bilmiyorum. Yurtdışında çok iyi işi varmış, ama çocukların nafakasını ödemiyor. En son üç aylık hapis cezası aldı, ama yurtdışında olduğu için onu da umursamıyor.
Nafaka Hikayesi 3
Çocuklarım ve ben eski eşimden şiddet görüyorduk, bu yüzden boşandım. Maddi imkanım olmadığı için 15 yıl boyunca bu eziyete katlandım. Beni tehdit ederek tüfeğini üzerime doğrulttu, ev sahibim duyup polisi çağırmasaydı şu an ölmüş olabilirdim. 6284 sayılı kanun sayesinde tedbir kararı aldırdım. Tehditleri sadece bana karşı değildi; öyle ki çocukların sağlık karnelerini bile iptal ettirmeye çalıştı.
Mal varlığını, çocuklara miras bırakmamak için yeni eşinin üstüne yaptı. Onun 7.000 TL geliri var. İki kızım hala üniversitede okuyor. Verdiği 500 TL yoksulluk nafakası ile yurt masraflarını ödüyorum. Zaten onu da icra ile alıyoruz. O sürekli “Mağdurum” diyor. Gayem benim durumuma düşmesinler diye çocuklarımı okutmaktı. Ancak 40 yıl sonra kariyer olmuyor. Temizliğe gitmekten harap oldum, bu koşullar ve şiddet nedeniyle birçok fiziksel rahatsızlığım var. Çok zorlandık ama başardık. Şimdi kızlarımın biri Boğaziçi Üniversitesi’nde, diğeri ise Hacettepe Üniversitesi’nde okuyor.
Nafaka Hikayesi 4
Ev hanımıyım. Şiddet gördüğüm için boşandım. Tek başıma bir kız çocuğu yetiştiriyorum. Yıllardır benim ve kızımın aldığı nafakanın toplamı 500 lira. Bir çocuğun sağlık, eğitim, bakım vs. ihtiyaçları düşünüldüğünde 500 lira yeterli mi? Zaten bu hakkımı alabilmek için dava açmam ve aylarca beklemem gerekiyor. 500 lira nafakayı alabilmek bile bu denli zor. Şu anda kızım ergenlik çağında ve ihtiyaçları ve eğitim masrafları arttı.
Türkiye’de çocuklu dul bir kadının yeniden hayat kurabilmesi kolay mı? Karşı taraf kızını aramıyor, sormuyor. Hiçbir manevi desteği yokken maddi desteği de mahkeme kapılarında uğraşarak alıyoruz. Sorumluluğunu bilmeyen bir babanın icra yoluyla verdiği 500 lira nafaka… Yıllardır mağdurum. Evliliğim süresince çalışmama izin vermedi. Şiddete maruz kaldım. Bir çocukla ortada kalan benim. O kendine yeni bir hayat kurmuş, mutlu, nafaka vermek istemiyor ama ben yeni bir hayat kuramadım. Bir anne olarak hayatımı kızıma adadım.
Mücadele ediyorum çünkü benim bir kızım var. Herkese güvenip evlenemem. İş bulamamam ayrı bir sorun. Bir de dulum. Kimse kötü gözle bakmasın diye boşandım diyemiyorum. Çocuklu ve boşanmış bir kadın olarak mağdurum; yıllardır birçok ekonomik sorunla uğraşıyorum.
Nafaka Hikayesi 5
Şiddet gördüğüm evden iki yıl önce hiçbir eşya almadan, sadece çocuklarımı alarak çıktım. Kendi azmim ve çocuklarımın desteğiyle ayrı bir ev kurarak boşanma sürecine girdim. 20 Şubat 2018’de açılan boşanma davasıyla birlikte 400 lira benim için, 400 lira çocuklarımız için tedbir nafakası bağlandı. Ama bir yılı aşkın süredir tedbir nafakasını alamıyorum.
Çocuklarımın eğitimi ve diğer ihtiyaçları için tek bir kuruş nafaka alamadan asgari ücretle gece gündüz çalışıyorum. Eski eşim nafaka ödememek için banka hesabındaki tüm parayı çekti. Tapusu onun üzerinde olan ortak mülkümüzde kira ödemeden, rahat koşullarda yaşamını sürdürüyor. Nafakayı almak için evin satışını talep edebilirdim ancak o ev çocuklarımın geleceği olduğu için çok zor koşullarda yaşasam da evin satılmasını istemiyorum. Ben hiçbir destek almadan bu koşullar içerisinde kendime ve çocuklarıma şiddetten uzak bir hayat kurmaya çalışırken, o hayatına kaldığı yerden devam ediyor.