İktidarın ülke gerçeklerinin konuşulmasını istememesi çok normal. Saray, ömrünü uzatabilmek için sürekli suni krizler, kavgalar, hamaset ve yargı operasyonları üretmek zorunda. Mutfaktaki yangın konuşulmasın diye her hafta yeni bir düşman icat ediliyor. Çünkü iktidar, halkın gerçek gündemi konuşulmaya başlandığı an kurduğu rıza illüzyonunun tamamen dağılacağını biliyor.
Meselenin diğer yüzünde ise düzen muhalefetinin sınırları ve sınıfsal körlüğü var. Muhalefetin büyük kısmı, siyaseti Saray’ın belirlediği sınırlar içinde yapmayı kabullenmiş görünüyor. Daha da önemlisi, krizin sınıfsal kökeniyle yüzleşmekten kaçınıyorlar.
Zira barınma krizini çözmek gayrimenkul rantçılarıyla, sağlık krizini çözmek özel hastane patronlarıyla, gıda krizini çözmek perakende tekelleriyle çatışmayı göze almayı gerektirir. Sınıfsal tercihini emekten yana yapmayan, neoliberal sisteme dokunmaktan korkan bir siyasetin halkın can yakıcı sorunlarını merkeze alması mümkün değildir.
Siyaset, yurttaşın öznesi olduğu bir mücadele alanı olmaktan çıkarılıp tribünden izlenen steril bir oyuna dönüştürüldü. Fon skandalları, lüks villalar ve şaibeli ihaleler ekranlarda boy gösterirken asgari ücretlinin pazar filesi, üniversitelinin yurt çığlığı ve emeklinin sefaleti ana akım siyasetin dipnotu olmamalı.
Sendikalardan meslek odalarına, mahalle derneklerinden üniversitelere kadar sokakta biriken halk itirazını ortak bir mücadele zemininde birleştirmek zorundayız. Yoksulluğa ve soyguna karşı gerçek bir itirazı örgütlenmedikçe, siyaset halkın gündemine dönmeyecektir.