‘Bölücülük’ suçlamasıyla 22 yıl önce tutuklanıp ömrünün yarısını cezaevinde geçiren şair İlhan Çomak, 13 Temmuz’daki duruşması öncesinde bir mektup kaleme alarak Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a “Hayat efsaneyi tekrar eder. Evet, belki… Yargı kanıtlanmış kötülüğü! Bu kötülüğü bir kez de benden duyun diyedir size yazmamın sebebi” diye seslendi.

Çomak, 1994 yılında 21 yaşında bir üniversite öğrencisiyken tutuklanmış, dönemin devlet güvenlik mahkemesi tarafından 2000 yılında ‘devletin hakimiyeti altındaki topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya matuf eylemlerde bulunmak’ suçundan idama mahkum edilmiş, iyi hali dikkate alınarak cezası ağırlaştırılmış müebbete çevrilmişti.
Kararın Yargıtay tarafından onanması üzerine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurulmuştu. AİHM 2007 yılında Çomak’ın adil yargılanmadığına hükmetmiş, buna rağmen dava ancak 2013’te yeniden görülmeye başlamıştı.
Çomak, kaleme aldığı mektubunda şunları söyledi:
‘Cezaevi yasımın toplamı 22 ediyor’
“Ağustos sonu itibariyle 22’den gün alacağım. Hayır, ömrümün toplamı değil söz konusu olan. Dillendirdiğim rakam cezaevi yasımdır. Evet, böyle adlandırmak mümkün: Cezaevi yası… 1994’ten bugüne aralıksız şekilde içeride olmaklığım hesaplandığında cezaevi yasımın toplamı 22 ediyor. 43 yaşındaki biri için epey uzun bir süre… Dikkate değer asıl nokta ise bunca yıla rağmen hâlâ yargılanıyor olmamdır. Bilginiz var mı acaba?
Dikkate değer asıl nokta ise bunca yıla rağmen hâlâ yargılanıyor olmamdır. Bilginiz var mı acaba? Ama olması gerektir. Zira bu uzun ve haksız yargılama konusunda, şahsınıza cevaplamanız üzere Meclis’te en az 4 kez soru önergesi sunulduğu ve bunların hiçbirinin cevaplanmadığını biliyorum. Ayrıca kimi milletvekilleri tarafından size sözlü olarak bilgi verildiği de ortada. Hakeza dava dosyamın Bakanlığı döneminde sayın Kenan İPEK’e sunulduğu malum. Yine bakanlık tetkik hakimlerince bulunduğum cezaevi idaresinden yeniden yargılanmama ilişkin dosyamdaki belge ve bilgilerin istendiği de sabittir.
Bunca uzun zamandır içeride olmama rağmen yargılamanın tutuksuz veya infazın durdurularak gerçekleştirilmemesi, Salih Mirzabeyoğlu, Ergenekon, Balyoz, Şike v.b. davalardaki yeniden yargılama karalarından sonra izlenen tutuksuz yargılama yolu düşünüldüğünde hem garip hem de açık bir çifte standartı göstermesi bakımından hukuka ve eşitlik ilkesine aykırı.
‘Bülbülü öldürmeyin’
Yakın dönemde hayatını kaybeden Harper Lee’nin, hakettiği şekilde çok bilinen ‘Bülbülü Öldürmek’ adlı eserinde siyahi Tom Robinson işlemediği bir suçta beyaz bir kadına tecavüz etmekten tutuklanır. İddianın anında değiştirilemez hükme dönüştüğü bir iklim söz konusudur. ‘Bizim mahkemelerimizde beyaz adamın dünyası ile siyah adamın dünyası karşı karşıya geldiğinde her zaman beyaz adam kazanır. Bunlar çirkin ama hayatın gerçeği.’ Böyle diyor Tom Robinson’ın avukatı Atticus. Kendisi de beyaz olan Atticus, vicdanını yitirmemiş bir doğruluk savunucusudur. Aslında daha başlamadan davayı kaybedeceğini bilen bir güngörmüşlükledir. ‘Davayı kazanacak mıyız baba’ diye soran kızına, kesin bir yargıyla ‘Hayır! Daha başlamadan yüzyıl önce davayı kaybetmiş olmamız demek, kazanmaya çalışmayacağımız anlamına gelmez’ der, tam da benim açmazıma, yaşadıklarıma gönderme yapan keskin bir akılla.
Hayat efsaneyi tekrar eder. Evet, belki… Yargı kanıtlanmış kötülüğü!
Bu kötülüğü bir kez de benden duyun diyedir size yazmamın sebebi.
Bülbülü öldürmeyin!
Saygılarımla.”