HÜRREM SÖNMEZ*
‘Canavar anne‘nin müebbet hapis cezası aldığından Orhan Kemal Cengiz’in Radikal internetteki ‘Bebeğini ölüme terk eden anneyi savunuyorum’ başlıklı yazısıyla haberdar oldum.
Google’a ‘canavar anne’ yazdığınızda hemen konuyla ilgili görseller ve haberler dökülüyor önünüze zaten.
Albenisi vardı ne de olsa
O anneyi geçen yıl Kurban Bayramı tatili sonrası kırmızı pantolonu ve sarıya boyalı saçlarıyla tanımıştık hepimiz. Zira gazeteler ve televizyonlarda boy boy fotoğrafları çıkıyor, hele hele öğretmen olması meseleyi ana babalar için daha da ürkütücü hale getiriyor, ah’lar vah’lar, tükürme nidaları havada uçuşuyordu hatırlarsanız.
Gazete manşetleri için bu kırmızı pantolonlu, sarı saçlı, düzgün fizikli genç kadın bulunmaz nimetti. Karısını öldüren bıyıklı göbekli bir erkek karesinden çok daha albenisi vardı ne de olsa.
‘Vurun Kahpeye’ durumu
Üstelik mesele bir kadını linç etmek olduğunda, toplumumuzun tetikte bekleyen infialini harekete geçirmek için de şahane bir fırsattı. Hem ‘tatile gidip’ minnacık masum yavrusunu ölüme terk ediyor, hem de zaten evlilik dışı bir ilişki sonucunda çocuk sahibi olduğu için baştan günahkar bir kadındı.
Velhasıl ‘Vurun Kahpeye’ durumu.
Ya o bebeğin babası, babanın ailesi?
Fakat bu bebeği birlikte dünyaya getirdiği bir adam var elbet bu ‘canavar anne’nin. O adamın rolünü gazete haberlerinden öğrenemiyoruz maalesef. Sadece avukatından duruşmada ‘sanığın cezalandırılmasını talep ettiğini’ okuyoruz haberlerden. Demek ki baba sanık değil, suçtan zarar gören müdahil bu davada diye düşünüyoruz.
Sonra kadının kendi ifadesiyle, “Bebekten haberdar olsalardı beni öldürürlerdi” dediği bir aile var mesela ortada. Muhtemel ki yüzlerine kara çalan canavar kızları nedeniyle insan içine çıkamaz durumdalar. Tası tarağı toplayıp bilinmedikleri bir şehre taşınmışlardır hatta belki kimbilir…
Şahane bir ‘canavar adayı’
Seçil öğretmenle ilişki yaşayan polis sevgilisinin de, ‘Bayramda buraya geleceksin’ diye baskı yapan ailesinin de bebeğin ölümüyla bir illiyet bağı yok. Hele toplumun ikiyüzlü ahlaki normlarının hiç yok.
Ama ortada masum bir ölü bebek olduğuna göre, yüce adaletimize güvenimizi tazelemek, örselenen kamu vicdanını tamir etmek adına bir canavara ihtiyacımız var. Erkeklerle müphem ilişkiler kuran, kapı aralığında yapılan komşu dedikodularının konusu olan, şaibeli bir hayat sürdüren, sarışın, yalnız ve iffetsiz kadın şahane bir ‘canavar adayı’ hepimiz için.
Elbette zaten dünyaya gelişi bir talihsizlik olduğu anlaşılan, bırakın yeryüzündeki kısacık zamanını, toprağa verilirken bile kimsenin sahip çıkmadığı o zavallı yavrucağın yaşam hakkının elinden alınmasının hukukta da vicdanda da bir karşılığı olmalı, buna kimsenin bir itirazı olamaz. Ancak zihin bu, durmuyor…
Yargının bir cevabı vardır umarım
İhmali bir eylem sonucunda ölüme sebebiyet veren kadın hakkında neden icrai bir eylemle ve öldürme kastıyla suç işlemiş gibi en ağırından ceza tayin edildiğinin yargılama dosyasında bir cevabı vardır umarım. Zira aksi halde bu sorunun cevabını ceza kanunlarımızın dışına çıkarak erkek zihinli yargıç ve savcılarımızın ‘bir günahkâr kadını cezalandırmak’ refleksinde aramamız gerekecek.
Mini minnacık masum bir bebeyi açlıktan öldürebilecek, sonra hastaneye götürecek şekilde işleyen bir zihin ve muhakeme hiçbirimize normal gelmiyor. Lakin adli tabiplerimiz, ‘Sanığın akli dengesi yerindedir’ diyor.
Aynı adli tıp kurumumuzun tecavüz mağduru kadınlar ve çocuklar için, ‘Suçtan psikolojisi zarar görmemiştir’ raporu verebildiği epey vak’a biliyoruz bu arada. Yani bizim adli tıp kurumumuza göre kadınlar suçun mağduru olduklarında da faili olduklarında da sinirleri pek sağlam, pek soğukkanlı yaratıklar.
Ebedi mahkumiyet için yeter sebep
Suç işleyen bir kadın olduğunda alıcısı, okuyucusu, cezalandırıcısı çoktur memlekette. Zira ataerkil yoğurulmuş topraklarımızın kudretinden sual olunmaz erkek tanrıları için bizatihi yeryüzündeki varlığı bir kabahat olan kadının, üstüne bir de suç işlemesi, hele hele varlığını mazur gösterebileceği ve kendisini kutsal kılabileceği yegane müessese ‘analık’ görevini ihmal etmesi, ebedi mahkumiyet için yeter sebeptir daima.
Bahse konu olan, karısını öldüren bir erkek olduğunda mutlaka bir hukuka uygunluk sebebi vardır, mutlaka kadın bir namussuzluk yapmıştır, mutlaka çılgına dönen zavallı koca kendisini kaybetmiştir, cinnet geçirmiştir filan. Ülkemizdeki kocalar asla kasten ve taammüden öldürmez karılarını; ya ağır tahrik altında öldürürler, ya da cinnet geçirip kendilerini kaybederek…
‘İffetsiz’ hayatın da bir karşılığı
Son altı ayda devlet koruması altındayken öldürülen kadın sayısı 11, koruma altında olmayanlar ise her gün gazete sayfalarında ölü bedenleriyle bakıyorlar bize. Onların ölümü doğal ölüm. Zira ‘devlet koruması altında değilken ölmüşler zaten.’ Yapacak bir şey yok.
Her gün onca kadının en yakınındaki erkek tarafından öldürülmesinin toplumda pek de infial uyandırmaması bir kenara, katillerine sıklıkla gösterilen devlet şefkati normal bir hadise olarak hüküm sürüyor adalet saraylarımızda.
Gözlerimiz önünde polis tarafından evladı öldürülen bir anaya karşı hiçbir zaman ifa edildiğini göremediğimiz adalet borcu, anlayamadığımız bir şekilde evladının ölümüne yol açan bir anne söz konusu olduğunda devlet babanın en sert tokadıyla ödeniyor. O tokat sadece evladını öldürmenin değil, o kadının sürdürdüğü ‘iffetsiz’ hayatın da bir karşılığı çünkü…
Gelmesi gereken hiçbir durumda gelmeyen adaletimiz geldi
Artık huzur içinde uyuyabiliriz hepimiz. Gelmesi gereken hiçbir durumda gelmeyen adaletimiz geldi: Bebeğini öldüren Seçil öğretmenden hepimiz adına intikamımızı aldı ve onu müebbet hapse mahkum etti.
Böylelikle, ana babalar artık daha huzurlu çünkü genç kızlarımız evlilik dışı ilişki yaşar, hele hele allah muhafaza hamile kalırsa başlarına ne geleceğini gayet iyi biliyorlar artık.
Devletimizin, yargıç ve savcılarımızın da içi rahat. Kadın suretinde yeryüzüne inmiş bu şeytan, çok uzun yıllarını hapishane duvarlarına bakarak geçirecek ve artık topluma asla zarar veremeyecek.
Erkek adalet tanrılarına daima yeni kurbanlar bulunur
Merdiven altında kürtaj olmaya çalışan, gizlice doğurduğu bebeğini bir seher vakti gizlice çöp kutusunun yanına bırakan, karnı büyüyüp de gebeliği ailesi tarafından anlaşılmasın diye aylarca hiçbir şey yiyip içmeyen, bu dünyaya evlilik dışı bir çocuk getirip de lanetlenmektense sevmediği bir adamla ömür geçirmeyi göze alan ve lûtfederek alnındaki lekeyi temizlediği için ömür boyu o adama minnetkâr kalan kadınların hikayelerini ise şimdilik bilmesek de olur…
İçlerinden adaletin eline düşen olursa o zaman öğreniriz. Malum önümüz yine Kurban Bayramı ve erkek adalet tanrılarına daima yeni kurbanlar bulunur nasılsa…
*Avukat