HÜRREM SÖNMEZ*
Güler Zere cezaevine girdiğinde 20 yaşındaydı. Terör örgütüne üye olduğu ve örgüt adına eyleme katıldığından bahisle 34 yıl hapis cezasına mahkum edilmişti. Kanser hastalığına yakalandığında ise 34 yaşındaydı. Avukatları defalarca tahliyesini istedi, Türk Tabipler Birliği, ‘Ölümün eşiğindedir, cezaevi koşulları tedavisinin yapılmasına engeldir’ dedi. Yurt çapında, ‘Güler Zere’ye özgürlük’ eylemleri yapıldı ama bu devlet Güler Zere’yi serbest bırakmadı, tahliye edildiğinde her şey için çok geç kalınmıştı ve Güler Zere tahliye edildikten yedi ay sonra öldü.
Erol Zavar, kanser hastası, cezaevinde olduğu süre zarfında 19 kez ameliyat oldu. Sağlık durumu cezasının infazına engel olacak durumda olduğu halde bu devlet Erol Zavar’ı serbest bırakmadı.
24 yaşındaki kanser hastası Hacer Kaya, sağlık sebebiyle tahliye talebinin reddinden bir gün sonra öldü.
Kanser hastası Yılmaz Keskin öleceği kesinleştiğinde tahliye edildi ve bir hafta sonra öldü.
Yakalandığı akciğer kanserine rağmen kesinleşen cezası ertelenmeyen ve son günlerini hastanede tutuklu olarak polis gözetiminde geçiren İHD Bingöl eski şube başkanı Rıdvan Kızgın, 24 Temmuz 2010 tarihinde öldü.
Dolaylı ölüm cezası
Hikayesi hatırlanması ve anlatılması gereken yüzlerce mahpus, ölmeden önceki son anlarını ya cezaevi duvarları arasında ya da bir hastanenin onlara ayrılmış özel koğuşunda yatağa zincirli geçirdi. Siyasi hükümlü ve tutukluların hastalandıklarında cezaevlerinde ölüme terk edilmeleri, dolaylı bir ‘ölüm cezası’ olarak devlet pratiğimizden hiç eksilmedi.
Adalet Bakanlığı verilerine gore 2012 yılında 346, 2013 yılında 316 kişi cezaevlerinde hayatını yitirdi. Bu devlet yıllar boyunca kendisine karşı suç işleyenlerin tedavi olma, iyileşme ve bunun da ötesinde evlerindeki yataklarında sevdiklerinin yanında ölme haklarını elinden aldı.
Sıra Üzmez’e gelince…

Devletimizin bunca yıllık ömrümüzde hiçbir siyasi tutukluya uzandığını görmediğimiz müşfik elleri, Hüseyin Üzmez’i sarıp sarmaladı geçen gün.
Vakit gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez, suç tarihinde henüz 14 yaşında olan bir kız çocuğuna karşı cinsel taciz suçu işlediğinden bahisle 13 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Cezası Yargıtay tarafından onandıktan sonra 2012’ de cezaevine gönderilmişti.
O sırada…

Çocuk tacizcisi, pedofil islamcı yazar ‘prostat hastalığı ve psikolojik sorunları sebebiyle’ tahliye edildiği sırada, yazarı olduğu Vakit gazetesi karma eğitimin tacizi tetiklediğini yazıyordu.
İslamcı muhafazakar Hüseyin Üzmez’in pis ahlakını ve içindeki sapıklığı neyin tetiklediğini bilemiyoruz. Sabah akşam dinden imandan söz edenlerin iktidarında ‘mümin’ kişiliği sayesinde korunup kollanacağına duyduğu güven ve huzur olabilir belki. Zira pedofil ihtiyar sapık tahliye edilirken, Cumnurbaşkanı açıklıyordu, “Zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersini kaldırırsanız onun yerine şiddet, ırkçılık, uyuşturucu gelir.”
Midemiz bulanarak
Hüseyin Üzmez’in din kültürü ve ahlak bilgisi notunun 10 üzerinden 10 olduğunu, İslamcı gazetesinin onu cansiperane savunmasından ve tahliyesinin ‘muhafazakar‘ hükümetimizde hiçbir rahatsızlık yaratmamasından anlıyoruz.
Midemiz bulanarak öğreniyoruz ki bir kız çocuğunun suistimal edilen bedeninin, yerle bir olan psikolojisinin ve çiğnenen onurunun ceza yargılamasındaki karşılığı iki yıl hapis yatmakmış.
Şu meşhur Adi Tıp Kurumu
İnfaz yasamıza göre ‘Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen ve toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen mahkûmun cezasının infazı geri bırakılabilir.’
Hastalık veya engellilik durumu hakkındaki raporu Adli Tıp Kurumu veriyor, hani şu devletin taraflı ve subjektif kurumu, her münferit olayda devleti koruma saikiyle hareket eden, ‘Balkondan atılmamış kafasını duvara çarpmış’ ya da ‘İşkence görmemiş düşmüş’ gibi raporlar verebilen Adli Tıp Kurumu, bildiniz mi…
Ve infaz savcıları
Peki toplumun güvenliği bakımından tehlike oluşturmayacağına kim karar veriyor? İnfaz savcısı, hatta infaz savcısının görevlendirmesiyle polis veya jandarma. Örneğin Terörle Mücadele Şubesi siyasi mahkumların sağlık sebebiyle tahliye taleplerine karşılık ‘Mahkumun kendisi toplum için tehlike oluşturmasa dahi, tahliyesi terör örgütü yandaşları tarafından propaganda aracı olarak kullanılabilir, o nedenle tehlikelidir’ diyebiliyor. Mahkumun felçli ve yatalak olması bir şeyi değiştirmiyor.
Ya da hafızasını kaybetmiş, beyin kanaması geçirmiş bir mahkum hakkında ‘Terör örgütü faaliyetlerinin yoğun olduğu bir mahallede ikamet ettikleri, ailesinin örgüte yakın olduğu, örgüt adına eylem faaliyetlerinde bulunabileceği’ gerekçesiyle ‘Toplum için tehlikelidir’ deniyor.
Sakıncasız sapık
Bu bilgiler ışığında anlıyoruz ki çocuk tacizcisi sapık Hüseyin Üzmez’in psikolojisinin bozuk olması ve prostat sorunları onun cezasının infazına engel teşkil ediyor. Dışarda olması ise toplum için bir tehlike yaratmıyor. Kendisi gibi sapık pedofil arkadaşlarının toplanıp onun için eylemler yapması ihtimali olmadığı düşünülürse mantıklı tabii. Eh yaşadığı mahallenin de devlet ve hukuk himayesinden dibine kadar faydalanabilen, ihtiyar sapıklara yakışır nezahatte olduğunu tahmin ediyoruz.
Ailesi hakkında bir bilgimiz yok. Kendisinden 50 yaş küçük bir kadınla evlendiği dışında, 22 yaşında bir genç kadının 72 yaşındaki ‘tonton İslamcı yazar’la evlenmesi için kadının ailesine ev ve araba alındığını okuyoruz. Molotof atan yoksul çocukların yaşadığı bir mahallede oturan, felçli bir örgüt mensubundan daha az sakıncalı bu haliyle Hüseyin Üzmez…
Arkadaşlarının fikirlerini her gün dinliyoruz

Dediğim gibi kendisi gibilerin bir araya gelip onun için eylem yapması gerekmiyor, zira onun arkadaşlarının fikirlerini her gün gayet örgütlü şekilde gazete köşelerinden, devlet adamlarının ağzından dinliyoruz. Dokuz yaşındaki kız çocuklarının baş örtüsü takmasının özgürlükle ilgisi olduğunu, kadın kategorisine sokuldukları anlamına gelmediğini, zorunlu din dersinin ve imam hatip liselerinin çocuklarımızı uyuşturucudan ve ahlaksızlıktan uzak tutacağını, Erasmus’un bir ‘Gençler özgürce çiftleşsin’ programı olduğunu…
Her gün anlatıyorlar ve bu arada Hüseyin Abi’leri de tahliye ediliyor. İyi oluyor, artık çocuklarımızın ırzı başlarına takılacak örtülere, meşrebi müphem savcı ve polislerimizin takdirine emanet. Koruyamamaları halinde de büyük bir mesele değil, bir kız çocuğunun hayatı ve çiğnenen onuru bu ülkede iki yıl hapis cezası ediyor.
Ahlakın sükut ettiği günler
Ahlakın sükût ettiği günlerden geçiyoruz,. Pisliğin boğazımızı aşıp gözlerimize, kulaklarımıza dolduğu, elimizi nereye atsak altından bir adaletsizliğin, ahlaksızlığın çıktığı günler…
Bunca çürümenin ve pisliğin içinde biteviye dinden, ahlaktan konuşanlar hiç mahcup olmuyor; o beğenmedikleri dini tarafı zayıf eğitimimiz ve imanla beslenmemiş ahlakımızla biz utanıyoruz onların yerine de. Ve onlar hiç üzülmüyorlar.
Bizim için ise burada hayat sürdürmek her gün yeni bir sebep eklenen uzun bir üzüntüye dönüşüyor.
*Avukat