Murat Sevinç
Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.
İngiltere'de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
Anayasası askıya alınmış ve bu durumu herkesin seyrettiği bir memleketten, oraları takip etmek ibret ve ders verici bir durum hakikaten...
Muhterem milletvekilleri, siz neyi kutluyorsunuz?
Bugün 30 Ağustos. Zafer Bayramı. Kıt kaynaklarla kazanılmış büyük bir zafer. Türk’üyle, Kürt’üyle ve diğerleriyle kazanılmış bir zafer. Zaferin mimarı Mustafa Kemal. 19 Mayıs 1919’dan itibaren, savaş kazanılır ve yeni devlet inşa edilirken yerel ve ulusal 'kongreler' toplayan, sürekli 'meclise' vurgu yapan, yapılacakları 'mecliste' konuşan, tartışan, kabul ettirmeye çalışan Mustafa Kemal.
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
İstanbul seçmeni ile Diyarbakır seçmeni eşittir. İstanbul seçmeni ve Van seçmeni, insandır. İstanbul seçmeni de Mardin seçmeni de yurttaştır. Diyarbakır, Mardin ve Van’da görevden alınan belediye başkanlarına verilen oy, İstanbul’da benim, Ankara’da senin, Sivas’ta berikinin verdiği oydur.
Evet, ne yazık ki yine deprem olacak ve kimimiz ölecek!
İki buçuk yıl önce zorunlu dönüş yapıp yaşamak zorunda kaldığım İstanbul’da uzun uzun yürüyorum. Şehir yürüyüşü. Bitişik nizam binaların yanından, dar sokaklardan, “hiç bir şey olmasa bir kafe açarız” denilerek açıldığı belli yüzlerce kafenin yanından... Haftada en az beş, mümkünse yedi gün. Yürürken binalara bakıp yaşlarını hesaplamaya çalışıyorum. Bir kısmının ‘beklenen’ İstanbul depreminde çökeceğini, o esnada sokakta gördüğüm insanların enkaz altında kalabileceğini düşünüyorum. Ben ve sevdiklerim dahil.
Ekmek parası ve haysiyet üzerine
Ekmek parası saygın bir kaygı. Bugün yaptıkları dalkavukluğu, gelecekte, taban tabana zıt siyasi görüşlere ve yöneticilere de yapacak olan her alan ve düzeydeki idarecinin, onların irili ufaklı işbirlikçilerinin yüz kızartıcı çabası, saygınlığı hak etmiyor.
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
Bu kez sonda söyleyeceğimi başa alayım: Parlamenter sistem ve parlamenter demokrasi, farklı kavramlardır. İkincisi, ilkini zorunlu olarak takip etmeyebilir ya da uzun zaman alabilir.
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
Herhangi bir anayasa, siz sahip çıkarsanız vardır, sahip çıkmazsanız yoktur. Anayasaların içindeki sözcükler, siz istemediğiniz ve emek harcamadığınız sürece hiçbir derdinize deva olmaz. Bugüne dek olmadı. Bundan böyle de olmayacak.
O esnada cezaevindeler…
Yalnızca muhalif oldukları için, cezaevindeler. Herkesin bildiği, bilenlerin büyük çoğunluğunun bilmiyormuş gibi yaptığı gerekçelerle.
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
Adalet ilkesi mülkün yani devletin temeli ve o çökerse devlet de çöker. O bozulursa, diğer organlar da bozulur. O kokuşursa, herkes kokuşur. Karmaşık hiçbir yanı olmayan bir düsturdan söz ediyorum.
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
“Neden bu kadar kolay dayak yiyoruz?” sorusunu yönelttiğim yazıyı, yurttaşlık meselesine devam edeceğimi söyleyerek bitirmiştim. Aslında konuyu bugün başka bir bağlam içinde ele almayı düşünürken, AKP’li bir siyasetçinin ifadeleri, 'örneği' değiştirmeme neden oldu. AKP’de 'özgül ağırlığı' olduğu varsayılan siyasetçi katıldığı televizyon programında genellikle olduğu gibi 'görkemli' bir performans sergilemiş.