Kekemeler Derneği Başkanı Özüm Alemdar, kekemeliğin yalnızca bir akıcılık sorunu değil; eğitimde, istihdamda, sosyal yaşamda ve haklara erişimde eşitsizlikler yaratan toplumsal bir mesele olduğunu söyledi.

Kekemelik nörolojik, fizyolojik, genetik, çevresel gibi birçok faktöre dayalı bir konuşma farklılığı. Ancak bir hastalık değil. Konuşurken istemsiz duraksamalar, hece veya ses tekrarları ve bloklarla kendini gösteriyor. Genetik yatkınlıktan söz etmek mümkün. Ailede kekemelik geçmişi varsa görülme olasılığı artıyor. Genellikle iki ila altı yaşta ortaya çıkıyor.
Kekemelik her 100 kişiden birinde görülüyor. Türkiye’de de yaklaşık 860 bin civarında kekemeliği olan birey var. Erkeklerde kadınlara göre 4 kat daha sık.
Sebebi genellikle beyindeki bazı yapısal özelliklerin, akıcı konuşmaya sahip kişilere göre farklı olması. Kekemelik eskiden hastalık ve engel olarak görülüyordu. Günümüzdeyse kabul gören görüş, biyolojik bir ‘özellik’ olduğu.
Diken’in sorularını yanıtlayan Alemdar, bunu bir hak mücadelesi olarak gördüklerini belirterek, “Mesele sadece konuşmak değil. Eşit erişim, görünürlük, ayrımcılıkla mücadele ve toplumsal kabul meselesi” dedi.

Tolerans ve empatiyle karşılandığında kişinin yaşam kalitesinin arttığını belirten Alemdar, kekemelik hissiyatını buzlu bir yolda yürümeye benzetiyor: “Ne zaman kayacağınızı bilmezsiniz, bazen kontrol etmek mümkün olmayabilir. Ama ayağa kalkıp devam ediyoruz.”
Yaşamın her alanı engelli koşu gibi
Alemdar’ın anlattığına göre hâlen Türkiye’de kekemeliği olan çocuklar okulda zorlanabiliyor. Sunum yapamadığı, sesli okuyamadığı ya da sözlüde kendini ifade edemediği için düşük not alan öğrenciler var. Öğretmenler, rehber öğretmenler ve sınıf arkadaşları çoğu zaman kekemeliğe nasıl yaklaşacağını bilmiyor.
İş hayatında da benzer sorun yaşanıyor. Birçok kekeleyen birey mülakatlarda önyargıyla karşılaşıyor, elenebiliyor. İşe başladığındaysa yöneticisi ya da çalışma arkadaşları kekemeliği bilmediği için zorlanabiliyor. Bu durum maaş, terfi, görev dağılımı, yönetici olma ve çalışma hayatında görünürlük açısından da eşitsizlik yaratabiliyor.
‘Seni seviyorum’ diyemeyen
Kekemelerin hayatın her alanında güçlükler yaşadığını belirten Alemdar, şöyle devam etti:
“Üzerine çok düşünülmemiş bir engel grubuyuz. Ancak toplumda zorluk yaşıyoruz ve toplum bilinçli değil.
Askerlikte kekemelikten ötürü mobbinge uğrayan, çok zor zamanlar geçiren, askerliğini yarıda kesmeyi bile göze almak isteyen arkadaşlarım var.
Sosyal hayatta, sevdiği birine ‘Seni seviyorum’ diyemeyen, arkadaş ortamında ‘Ya kekelersem, benimle alay ederlerse’ diye sessiz kalan, akrabalarla bir araya geldiğinde bana soru sormasınlar diye çekinen, ‘ah ah, vah vah’ tepkilerine maruz kalan çok kişi var.
‘Müsait bir yerde’ diyemediği için farklı yerde inen, ilk inen kişiyle inen o kadar kekeleyen var ki.
Tabii ki tüm bu zorluklara rağmen aramızda her meslek grubundan olan, harika işler yapan, hayalini gerçekleştiren o kadar çok sevgili arkadaşım var ki… Birbirimize ilham veriyoruz.”
Kekeleyenlerin karşılaştığı bariyerler yüksek lisans tezi oldu
Peki Alemdar kim? İzmir’de yaşayan sivil toplum aktivisti, finans uzmanı ve tango eğitmeni. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce İşletme mezunu. İktisat yüksek lisansını yine Dokuz Eylül Üniversitesi’nde kekeleyen bireylerin mesleki ve sosyal bariyerleri üzerine hazırladığı tezle tamamladı.
Alemdar beş yaşından beri kekeliyor. Konuşurken bloklar, yani kısa sessizlikler yaşıyor. Öğrencilik hayatı boyunca öğretmenleri kekemeliği bilmediği için zor zamanlar yaşadı. Akran zorbalığına maruz kaldı ve sessiz bir öğrencilik geçirdi. CV’sine rağmen mülakatlarda kekemeliğinden ötürü elenen Alemdar, kişisel deneyimini şöyle paylaştı:
“İki ayrı kurumsal şirkette kekemeliğimden ötürü mobbing yaşadım. Ben kekelerken bağıran, sözümü kesen yöneticilerim vardı. Hukuki olarak Kekemeler Derneği kurucusu ve yöneticisi olarak ben bile hukuki mücadele veremedim ve işten kendi isteğimle istifa etmek yolunu seçtim.
Kekemelik yalnızca konuşma akıcılığıyla ilgili bir durum değil. Aynı zamanda bir bireyin, öğrencilerin kendini ifade etme, iletişim kurma ve özgüvenini, okul başarısını doğrudan etkileyen bir konuşma akıcısızlığı.”
Üç kişiyle yola çıktılar
Alemdar’ın dernekleşme fikri, onu en çok anlayabilecek, kekemeliği olan bireylere ulaşıp sorunları onlarla paylaşmak istemesiyle gelişti. Sosyal medya hesabı üzerinden kekeleyen bireylere çağrıda bulundu. İlk buluşmaya üç kişi geldi. Sonraki hafta gelenlerin sayısı 10’du. Arkasından diğer şehirlerde de benzer buluşmalar başladı.
“Özgürce kekele” sloganını seçerek, “özyardım” buluşmaları düzenlemeye başladılar. Haklarını savunacak ve şartlarını iyileştirecek, seslerini duyuracak bir derneğe ihtiyaç duyunca da 2017’de Türkiye’de kekemeliği olan bireylerin kurduğu ilk ve tek dernek olan Kekemeler Derneği’ni ortaya çıkardılar.
Çeşitliliğin bir parçası
Alemdar da derneğin kurucu başkanı oldu: “Bugün Türkiye’de 60 ayrı şehirde özyardım buluşmaları düzenliyoruz ve 3 bine yakın özyardım katılımcımız var. Hak temelli bir sivil toplum kuruluşuyuz. Kekemeliği yalnızca ‘düzeltilmesi gereken bir konuşma biçimi’ olarak değil, çeşitliliğin bir parçası ve toplumsal katılım bağlamında ele alıyoruz. Çünkü kekemelik hâlâ yanlış inanışlar, damgalama ve görünmeyen bariyerlerle çevrili.”
Alemdar sloganlarının ne anlattığını şöyle ifade etti: “Bilim ne kadar ilerlemiş olsa da ne yazık ki hâlâ kekemeliğin kesin olarak sebebi şu denemedi. Bu nedenle kekemeliği yüzde 100 geçirecek bir terapi de yok. Yine de toplum biz kekeleyen bireylerden akıcı bir şekilde konuşmamızı bekliyor.
‘Kelimelerimizi tamamlamayın’
Bu nedenle sloganımız ‘akıcı konuş’ değil, ‘özgürce kekele’. Benim sesimi duyurmama müsaade et. Söyleyebiliyoruz, sadece bir seferde değil birkaç seferde ya da bir saniyede değil de birkaç saniyede söylüyoruz. Bizi önyargısız şekilde sadece dinlemeleri, iletişim ve bizim konuşma rahatlığımız için yeterli. Kelimemi tamamlama! Ben ne söyleyeceğimi zaten biliyorum. Sadece fırsat ver, konuşayım. Beklemen yeterli.
Biz kekemeliği ‘çeşitlilik ve ifade özgürlüğü’ olarak yeniden tanımladık. Öz yardım buluşmaları, kekeleyen bireylerin korkularını aşıp konuşma cesareti kazandığı bir güçlenme alanı yarattı.”
Şarlatanlara dikkat
Kekemeliği geçirdiğini iddia eden sözde ‘terapist’ler var. Bunların sayılarının çok olduğunu kaydeden Alemdar, şöyle konuşmaya devam etti: “Bilim dışı vaatlerle birçok kişiyi umutsuzluğa sürüklüyorlar. Bizim amaçlarımızdan biri de bu tür umut tacirlerine karşı gelmek.
Kekemeliği olan bireyleri bilinçlendirmek. Terapilere erişimimizi kolaylaştırmak, toplumda ve kekeleyen bireylerde var olan bilim dışı hurafe ve bilgilerin yerine, doğru ve bilimsel bilginin yerleşmesi.”
Yüzde 3 kontenjanından yararlanmak istiyorlar
Kekemeliği konuşma farklılığı olarak nitelendirseler de engellilerin yaşadığı sorunların karşılarına çıktığını belirten Alemdar, “Sadece kekemeliğimizi göstererek, belgeleyerek devlet ve özel kurumların yüzde 3’lük engelli personel çalıştırma kontenjanından faydalanamıyoruz. Bu engelli raporunu alabilmek için en az yüzde 40 ve üzeri oran gerekiyor. Ancak sağlık kurumları kekemelik için genellikle en fazla yüzde 40 sınırında rapor veriyor. Bu sebeple Türkiye’de toplumun yüzde 1’ini oluşturan bir engelli grubu olarak biz kekeleyen bireyler büyük dezavantaj yaşıyoruz” diyor.
İlk kekemelik yaz kampı İzmir’de
Öte yandan dernek kurulduğundan bu yana 22 konferans ve sempozyum düzenledi. 20 üniversiteyle iş birliği yaptı. Akademik çalışmalara destek verdi. Kekemelik kitapları ve filmlerini çevirerek Türkiye’deki kekeleyen bireylere sundu.

28-30 Ağustos’ta da İzmir’in Dikili ilçesinde Türkiye’nin ilk yatılı kekemelik yaz kampını düzenliyor. Kamp, Türkiye’nin farklı şehirlerinden kekemeliği olan bireyleri bir araya getirecek. Kampta dil ve konuşma terapistleri, sanatçılar ve gönüllülerle buluşulacak.