Modern dünyanın en büyük illüzyonu iki kısa cümleyle özetlenebilir: Arzularımız, ölmeyecekmişiz gibi. Aşk ise tüketilir bir haz kaynağı. Hiç ölmeyecekmiş gibi saldıran arzular ve anlık bir haz kaynağına indirgenen aşk.
Modern sistem, tam da aklın en sığ, en mekanik öncüllerini kullanarak insanı bu hale getirir. Rasyonel akıl, “daha çok tüketirsem daha mutlu olurum” der. Bu mantık, insanı bilgeliğin o huzurlu derinliğinden koparıp, sonu gelmez bir koşu bandına hapseder.
Modern insanın iki büyük kaybından söz ettik: Ölümün hayatın içinden çıkarılması ve aşkın tüketim kültürünün bir nesnesine dönüştürülmesi.
Bu iki kayıp birbirinden bağımsız değil. Çünkü insan ölümün farkındalığını yitirdikçe hayatın sınırlı ve değerli olduğunu da unutuyor. Aşkı tüketilebilir bir ürüne dönüştürdükçe de başka bir insanla derinlikli bir bağ kurma yeteneğini zayıflatıyor.
Modern dünyanın temel sorunu yalnızca hızlı yaşamak değil; yaşadığımız hayatın anlamını düşünmeye fırsat bırakmayacak şekilde yaşamaktır.
Buna karşı duran felsefi gelenekleri birer düşünce sistemi olmanın ötesinde, bugünün insanına yol gösterebilecek yaşam biçimleri olarak ele almak gerekir.