Akut lösemi tedavisine genetik imza da yol gösteriyor

Moleküler tanı yöntemlerindeki gelişmeler, hedefe ve bağışıklık sistemine yönelik tedaviler sayesinde lösemide büyük ilerlemeler kaydedildi.

Yapay zekânın tanıda, moleküler testlerinse hastalığın seyri ve tedavinin belirlenmesinde önemi her geçen gün artıyor.

Fotoğraf: AA

Kan kanseri olarak bilinen löseminin dört temel türü var. Bunlar akut lenfoblastik lösemi (ALL), akut miyeloid lösemi (AML), kronik lenfositer lösemi (KLL) ve kronik miyeloid veya miyelojenöz lösemi (KML).

Bunlardan AML, hızlı ilerleyebilen bir kan ve kemik iliği kanseri türü. 65 yaş ve üzeri kişilerde daha sık ortaya çıkan ancak çocuklarda da gelişebilen lösemi türlerinden olan AML’de kemik iliğindeki kök hücreler etkileniyor ve belirtiler çoğunlukla ani ve şiddetli bir şekilde başlayabiliyor. Hastalar bazen ciddi enfeksiyonlar, yüksek ateş veya ani kanamalarla acil servislere başvurabilir.

Son yıllarda tanı ve tedavideki gelişmeler hastaların kaderini değiştirmeye başladı. Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi hematolog Prof. Dr. Mark J. Levis’le bu gelişmeleri konuştuk.

Mark J. Levis ve Mesude Demir.

Genetik imzaya bakılıyor

AML, tüm kan kanserlerinin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturuyor. Ancak kendi içinde birbirinden farklı genetik özelliklere ve hastalık seyirlerine sahip çok sayıda alt grubu bulunuyor.

Levis, hedefe yönelik tedaviler, immünoterapiler ve genetik gelişmelerin lösemi tedavisinde yeni seçenekler sunduğunu söyledi ve şöyle devam etti: “Kendi hastanemizde takip ettiğimiz 490 akut lösemi hastasında hastalıkların ilerleyişinin birbirinden farklı olduğunu gördük. AML’nin alt gruplarının genetik ve moleküler özellikleri farklı. Bu nedenle hastalığın biyolojisini doğru okumak, modern tedavi yaklaşımının temel parçalarından. Bugün tek tip tedavi yaklaşımından, hastalığın genetik imzasını okuyarak doğru zamanda doğru klinik kararı verme dönemine geçiş var.”

Levis, tedavideki gelişmelerle bazı hastaların yalnızca hap tedavisiyle yaşamlarını sürdürebildiğini, saç dökülmesi gibi yan etkilerin daha az görülebildiğini anlattı. Bu gelişmelerle löseminin bazı alt grupları kronik bir hastalık gibi yönetilebiliyor.

Nüks riski moleküler testlerle izleniyor

Hastalığın moleküler profili zaman içinde değişebiliyor. Bu yüzden yalnızca ilk tanıda değil, nüks döneminde de yeniden değerlendirilmesi önem taşıyor.

Tedaviyle remisyona giren AML hastalarında hastalığın yeniden ortaya çıkma riski bulunuyor. Bu riskin önceden belirlenebilmesi için ölçülebilir kalıntı hastalık (tedaviden sonra mikroskobik düzeyde kanser hücresi kalması) testlerinden yararlanılıyor.

Levis, bunu saptamak için kemik iliği örneklerinin kullanılabildiğini ancak hastaların buna sıcak bakmadığını belirterek yalnızca kan örneği üzerinden AML’yi moleküler düzeyde saptamaya yönelik bir teknoloji geliştirdiklerini anlattı. Profesör, bu yöntemin başka kanserlerin izlenmesini kolaylaştırabileceğini sözlerine ekledi.

Yapay zekânın hızlı ve doğru tanıda rolü var

Tıbbın pek çok alanında rutin kullanıma giren yapay zekânın lösemide de yeri var. Yapay zekâ destekli algoritmalarla hastalığın özellikle agresif alt türlerinden birinin erken fark edilmesi, moleküler testlerle tedavinin kişiye göre belirlenmesi ve nüks riskinin önceden saptanması artık mümkün.

Bunlardan biri de AML’nin en agresif alt gruplarından biri olan akut promiyelositik lösemi (APL). APL’nin çok hızlı müdahale gerektiren bir hastalık olduğunu vurgulayan Levis, hastalarının hastaneye başvurduklarında kısa sürede yaşamlarını yitirebildiğini belirterek erken tanının önemine dikkat çekti.

APL’ye erken tanı konulduğunda hastalığın tedavi edilebilir olduğunu vurgulayan Levis, şunları anlattı:  

“Hastalığın belirtileri ise her zaman belirgin olmayabiliyor. Yorgunluk, giderek ağırlaşan halsizlik, enfeksiyonlar, diş fırçalarken diş eti kanaması ve vücutta morarmalar uyarıcı işaretler arasında yer alıyor. Bazı hastalara hastalık çok ilerlemişken tanı koyulabiliyor. Bizim hastanemize başvuran AML hastalarının yaklaşık yüzde 9’u palyatif bakım gerektirecek kadar geç dönemde geliyor.

APL gibi hızlı ilerleyen lösemi türlerinde erken tanı için yapay zekâ destekli bir algoritma kullanıyoruz. Hastaneye başvuran kişiden alınan kan örneğiyle tam kan sayımı yapılıyor. Kan sayımında anormallik saptandığında sonuçlar dijital ortama aktarılıyor ve eğitilmiş algoritma tarafından değerlendiriliyor.

Sistem, APL açısından uyarı vererek hastalığın erken fark edilmesine yardımcı olmayı amaçlıyor. Algoritma telefonlardan da takip edilebiliyor. APL’nin erken tanısında hastanın kür şansı var. Bu nedenle erken tanı çok önemli.”

Hematoloji tercih edilmiyor: Lösemi ve lenfomayı kim tedavi edecek?