Hava kirliliği uzun süredir demansla (bunama) ilişkilendiriliyor. Bilim insanları şimdi de kirliliğin beyni fiziksel olarak nasıl etkilediğini inceliyor.

Bilim insanları geçen yıl ortalama bir insan beyninin yaklaşık bir plastik kaşık ağırlığında mikroplastik ve nanoplastik içerdiğini ortaya koymuştu. Öyle ki sadece insan beyninde biriken mikroplastik miktarı sekiz yılda yaklaşık yüzde 50 artmıştı.
Şimdi de silika, metaller, kurum ve başka kalıntılardan oluşan çeşitli materyallerin beyne sızdığı görülüyor.
Washington Post’un haberine göre Rush Alzheimer’s Disease Center araştırmacıları 80 ila 91 yaşları arasında ölen 11 kişinin beyin dokusunu bir hayli detaylı incelediler.
Bazı materyallerin beynin derinliklerine sızdığını, hatta duygudan ve hafızadan sorumlu amigdalaya kadar ulaştığını gördüler. Uzun süredir hava kirliliğinin beyni dolaylı etkilediğini düşünen bilim insanları artık doğrudan etkileyebildiğinden şüpheleniyor.
Ama materyallerin beyne nasıl o ölçüde sızdığı hala tam bilinmiyor.
Hava kirliliği beyni küçültüyor
University of Southern California’da gerontoloji fahri profesörü Caleb Finch, ‘‘Demans riskinin hava kirliliği oranına göre arttığını biliyoruz’’ dedi.
Tabii iklim değişikliğinin soluduğumuz havayı dönüştürmesi bu konunun aciliyetini artırıyor. Daha sıcak ve kurak koşullar pek çok yerde orman yangınlarını körüklüyor, kuraklık ve toprak bozulması da toz fırtınası riskini artırabiliyor. Dolayısıyla duman, toprak, mineral ve başka mikroskobik parçacık bulutları gezegene yayılıyor.
Son araştırmalar hava kirliliğinin beyinde fiziksel değişimlere yol açabileceğini gösteriyor.
Örneğin nisanda Journal of Nutrition, Health & Aging dergisinde yayınlanan araştırmada farklı düzeylerde hava kirliliğine maruz kalan 400 binden fazla kişi yaklaşık 14 yıl boyunca takip edildi. Bu sürede yaklaşık dokuz bin demans vakası görüldü.
PM2,5’e en çok maruz kalanların demans riski en az maruz kalanlara göre yüzde 14 yüksek çıktı. PM2,5, insan saçının otuzda biri kalınlığındaki ve solunduğunda akciğerlere ve kan dolaşımına karışabilen mikroskobik partiküllere deniyor.
Ayrıca bu kişilerin biyolojik olarak daha hızlı yaşlandığına ilişkin belirtiler de görüldü.
Beyin taramalarındaki bulgularsa daha da şaşırtıcıydı: Daha kirli havaya maruz kalanların ‘genel beyin hacminde ve beynin birçok bölgesinin hacminde azalma’ saptandı.
Bulgulara göre hava kirliliği yaşlanmayı hızlandırıyor, bu da beyin atrofisine ve ardından demansa uzanan olası bir hastalık sürecine yol açıyor olabilir.
Türkiye de fosil yakıt kaynaklı PM2,5 kirliliğinden muzdarip.
‘Fosil Yakıtların Türkiye’ye Ağır Faturası: Sağlık Yükü ve Ekonomik Maliyeti Raporu’na göre PM2,5 kirliliği Türkiye’de yılda tahminen 8 bin erken doğuma, 8 bin 200 bebeğin düşük doğum ağırlığıyla dünyaya gelmesine ve çocuklarda 5 bin 100 yeni astım vakasına yol açıyor.
Dahası fosil yakıt kaynaklı hava kirliliği dünyada yılda yaklaşık 7 milyon erken ölümle ilişkilendiriliyor.

Hangi partiküller daha tehlikeli?
En yakıcı sorulardan biri de kirli havadaki hangi bileşenlerin tehlikeli olduğu.
Soluduğumuz hava aslında birçok partikül, metal, gaz ve kimyasaldan oluşan ve sürekli değişen bir karışım.
Bilim insanları eylülde yayınlanan bir araştırmada birbirinden farklı üç kirleticinin etkilerini karşılaştırdı: dizel egzozu, odun dumanı ve Dünya Ticaret Merkezi’nin enkaz alanından toplanan toz.
Fareler bu kirleticilerin her birini beş saat boyunca soludu.
İşin ilginci, dizel egzozu ile Dünya Ticaret Merkezi tozu benzer etkiler gösterdi: iki kirletici de aynı 1200’den fazla geni değiştirdi.
Bunların arasında iltihabı tetikleyen, hücrelerdeki yağlara zarar veren ve Alzheimer hastalarının beyninde biriken amiloid proteininin işlenmesinde rol oynayan genler vardı. Odun dumanı Alzheimer’la ilişkili değişikliklerin birçoğuna sebep olmadı.
Dizel egzozu ve Dünya Ticaret Merkezi tozu çokça metal içeriyordu. Dolayısıyla araştırmacılar bazı kirlilik türlerinde özellikle metallerin beyne zarar verebileceğinden şüphelendi.
Fare deneyleri her zaman insanlara uyarlanamıyor. Yine de deney, kirli havanın miktarı kadar hangi kirleticilerden oluştuğunun da önemli olduğunu gösterdi.
Kömürlü elektrik üretiminden çıkılması öneriliyor
Türkiye’de halihazırda PM2,5 için ulusal dış ortam hava kalitesi standardı yok. Oysa fosil yakıt kaynaklı hava kirliliği Türkiye’de yılda yaklaşık 26 bin 500 ölüme yol açıyor.
Enerji, ulaşım ve sanayi sistemlerinde fosil yakıt kullanımının ve emisyonlarının azaltılması hava kalitesine ve halk sağlığına yarayabilir.
İklim ve hava kirliliği temelde küresel bir sorun olsa da Türkiye’deki PM2,5 yükünün önemli bir kısmı önlenebilir. Uzmanlar ilk aşamada kömürlü elektrik üretiminden aşamalı olarak çıkış taahhüdü öneriyor.
Peki nasıl önlem alabiliriz?
Uzmanlar dış ortamdaki hava kirliliğinden bireysel olarak bir nebze korunmak için iç mekanların hava kalitesine dikkat etmeyi öneriyor.
Örneğin yemek pişirmek, yeterli havalandırma yoksa, şaşırtıcı ölçüde yüksek partikül yoğunluğuna yol açabiliyor.
Johns Hopkins’te nöroloji profesörü Xiaobo Mao, “Evde yemek pişirmek her şeyden daha beter olabilir’’ diyor.
Mao ayrıca trafik kaynaklı kirlilikten kaçınmak amacıyla ana caddelerin hemen yanında oturmaktan kaçındığını söylüyor. Evdeki klima filtrelerini de düzenli değiştiriyor.
Tabii dışarıdaki havaya karışan her şeyi kontrol edemeyeceğimizi söylüyor Mao. Fakat elinden geleni yapıyor çünkü ‘‘Bu tür önlemler belirgin bir fark yaratabilir.’’