Hürrem Sönmez
Takvimlerden bize ne kalır… 'Neredesin be adalet' diye diye geçti 2014
Yabancısı olmadığımız bir duyguyu, çok daha ağırından, her gün azalan bir nefes gibi yaşayarak geçti 2014. 'Neredesin be adalet' diye diye. Vakitsiz ve sırasız ölümler sıraladık takvimlere.
Bir utanç davasının anatomisi
Başkalarının ayıplarından, başkalarının vicdansızlıklarından, başkalarının ahmaklıklarından utanarak geçirdik ömrümüzü. Gerçekte utanması gerekenler gece nasıl koydular başlarını yastığa bilmiyoruz ama biz onlar yerine utandık.
Mesele Osmanlıca değil, 'yeni Osmanlıcılık'
Mezar taşlarını okuyamadığımız için değil, o yattıkları toprağın altı da üstü de günden güne hoyrat ve adaletsiz bir cehenneme dönüştüğü için mezarlarında ters dönüyor dedelerimiz. Bizim o mezar taşlarına olduğu kadar, hatta belki daha fazla onları çevreleyen toprağa, dağa, denize, denizinde yüzen balığa vefa borcumuz var.
Ya fıtrattır, ya meşrep ya da kader: Kadınsan haddini bileceksin!
Anlaşılan o ki devletimiz ve yargımız ağız birliği etmiş şunu söylüyor kadınlara: Yeni Türkiye’nin kadınlara çizdiği rol, fıtrat ile meşrep arasında bir yerlerde görünüyor. Fıtratınıza uygun yaşayıp meşrebinizi bozmadan kaderinize razı geleceksiniz.
Devlet, Deniz Seki'den 'ibret-i alem' olsun diye teşhir ederek intikam alıyor
Yargıya ve adli kolluğa egemen durumda görünen ve evrensel ceza hukuku ilkeleriyle bağdaşmayan 'geri kafalılık' giderek kökleşiyor.
Göçmendir, hükmü yoktur yeryüzünde…
O tekne batmadığında da ya hastalıktan ölür, ya tecavüze uğrar, ya gözaltında dayak yer. Sahibi yoktur nasılsa... Kimse hesabını sormaz. İnsan düşünüyor elinde olmadan, sahi ülkelerin sınırları, vicdanımızın ve insanlığımızın da sınırları olsun diye midir?
Ölümleri kıyaslamaktan vazgeçsek artık!
O yazıyı da acıları ve trajedileri karşılaştırmak, intiharları yarıştırmak, ölümlerden ölüm beğenmek için değil, bir somut vakıayı ele alarak, bana göre çifte standart ya da çelişki olduğunu düşündüğüm hususları aktarmak gayesiyle yazmıştım, genelde yaptığım gibi.
Mehmet Pişkin'in değil, Onur Yaser Can ve annesinin intiharının peşine düşmeliyiz
Onur Yaser'in ve annesinin ölümünün peşine düşmek zorundayız. Onlara belki de her şeyin başladığı o güne kadar güzel bir yer olan dünyayı dar edenlerin gözlerinin içine bakmak zorundayız. Sadece Onur Yaser’in çiğnenen onuru için değil, geride kalanlar olarak hepimizin onuru için.
Sizi Üzmez belki ama bizim midemiz bulanıyor
Devletimizin bunca yıllık ömrümüzde hiçbir siyasi tutukluya uzandığını görmediğimiz şefkatli elleri, Hüseyin Üzmez’i sarıp sarmaladı. Midemiz bulanarak öğreniyoruz ki bir kız çocuğunun suistimal edilen bedeninin, yerle bir olan psikolojisinin ve çiğnenen onurunun ceza yargılamasındaki karşılığı iki yıl hapis yatmakmış.
'Canavar anne' müebbete mahkum edildi, huzur içinde uyuyabiliriz
Gelmesi gereken hiçbir durumda gelmeyen adaletimiz geldi: Bebeğini öldüren Seçil öğretmenden hepimiz adına intikamımızı aldı ve onu müebbet hapse mahkum etti.