Murat Sevinç
Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.
Yurttaşı boşver, maksat TOMA zarar görmesin
MURAT SEVİNÇ
“Her şey devlet içinde ve devlet için, hiçbir şey devlet dışında ve başka bir şey için değildir.”
Aklı başında insanlar, haklı bir telaş ve tedirginlik...
İstikrar fetişistlerinin kâbusu: SYRIZA
Nizam, her zaman ‘soğukkanlılık’ talep eder. Sağduyu, önerir. ‘Kamu düzeni’ ve ‘güvenliği’ sağlamaya çalışır. ‘Alternatif olmadığı’ yalanını, belletir. Çünkü başka türlü dönmeyecektir, parçası olduğumuz rezil çark.
İşte bunlar hep darbecilik… Neyse ki dini bütün vatan evlatları tehlikeyi bertaraf etti
Her ay karşı karşıya kaldığımız yüzlerce darbe girişiminden biri daha savuşturuldu diye, açık bir ‘suç'un varlığı da görmezden gelinmemeli. Vebali büyük olur.
Şezlongculara kutlu olsun: Hükümet sistemi değişiyor
Türkiye, 19 Ocak 2015 gününden itibaren adı konulmamış bir ‘yarı başkanlık’ sistemiyle yönetiliyor olacak.
Türk tipi hassasiyet: Sert eleştir, uyar ve…
Ne kadar yinelense iyidir: Her rejim gibi faşizm de, göstere göstere gelir. Hayatta sürpriz, pek azdır.
'Batı ahlakı' denildiğinde, bir tek şey düşünebilenler…
Uzaya, İncil okuyarak mı uydu gönderiyor bu adamlar? Ama İncil okuyan da çok. Bu ayrımları yapmak bu denli zor mu? Gel de, ahlak ve kültür denildiğinde aklı fikri tek bir şeye çalışanlara anlat…
Hiçbiri gerçek Müslüman değilse, gerçeği nerede?
MURAT SEVİNÇ
Bir Müslüman, yalan söylemez. Yalanın, karşısındakini aldatmak ve aldatmanın bir ‘hak’ sorunu olduğunu bilir. Kul hakkıyla gitmek istemez, huzura.
Dolayısıyla bir Müslüman, hak yemez....
Velev ki, fahişe…
Yılın son yazısında, adları, mide bulandırıcı herifler tarafından tiyatro oyunlarından dahi çıkarılmaya çalışılan seks işçilerine, emekçilerine, eşit yurttaşlara, mutlu ve güzel yıllar dilerim. Selam olsun.
Makul değil, olağan şüpheliler…
Anayasal düzenmiş, yeni anayasaymış, anayasaların sözleşme niteliğiymiş, siyaset bilimi değerlendirmeleriymiş, şuymuş, buymuş. Bunları geçeli çok oldu. Çok daha yüzeysel olanı, maddelerin lafzını, yani sözünü hatırlatıyorum. Her okuma bilenin okuyup anlamlandırabileceği, sözcük ve hükümler. Yazarken çok sıkıldım. Yorum yapma gereği duymadım. 2014 yılı Aralık ayında, halimiz budur.
Adaleti savunmak, bir mecburiyettir
Devletin temelinde yer alan/alması gereken ilke, ‘adalettir.’ Adalet duygusu sarsılırsa (ki Türkiye’de nicedir yerle bir edilmektedir), geriye ‘riyakârlık,’ ‘çıkarcılık’ ve ‘fırsatçılık’ kalır. Adalet, ‘bir gün gelir, onlar beni savunur’ kaygısıyla değil, bizatihi ‘adil’ olma hedefinin kendisi için, baş tacı edilmelidir.
Koskoca memleketi, babalarının tarlası zannediyorlar…
Anlaşılan bizimki gibi memleketlerde tarih bu şekilde işliyor. Akıl ve bilimsel düşünce reddedilince, geriye saf ‘deneyim’ kalıyor. Memleket birikiminin zannettikleri kadar ucuz, koskoca ülkenin ise bir kesimin tapulu malı olmadığını ve olmayacağını, ‘eşit yurttaşlığı,’ er ya da geç ancak mutlaka öğrenirler. Kendileri de, soytarıları da.
'Gülümser' Abdullah bey ile genç bir akademisyenin nahoş hikâyesi…
Ceberut, sıkışmış, haksız, kafası karışık insan ve kurumlar için büyük bir kâbustur, ‘basit soru’yla karşılaşmak. Çünkü olabildiğince ve özenle karmaşık gösterilen, belirsizliklerle malul bir dünyadan beslenirler.