Gıda Güvenliği Derneği’nin araştırmasına göre tüketicilerin yüzde 72’si ‘son tüketim tarihi’ (STT) ile ‘tavsiye edilen tüketim tarihi’ (TETT) arasındaki farkı bilmiyor. Bu nedenle güvenle tüketilebilecek ürünler çöpe gidiyor, hane bütçesi ve çevre zarar görüyor.

Türkiye’de TETT’si yaklaşmış veya geçmiş ürünleri satan marketler açılmaya başlandı. Buradaki ürünlerin daha ucuz olması ve TETT’nin geçmiş olması nedeniyle bunlara kuşkuyla yaklaşanlar oldu.
Gıdaların raf ömrü, güvenliği ve kalitesi optimum şekilde korunarak, belirtilen saklama koşularında tutulabileceği süre.
STT, hayvansal ürünler gibi biyolojik olarak hızlı bozulabilen gıdalarda güvenlik sınırı. Bu tarih geçtikten sonra tüketim riskli ve satışı kabul edilemez.
TETT ise bakliyat, makarna, konserve gibi ürünlerde gıdanın duyusal özelliklerinin (tat, koku, doku) en yüksek olduğu dönemi belirtir. Bu tarih bir ‘güvenlik’ değil, ‘kalite’ tavsiyesi.
Uygun koşullarda saklanan gıdalar bu tarihten sonra da güvenle tüketilebilir. Gıdalara örnek olarak makarna, konserve, kurutulmuş ve dondurulmuş gıdalar, meyve suları verilebilir.
Son kullanma tarihiyle (SKT) son tüketim tarihi (STT) aynı anlama geliyor.
Geçen hafta Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın yanıtlaması istemiyle DEVA Parti milletvekili Hasan Karal “TETT’si geçmiş ürünlerin satıldığı marketlerde, vatandaşların ‘en az riskli olanı seçmek zorunda kalması’ bakanlığınızca halk sağlığı açısından kabul edilebilir bir durum olarak mı değerlendirilmektedir?” sorusunu yöneltti.
Bakan Yumaklı yanıt olarak, “TETT, ürünün son tüketilmesi gereken tarihi değil, kalite özelliklerini koruyabildiği tarihtir. Tavsiye edilen tarih geçtikten sonra gıda; güvenilir olması, tat, koku, görünüş gibi bozulmaların olmaması koşuluyla piyasada bulunabilir” karşılığını verdi.
Aslında ‘döngüsel market modeli’ Türkiye için yeni olsa da pek çok ülkede destekleniyor hatta tercih ediliyor.
Çöpe atılan sadece ‘gıda’ değil!
‘Soframızdaki Hurafeler’ kitabının yazarı gıda mühendisi Ebru Akdağ, konuyla ilgili sorularımızı yanıtladı. Akdağ TETT’nin gıda okuryazarlığı ve sürdürülebilirlik açısından çok kritik bir önemi olduğunu söyledi.

Uygun koşullarda saklanan ve ambalajı açılmayan ürünlerin, tavsiye edilen tüketim tarihi geçtikten sonra da tüketilebileceğini vurgulayan Akdağ, SKT’si geçmiş gıdalarınsa kesinlikle yenmemesi gerektiğini hatırlattı.
Bozulan mikroorganizmalar gıdanın rengini, kokusunu, dokusunu değiştirerek ipucu veriyor. Ama salmonella, listeria, E. coli gibi patojenler bazen tadı ya da kokuyu değiştirmiyor.
“Dışarıdan anlayamayız ama ciddi zehirlenmelere neden olabilir.”
Akdağ Türkiye’de yılda yaklaşık 23 milyon ton gıdanın israf edildiğini belirtti: “Çoğu hala tüketilebilir durumdayken çöpe gidiyor. En çok israf edilenlerse ekmek, meyve ve sebze. Gıda israfının yarısı, satış noktalarında ve evlerimizde gerçekleşiyor. Bu tarihlerin anlamları arasındaki farkı bilmek bile gıda israfı konusunda önemli bir ilerleme kaydedilmesini sağlayacaktı
Çöpe attığımız sadece ürün değil. Su, tarımsal emek, enerji, lojistik ve gezegenimizin de geleceği. Bugün gıda israfı bir ülke olsaydı, iklim krizine etkide ABD ve Çin’den sonra üçüncü sorumlu ülke Türkiye olurdu.”
Birçok kişi, SKT ile TETT arasındaki farkı bilmediği için, tüketim tarihi geçmiş ürünleri de “bozulmuş” kabul ederek çöpe atıyor. Gıda israfının yaklaşık yüzde 60’ı evlerden kaynaklanıyor. Akdağ, “Bu hem hane bütçesine zarar veriyor hem de iklim krizini büyütüyor” dedi.
Sorumlu tüketim modeli
Dünya’da bilinçli ülkelerde bu konuda yıllardır ‘kültür dönüşümü’ görülüyor. “TETT’si yaklaşan ürünler artık sadece indirim raflarında değil; sürdürülebilirlik, etik tüketim ve bilinçli yaşam hareketinin bir parçası haline geldi.
Avrupa’da ilk örnek 2016’da Kopenhag’da açılan WeFood oldu. Bu girişim çevre duyarlılığı yüksek, sürdürülebilirlik bilinci olan tüketicilerin tercih ettiği ‘sorumlu tüketim modeli’ olarak sunuldu. Açılışını Danimarka Prensesi yaptı. Benzer örnekler Japonya, Avustralya, İngiltere, Singapur gibi başka yerlerde de var.”
Türkiye’deyse yeni açılan bu marketlerdeki TETT ürünlerin sağlıklı mı olup olmadığı endişesi ve eleştirisi yapılıyor. Akdağ bununla ilgili, “Kimse kimseyi kandırmıyor. Ürünün tarihi üzerinde yazıyor. Tüketici isterse alır, istemezse almaz” dedi.
Marketler son tüketim tarihi yaklaşan ürünleri indirimli Akdağ, “Çöpe atılmasındansa uygun fiyatla satılması çok daha doğru. Bu ürünler satın alındıklarında dondurularak ömürleri uzatılabiliyor” dedi.
Akdağ, tüketicilerin paketli ürünlerde tarih konusunda aşırı hassas davranırken, açıkta satılan ürünleri çoğu zaman sorgulamadan satın aldığına da dikkat çekti.
“Son tüketim tarihine bakmadan açıkta satılan ürünü alabiliyoruz. Aslında biraz aynayı kendimize çevirmemiz gerekiyor” dedi.
‘İlk giren ilk çıkar’ yöntemiyle tüketin
Akdağ gıdaları raf ömrü süresince güvenle saklamak için şu ipuçlarını verdi:
- Gıdaları ‘ilk giren, ilk çıkar‘ yöntemine göre tüketin. Yani daha önce aldığınız veya varsa son kullanma tarihi yaklaşan ürünleri daha önce tüketin. Son kullanma tarihi yaklaşan ürünleri rafların önüne yerleştirin.
- Gıdayı orijinal ambalajlarından çıkardıysanız, koyduğunuz kabın üzerine tarih etiketi koyun.
- Ara sıra evinizdeki gıdaların son kullanma tarihlerini kontrol edin.
- Son kullanma tarihi geçmediyse bile bozulma belirtileri gösteren herhangi bir gıdayı tüketmeyin. Bu durum ambalajın zedelenmesi, soğuk zincirin kırılması veya saklama koşullarına uyulmaması durumunda meydana gelebilir.