Artan kızamık vakaları aşı karşıtlığının bir halk sağlığı sorununa dönüştüğünü işaret ediyor. Çocukluk çağı aşılarını yaptırmayan ailelerin sayısındaki ciddi artış endişe yaratıyor.

Bağışıklamanın bireysel ve toplumsal düzeydeki etkisi ortada. Son 50 yılda aşılama programları, 146 milyonu beş yaş altı çocuklar olmak üzere, dünya genelinde yaklaşık 154 milyon ölümü önledi. Yine aşılar sayesinde her dakika yaklaşık altı çocuğun hayatı kurtuluyor. Bugüne kadar kızamık aşısı 93,7 milyon, tetanoz 27,9 milyon, boğmaca aşısı 13,2 milyon ve BCG (verem) 10,9 milyon yaşam kurtardı. Polio (çocuk felci) aşısı ise 1,6 milyon yaşamı kurtarmasının yanı sıra 20 milyondan fazla insanın da felç kalmasını önledi.
TTB: Aşıyla önlenebilir hastalıklar hâlâ tehdit
Ancak son yıllarda Türkiye’de de bazı aileler çocuklarıyla ilgili tasarruflarını aşılamamaktan yana kullanıyor. Bu ailelerin sayısı yüz binlere yaklaştı. 0-4 yaş grubunda aşı devamsızlığı oranıysa yüzde 10’a dayandı.
Toplumsal bağışıklığın sağlanması için aşılama oranının en az yüzde 95 oranında olması gerekiyor. Kızamık aşısına baktığımızda aşı kapsamının yüzde 95’in üzerinde olduğu il sayısı sadece 29 (2024 istatistiği). 2019’da 58 ilde bu orana ulaşılmıştı. DBT (difteri-boğmaca-tetanoz) aşılamasında bu oranı yakalayan il sayısı bugün 49. 2019’da ise 67’ydi.
Ülke genelinde kızamık (ve boğmaca) vakalarındaki yükseliş ulusal bağışıklama sistemindeki aksaklığı gösteriyor. Uzmanlar mevcut resmi verilerin, bölgesel farklılıklar ve nüfus kaydı olmayan çocuklar nedeniyle gerçek tabloyu yansıtmadığını, gerçek sayıların daha yüksek olduğunu düşünüyor.
Türk Tabipleri Birliği Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu (UDEK), aşıyla önlenebilir hastalıkların dünya genelinde hâlâ ciddi tehdit oluşturduğunu hatırlatıyor. Sadece 2024’de 359 binden fazla kızamık vakası bildirildi. Boğmaca, difteri ve polio (çocuk felci) riski de küresel düzeyde arttı.
Çok boyutlu mücadele gerekiyor
Türkiye’de uzun yıllar yüksek aşılama oranları sayesinde kontrol altına alınan hastalıkların yeniden artışa geçtiği uyarısı yapan UDEK, hem Sağlık Bakanlığı hem de topluma çağrı yapıyor. Bakanlıktan bağışıklama programlarında şeffaflığı ve bilimsel yaklaşımı acilen güçlendirmesini isteyen kurul, “Sağlık çalışanlarını destekleyin, açık ve empatik iletişimi teşvik edin. Aşı kararsızlığı ve dezenformasyonla, bilimsel veriye dayalı, çok boyutlu mücadele stratejileri geliştirin. Gerektiğinde yasal düzenlemelerle toplum sağlığını koruyun. Aşılara adil ve eşit erişimi sağlayın” diyor.
Kurul topluma da yanlış bilgilere karşı bilimsel gerçeklere sarılması, sağlık çalışanlarının yanında olması ve hem çocuklarının hem de toplumun sağlığı için bağışıklama hizmetlerini desteklemesi çağrısı yapıyor.
Toplumsal bağışıklıktan uzaklaşıyoruz
Türk Toraks Derneği 29’uncu Yıllık Kongresi’nde konuşulan konulardan biri de aşı karşıtlığı ve tereddütünün çocuk sağlığı üzerindeki etkileriydi. Çocuk göğüs hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Ela Erdem Eralp, ülkemizde yapılan bir meta analize göre ebeveynlerin yüzde 15’inin çocuklarının aşılanması konusunda tereddüt yaşadığını, yüzde 3’ünse aşıyı reddettiğini söyledi.
Aşı karşıtlığı ve tereddütünün en büyük nedeninin yanlış bilgi, güven kaybı ve etkileriyle ilgili kaygılar olduğunu söyleyen Eralp, özellikle kronik solunum hastalığı olan çocuklar için aşıların hayati önem taşıdığını ifade etti. Doğru bilgilendirmenin aşı tereddütünü azaltmada ve riskli çocukların korunmasında kritik rol oynadığını belirten Eralp, “Türkiye’nin ulusal aşılama programı aslında güçlü bir altyapıya sahip ama bu toplumun belirli kesimlerinde derinleşen güvensizlik bağışıklığı tehdit ediyor. Buna karşı en etkili silah da sağlık okuryazarlığını arttırmak ve aşı reddinin yasal düzenlemelerle önlenmesi” diye konuştu.
61’inci Türk Pediatri Kongresi’nde de pediatristler aşıların yapılmaması nedeniyle artan kızamık ve boğmaca vakalarına dikkat çekti.
Kızamık vakaları aşısız çocuklar
Birlik ve Dayanışma Sendikası Başkanı Dr. Ahmet Tapduk Mehlepçi, önceki senelerde bir-iki aşı reddiyle karşılaşırken, artık bu sayının beşi bulduğunu söyledi. Bazı bölgelerde sayının daha yüksek olduğunu belirten Mehlepçi, şöyle devam etti: “Artık baş etmekte zorlanıyoruz. Ayda 20-25 aşı reddiyle karşılaşan ve tutanak tutan arkadaşlarımız var. Aşı karşıtlığı, tereddütü her bölgede görülüyor. Daha geleneksel ailelerden sosyol ekonomik düzeyi yüksek, beyaz yakalılara kadar geniş bir kesimde gözlüyoruz. Artık bakanlığın daha etkili önlemler alması gerekiyor.”
Kızamık vakalarında hareketlenme olduğunu vurgulayan Mehlepçi, “Neredeyse hepsi aşısız çocuklar. Hepsi bebek değil. 10 yaşında çocuk hasta bildiren arkadaşlarımız oldu” dedi.
Ailelerin bazılarının aşıya, bazılarının devlete güvenmediğini belirten Mehlepçi, “Doğal bağışıklığa (hastalığı geçirerek edinilen) inandığını söyleyenler de var” diye konuştu.
Avrupa ülkelerinin bazılarının çocukluk çağı aşılarını tekrar zorunlu yapma gibi önlemler aldığını hatırlatan Mehlepçi, Sağlık Bakanlığı’nın aşı tereddütü ve karşıtlığını önleyecek daha etkili çalışmalar yapması gerektiğini söyledi.
Yalan, yanlış bilgi yaymak neden ‘serbest’?
Aşılarla ilgili yalan, yanlış bilgileri farklı kanallardan yayanlarla ilgili şimdiye kadar hiçbir adım atılmadığını hatırlatan Mehlepçi, şöyle devam etti: “Bitkisel kaynaklı olduğunu öne sürdükleri ticari takviye ürünlerin satışını artırmak amacıyla her platformda aşı karşıtlığını teşvik edici açıklamalarda bulunanlar var. Bunlara yönelik herhangi bir denetim veya yaptırım uygulanmaması, halk sağlığı açısından ciddi riskler doğuruyor.
Bakanlık kanser taramaları için SMS yoluyla vatandaşlara ulaşabiliyorken, aşı konusunda benzer bir bilgilendirme ve davet mekanizmasının yeterince kullanılmıyor. Bakanlığı halk sağlığını önceleyen, bilimsel temelli ve kararlı adımlar atmaya davet ediyoruz. Aşı reddi, bireysel bir tercih değil; toplumu doğrudan etkileyen bir halk sağlığı sorunudur ve bu doğrultuda ele alınmalıdır.”