Oyuncular Sendikası’nın eski avukatı Baran Kaya, son günlerdeki sektörde tekelleşme tartışmalarına ilişkin, “Kötü bir insan var diye sektör bu halde değil, sektör kötü olduğu için bu insanlar kendine yer bulabiliyor” dedi.

Rekabet Kurulu 8 Ocak’ta 20 kast ajansı hakkında soruşturma başlatmıştı. Menajerlik şirketi ID İletişim’in kurucusu ve ortağı menajer Ayşe Barım’ın sektörde tekelleşmeye neden olduğu, kendisine karşı çıkan oyuncuları piyasadan uzaklaştırdığı öne sürülmüştü. Bunun üzerine İstanbul başsavcılığı Barım hakkında re’sen soruşturma başlatmıştı.
Ayşe Barım’a yurt dışına çıkış yasağı getirilirken, menajerliğini yaptığı oyunculardan Serenay Sarıkaya’nın ifadesine başvurulmuştu.
Dizi sektöründeki bazı oyuncu, senarist ve yönetmenler iddialar hakkında paylaşım yapadursun belli ki kriz görünenden daha derin.
Temel sorunun sektörün kendisi olduğunu belirten Baran Kaya, ‘star’ oyuncuların sözleşmelerini tartışabildiğini ve kendi şartlarını öne sürebildiğini söylüyor. Ancak yan rollerdeki oyuncular bu kadar şanslı değil.

Avukat Baran Kaya.
‘Oyuncu Bağkur’unu kendisi ödemek zorunda’
Kaya sektördeki durumu şöyle anlatıyor:
“Sektörde yapımcılar lehine oluşmuş bir standart var. Oyuncular 4B’liler. Ne anlama geliyor bu? Bağkur’lular, bir tür şahıs şirketi gibi. Dolayısıyla yapımcının sözleşmesini kabul etmekle mükellefler. Ortalama bir işçi kadar ücret kazanıyorlar.
Oyuncular Sendikası’nın avukatlığını yapmaya başladığım zamanlarda böyle değildir diye düşünüyordum ama sürece tanık olduktan sonra şaşırdım.
2018 ile 2023 arası sendikanın avukatlığını yaptım. 2022’de çok izlenen kanalların birinde başrol olmasa da görece tanınmış bir oyuncunun bir alacak meselesi oldu ve onun avukatlığını üstlendim. Söz konusu kişi o dönem bölüm başına vergiler dahil 6 bin 500 lira alıyordu. Sigorta dahil değil bu ücrete; Bağkur’unu kendi ödemek zorunda. Yanlış hatırlamıyorsam o günlerde Bağkur ücreti, aylık 6 veya 7 bin liraydı.
Yani bir haftalık çalışması Bağkur’una gidiyordu ama bu rakam bir haftalık ücretin net hali değil, brüt hali. Tabii bir de yüzde 18-20’lik KDV’si var. Ücretten yapılacak kesintiler arasında stopaj, gelir vergisi de var.
Çok büyük projelerde oynayan oyuncular aslında bir beyaz yakalı kadar gelir elde ediyor. İşverenin talimatları doğrultusunda hareket ediyorlar. Yapımcının istediği saatte işe gidiyorlar, istediği saatte çıkıyorlar. Bazen çalışma süreleri uzuyor. Mesai ücreti diye bir şey yok. 15 saat çalışılabiliyor. Gece geç biten setler sonrası sabahki çekim için sette uyuyan oyuncular var.”
Sözleşmeler kısıtlayıcı, kontrol menajerde
Avukat Kaya’nın verdiği bilgilere göre menajerlik sözleşmeleri hayli kısıtlayıcı. Sosyal medya paylaşımlarından oyuncunun demeç vermesine kadar birçok konu menajerin kontrolünde.
Sözleşmenin yapıldığı oyuncu eğer sektörde güç sahibi ve tanınan biri değilse kendi şartlarını dayatamıyor.
Ve çoğu kişi maddi imkansızlıklar veya bilgi yetersizliğinden bir avukatla çalışamıyor.
Milyonlarca liralık cezai şartı ödemek istemeyen oyuncu sözleşmeye bağlı kalıyor.
Oysa Kaya, sözleşmelerin hukuka uygun feshedilebildiğini ve birçok oyuncunun bu gibi nedenlerle sendikaya başvurduğunu söylüyor.
‘X kişisi suçlu bulunabilir ama yenisinin ortaya çıkmaması için hiçbir engel yok’
Bakanlıklarca ufak düzenlemelerle çözülebilecek bu sorunlar üzerinden Kaya, 2019’daki ‘patlamış mısır krizi’ni hatırlatıyor.
Türkiye’de film dağıtım işinin büyük bir paydasını elinde tutan MARS Entertainment Group ile sinema yapımcıları arasında bilet-mısır fiyatı üzerinden tartışma çıkmıştı. Mısır alanlara kampanyalı bilet uygulaması ve buradan dağıtımcının elde ettiği karın yapımcıyla paylaşılmaması iki tarafı birbirine düşürmüştü.
Bu olaylar üzerine Cem Yılmaz ve Yılmaz Erdoğan gibi isimler filmlerini gişeden çekme kararı almış, izleyici sayısı da hasılat miktarı da yarı yarıya düşmüştü.
Kaya, o sürece ilişkin şu açıklamaları yaptı:
“2019’da patlamış mısır krizi çıktı. Kültür ve Turizm Bakanlığı araya girip yapımcılarla sinemacıları barıştırdı. Söz konusu oyuncu olunca devreye girilmiyor, tekelleşmenin önü açılıyor. Sektörün kendisi buna müsaade ediyor.
Diyelim ki kamuoyunda konuşulan X kişisi bundan suçlu, cezalandırılabilir, sektörden çıkarılabilir ama yenisinin ortaya çıkmaması için bir engel yok. Bu meselenin kişilerden bağımsız ele alınması ve sistemin düzeltilmesi gerekiyor. Kötü bir insan var diye sektör bu halde değil, sektör kötü olduğu için bu insanlar kendine yer bulabiliyor.
Yapımcı olduğunuzu düşünün, bir sözleşmeyle bütün oyuncuları zapturapt altına almış bir menajerle çalışıyorsunuz, her şey akışında sorun çıkmadan ilerliyor. Bu durumda yapımcı tabii ki o menajerle çalışır.
Hiç kimse ben tekelleşeyim diye bunu yapmıyor, bir tacir olarak düşünüyor, daha çok iş alayım istiyor.”
Dizileri final yapmış olsa da oyuncular yıllarca tekrar tekrar yayınlanan veya başka platformlara satılan işlerinden telif ücreti alamıyor.
Kaya, tüm oyuncular için olmasa da seslendirme oyuncularının elde ettiği kazanımı şu sözlerle aktarıyor:
“Verilen ücretlerde telif dahilmiş gibi varsayılıyor ya da sözleşmeye temsili küçük bir rakam, örneğin 500 lira yazılıyor. Oyuncular gerek filmde gerek dizide kolektif bir iş olduğundan dolayı bağlantılı hak sahibi oluyorlar.
Sektörde oyuncunun telif hakkı mali bir hak olarak görülmüyor. Yapımcı samanyolu galaksisinin herhangi bir yerinde de yayınlayabilecek şekilde oyuncudan tüm hakları alıyor. Ve sözleşmelere gerçekten de ‘gelecekte keşfedilecek, ortaya çıkacak bütün platformlarda yayınlanmak üzere’ gibi ifadeler konuyor.
Türkiye dizi sektörü dünyada en büyük üçüncü dizi sektörü. Diziler yurt içinde ve yurt dışında bir sürü platforma satılıyor ama oyuncu bu koşullarda hiçbir hak talep edemiyor.
Bu konularda adım atılması için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Kültür Turizm Bakanlığı‘yla görüştük ama bir sonuç alamadık. Sanırım 2020’de seslendirme işi için bir oyuncuya ortalama 150 lira veriliyordu.
Ne zaman bu over-the-top medyada (OTT) yani Netflix gibi büyük çevrimiçi yayın platformlarında bu dizi ve filmlerin yayınlanması gündeme geldi, işte telif meselesi o zaman konuşuldu. Çünkü o içerikleri yayınlamaları için oyuncudan ve seslendirenden izin almaları gerekiyor.
Seslendirme stüdyoları oyunculardan geçmişe dönük muvafakatname vs. istedi. Biz 150-200 seslendirme oyuncusuyla toplantı yapıp tam yetki istedik ve stüdyolarla görüştük. O görüşmelerde çok şaşırdık, çünkü bu büyük-egemen stüdyoların sahipleri telif nedir bilmiyorlar, ‘Yayınlarsam nasıl olur, yayınlayamaz mıyım’ diye bize sorular sordular. Biz de her rol için taban ücret belirledik.”
Kaya, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bu kazanıma şaşırdığını ve hattaya sendikaya ‘nasıl yaptınız’ bunu diye sorduğunu söyledi.
Ne olmuştu?
TV100 yazarı Fuat Uğur, Eylül 2024’te tarafından bazı yapım şirketleri ve ajanslara ‘kartelleşme ve piyasadaki hakimiyetlerini kötüye kullanma’ gerekçesiyle baskın yapıldığını yazdı.
Uğur, aynı yazıda bir kadın menajerin, kadın oyuncularından birini ‘ünlü bir eşcinsel şarkıcıyla sevgili gibi lanse edip şarkıcının işadamı sevgilisinden 5 milyon dolar aldığını’ öne sürdü.
Sosyal medyada çıkan iddialarda, söz konusu kadın menajerin ID İletişim’in kurucu ortağı Ayşe Barım, kadın oyuncunun da Serenay Sarıkaya olduğu söylendi.
ID İletişim’se iddiaları yalanladı.
Diğer taraftan Rekabet Kurulu 8 Ocak’ta kast ajanslarının ‘Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’u ihlal edip etmediğine dair araştırması neticesinde elde edilen bilgi ve belgeleri yeterli bulup 21 şirkete soruşturma açtı. Bu şirketler arasında ID İletişim de vardı.