Karaca Tiyatrosu, yeniden…
K

Ayhan Tinin
Ayhan Tinin
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. ‘Pupa Yelken Koçluk’ ve ‘Söz Gelir Yazı Olur’ kitaplarının yazarı. Yönetim danışmanı, senarist, oyuncu koçu, dramaturg.

Merhaba…

Yaz mevsimini Ağustos’la birlikte noktalayanlar için şehre dönüş zamanı; benim içinse gölgelerden Ege’ye savrulma günleri… Yine de adet olduğu üzere şehre bir uğradık. İyi ki hala Beyoğlu var. Üstelik bu kez sıkı bir sürprizle beklemiş bizi…

Beyoğlu, Türk Tiyatro tarihinin hafızasında ayrı bir yer tutar.

Eğer konuya biraz vakıfsanız; bazı sokakların içinden zamanın içinden geçer gibi geçersiniz.

İstiklal Caddesi’nden Tünel’e inen yoğun kalabalığın arasına girdiyseniz; solda küçük bir çıkmaz dikkatinizi çeker.

Muammer Karaca Tiyatro Çıkmazı!

Bugün orada tamamlanmış bir restorasyonun son izleri ve bir tabelası var.

Tarihe mal olmuş ismiyle Karaca Tiyatrosu

Fotoğraf: İBB Miras

Ama sokakta biraz oyalanırsanız; biraz dikkatle dinlerseniz duvarlarından yansıyan sesleri…

Adile Naşit’in kahkahası.

Müşfik Kenter’in en delikanlı sesi.

Yıldız Kenter’in ışıl ışıl gençliği.

Gülriz Sururi’nin heyecanla sahneye koşan ayakları.

Engin Cezzar, Sadri Alışık, Münir Özkul, Muhsin Ertuğrul ve bir köşede, yıllarca bu sahnenin en soluklu sakinlerinden biri olacak Genco Erkal’ın gölgesiyle karşılaşırsınız.

Burası yalnızca bir tiyatro binası değildir.

Türk Tiyatrosu’nun birbirine el vermiş birkaç kuşağının nefes alıp verdiği yerdir.

Hikâye 1950’lerin İstanbul’unda başlar. Türkiye ve Dünya büyük bir değişim içindedir. Tiyatroya gönül vermiş bir adam Muammer Karaca; turnelerden, karanlık salonlardan, geçici sahnelerden yorulmuştur. Topluluğunun artık kendine ait bir sahneye, kulise ve çatıya ihtiyacı olduğuna karar verir.

Dönemin tanıklarının ‘hangarı andıran bir yer diye tanımladıkları, Galatasaray ile Tünel arasındaki bir yapının arkasında bulunan boş alan, yaklaşık on aylık bir çalışmayla, modern bir tiyatro salonuna dönüştürülür. Zamanın dergilerinden ‘Akis’de yayımlanan yazıda; salonun sıcak ve soğuk hava sistemi, özel ışık düzeni, hatta yarı hareketli sahnesinden hayranlıkla söz edilir. Karaca Tiyatrosu 15 Mart 1955 gecesi açılır.

İlk sahnelenen oyun Çocuk Dostları Cemiyeti yararınadır.

Döneminin ötesinde mimari özelliklere sahip ve tiyatro olarak inşa edilen yapının mimarı Muammer Karaca’nın yeğeni Perran Doğancı’dır.

İlk oyun ‘Etnan Bey Duymasın’ üç perdelik politik bir halk güldürüsüdür. Sahnede Adile Naşit, Gülriz Sururi, Renan Fosforoğlu, Selim Naşit Özcan gibi isimler vardır.

İstanbul bu yeni tiyatroyu hemen benimser. Muammer Karaca yüksek, ayrıcalıklı bir sanat mabedi kurmamıştır. Hayatın tam ortasından geçen bir tiyatrodur onunkisi… Siyaset, bürokrasi, kadın erkek ilişkileri, geçim derdi, memleket halleri… Ve hepsinin ötesinde bir şey daha vardır. İçten kahkahalar…

Muammer Karaca seyircinin gündüz sıkılarak yaşadığı hayat hallerini, gece yine sahneden ona anlatır ama biraz abartarak, tuluatla ve bolca mizahla… 1950’lerin ve 60’ların İstanbul’unda tiyatro yalnızca seçkin bir sanat kitlesinin değil, gündelik hayatın ve halkın eğlencesinin de önemli bir parçası olur.

Ancak Muammer Karaca Tiyatrosu denildiği zaman, tiyatronun markası, o günleri yaşayanların diri hafızası olan oyun Cibali Karakolu’dur.

Henri Kéroul ve Albert Barré’nin Une Nuit de Noces (Bir Düğün Gecesi) adlı oyunundan ülkemize uyarlanarak yeniden yazılan oyunun altındaki imzalar, Muammer Karaca ve Refik Kordağ’ındır.

Kimine göre üç bin, kimine göre dört bin kez; ama yıllarca sahnede kalır. 1973 yılına kadar sergilenmiştir. İBB Kültür kayıtları da yaklaşık dört bin rakamını vermektedir.

On altı yıl boyunca sergilen Cibali Karakolu, Türk Tiyatrosu’nda ilginç bir eşiğidir.

Oyunu çocukken seyreden kuşaklar, sonra çocuklarıyla oyuna gelmişler… Yalnızca o oyuna mı? Sabık Bakan, Bulunmaz Uşak, Şenlik Palas, Lahmacun Cumhuriyeti, Demirel’e Söylerim, Muammer Karaca Tiyatrosu’nun zengin, komik, taşlama ve hicivlerle dolu; kimi zaman müzikli oyun biçimindeki repertuarını oluşturur.

Muhsin Ertuğrul, Devlet Tiyatrosu’ndaki görevinden uzaklaştırılınca adresi Karaca Tiyatrosu olmuştu. Yanında iki genç oyuncuyla… Yıldız Kenter ve Müşfik Kenter, Salıncakta İki Kişi

Lale Oraloğlu da geldi o sahneye, Ulvi Uraz da Ali Poyrazoğlu da ve daha niceleri…

Bütün tiyatroculara açık bir mekandı Karaca Tiyatrosu; fırtınada kalmış sahnesizlerin adeta tiyatro limanıydı.

31 Mart 1964’de başka bir tarihi ana tanıklık etti. Haldun Taner ustanın Keşanlı Ali Destanı ilk kez Muammer Karaca Tiyatrosu’nda seyirci karşısına çıktı. Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu… Semiha Berksoy da oradaydı, Genco Erkal da…

Dostlar Tiyatrosu da 23 yıl neredeyse perdesini hep orda açtı.

Duvarlar aynı kalsa da tiyatro ve sorunlar günün ihtiyaçlarına göre değişerek yaşanıyordu.

Ancak yaşayan her canlı gibi (tiyatro binaları canlıdır) yaşlanmaya başladı. Bir kamu kurumunun yemekhanesi olarak bile kullanıldı!

1979’da aynı yine bir kamu kurumunun hizmet binası olarak yapılmak üzere yıkılması gündeme geldi. Şimdi çoğu olmayan tiyatronun duayen ve emekçi sanatçıları, Karaca Tiyatrosu önünde buluşarak, yıkılmasını önleyen bir kampanya yaptılar.

1990’da yeniden açıldı.

Dostlar Tiyatrosu’nun yanı sıra Nisa Serezli-Tolga Aşkıner, Salih Kalyon’cu Tiyatrosu… İkinci bir hayat verdi sahneye…

Zordu! 1999 depremde kalbi kırıldı, fiziki sorunları büyüdü, bilet parasıyla dönmesi oldukça zor olan bu salonun bakım bütçesi devasa oldu. Yaşam umudu küçülmüştü.

Tiyatro binaları bir gecede ölmez. Önce uzak bir köşede bir koltuk kırılır. Sonra tavandan su gelir. Sonra sahne mekanizmasından ses gelmeye başlar.

2019’dan sonra yıkılmak üzere olan bu bina İBB Miras tarafından kurtarıldı.

Mesele temel, boya-badana meselesi değildi.

Türk Tiyatrosu’nun hafızası alzheimer olmaktan kurtulacaktı. Neyse ki yeniden hayata döndü.

Karaca Tiyatrosu’nun perdeleri açıldı, açılacak.

Ancak bu tiyatro sezonunda bir sürpriz daha var.

Cibali Karakolu yeniden sahnelenmeye hazırlanıyor. Türk Tiyatrosu’nun hafızasını canlı tutmayı bir meslek etiği haline getiren Nedim Saban, Tiyatro Kare tarafından harıl harıl hazırlıklar başladı.

Yeni bir tiyatro ve sanat sezonuna başlarken ilk yazımın, Karaca Tiyatrosu’na bir saygı duruşu olmasını istedim.

Kış geliyor. Umutluyuz.

O sahnede söylenmiş cümleler de umutlu!