Şiirlerden vedalara Anneler Günü portresi
Ş

C. Hakkı Zariç
C. Hakkı Zariç
Şair, yazar ve editör. 1999’dan bu yana yazıları ve kitapları yayımlanmaktadır. Türkiye Yazarlar Sendikası ve Türkiye PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Manos Kitap ve Yeni e dergisinde editörlük çalışmalarını sürdürmektedir.

Annem ve Kuşlar başlıklı bir şiiri var Sennur Sezer’in; hiçbir zaman baştan sona okuyamadım. Bana kalırsa zaten okunamuyor şiir. Kötü olduğundan mı? Asla! Trajedi o kadar güçlü ki sevginin sarmaladığı kollardan dile gelen acı bir yerde gelip sert bir darbeyle şiiri okunamaz kılıyor.

Annenin hasta çocuğunu yaşatmak için ödediği diyeti dışavuruyor şiir. Oysa ve ne yazık ki kimse o duygunun fotoğrafını çekmemiş. Şiir söğüt saplı bir Bursa bıçağı gibi gelip saplanıyor insanın kalbine, okuma bir yerde kesiliyor ve sonra işte herkes kendi meşrebince devam ediyor hayata.

Ahmet Erhan düpedüz hayırsızıdır annesinin. Evi barkı sorar annesine, olanı biteni, mahalleyi, sakinlerini mahallenin. Üzülmüştür. Yenilmiştir. Arkasından kurşun sıkılmıştır. Şair hayata sıkılmıştır. Canı sıkılmayanlara James Dean şiirinde bunun nedenini sormuştur. Bir yanardağ patlaması gibi sorar şair. Şair bu sorar. Sormak şair içindir, özellikle de canı sıkılmayanlar için soru üretir şair.

Yüreğimi bir kalkan bilip sokaklara çıktım
Kahvelerde oturdum çocuklarla konuştum
Sıkıldım, dertlendim, sevgilimle buluştum
Bu gün de ölmedim anne.

Oradan geçiyor yolumuz, kapısında ölümü tadacağımız yazıyor. Orada toprağa vermiştik küçük İskender’i. Anılar ve arkadaşlıklar. Oğlunun adını veda koyan annelerin yaşadıkları, kimi geleceğini veriyor toprağa, kimi yalnızlığa bir çocuk daha doğruyor. İskender’i özlüyorum.

kızının adını sarmaşık koy anne
hayata ve hayale sarılarak büyüsün
oğlunun adını veda koy anne
hayatı ve hayali terkederek büyüsün

Hani öyle diyor Bay Cemal. Annesi çok küçükken öldüğü için önce öpülüp sonra yeniden doğmak istiyor dizelerinde. Babası öldüğünde hamamda ve sabunluyken ağlıyor ama üvey annenin biçtiği bir ömrün imzasını atıyor darphanede paranın üstüne. Yeniliyor o da hayata, kuyulara sarkıtılan bir çocukluğun uzayan saçlarından kim sorumlu olabilir ki? Ya da hangimiz sorumlu değiliz bundan?

Pâre bir Orhan Alkaya kitabıdır ve Bay Mandrake şair Metin Altıok Şiir Ödülü’ne değer görülmüştür. Şairin şair adına konulan şiir ödülünü alması nadir görülen vakalardan biri olarak okunabilir. Öyle değildir, Orhan Alkaya şairdir ve en azından Türkiye’de Marksizm üzerine kafa yoran ve okuma yapan, hayatı yorumlayan, zıvanadan çıkmadan yanıt verebilen nadir şairlerdendir. Annesi için türkü yazmıştır, isteyen kıskanmadan ya da küsmeden okuyabilir:

canım alsan da sarsan boynuna
neden diyemem ki cemîl kokuna
bir hayat uçup gitti nasıl anlatsam
doğdum doğalı âşığım sana

Hapishanelere ve annelere değinmeyeceğimiz bir yazı olsun lütfen? Şiirde böyle bir sonuca varmamız zaten mümkün değil ama yaşadığımız günlerde hapishaneden söz etmemek de olası değil. Şiiri sadece şairler yazmaz, şiiri çocukları öldürülmüş anneler yazar, şiiri çocukları tutsak edilmiş anneler yazar, şiiri çocukları görüş gününe götüren anneler yazar. İşte bir örnek:

“Bugün anneler günü ama oğlum İsmail Arı sadece gazetecilik yaptığı için yanımda değil, cezaevinde. Oğlumu serbest bırakın.” Ayrıntısını merak edenler buradan okuyabilir.

Nevzat Çelik’ten Şafak Türküsü, içeridekilerden annelere bir ses niyetine:

bir sabah anne bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
adı başka sesi başka nice yaşıtım
koynunda çiçekler
çiçekler içinde bir ülke getirirler
başlarını koymak için yorgun dizine
sen hazır tut dizini anne
o mükemmel güne

İçeridekiler, tutsak olup bir güne voltayla uyananlar, görüş günlerinde gözleriyle ve sözcükleriyle kucaklaşanlar, mahkeme kapılarında dik duranlar, el sallayanlar, uzaktan uzağa sevinci çoğaltanlar için bir Gülten Akın şiiri, Kargış Ağıt’tan bir bölüm:

Yiğitlenip kanlı kavgaya düşen
Pusulanıp sonsuz uykuya düşen
Mapus gibi ince belaya düşen
Ağır yokuşları dizden geçirenler

Haydar Ergülen de annesine seslenir. Sorar ve yanıt aramaz, yine de sorar çünkü hayretle karışık bir sevecenliktir, tutunmak ve büyümek için çoğalır hayreti:

Sahi senden mi doğdum anne
Yollar nehirler kuşluk vakitleri dururken
Bir insandan mı doğar bir çocuk

Herhangi bir Cumartesi sabahı, bu Şili’de Perşembe günü demektir, annelerin omzunda duran dünya biraz daha ağırlaşır ve soru çoğalır kentin ortasında. Polisle çevrilmiş anneler, çocuklarını arar. Gözaltında kaybedilmiş evladın bıraktığı gibidir her şey, dokunulmamış, odası badana edilmemiş, kaleminin yeri değiştirilmemiştir.

Fotoğraf: AA (Arşiv)

Şair Cenk Kolçak ses vermiştir bu güne ki her şair Cumartesi Anneleri’nin evladıdır.

Beyaz tülbentini kavmine sarmış bir anne;
bir kadın, sarmış beyaz tülbentini kavmine;
kınsız oğul katarıdır şimdi, dizilir göğsüne
.

İsmail Afacan aynı şiiri başka bir dizeyle yazmış, çiçeklerin adı karıştırılmasın diye günlere ayırmıştır. Çünkü Cumartesi’nin adı başkadır:

her güne bir çiçek, cumartesiye karanfil

Kaan İnce diyor ki:

anne gül et beni kederine

Hüseyin Köse diyor ki:

Anne… ne bağışlanmaz kelime!

Şahin Altuner diyor ki:

anneler, yine uzun uzun dağlara yorulmaz bakmaktan

Ben ki yayınlanmamış bir şiire yataklık etmekten sabıkalı olabilirim ve bunu anneler için yapmakta bir sakınca görmem. Birlikte omuzladığımız, birlikte toprağını suyunu verdiğimiz, içimizdeki yası birlikte azaltmaya yürüdüğümüz bir şair, veda etmiyor, bekliyor ve sesleniyor annesine. Emrullah Alp, adını kimseye söylemediği annesine Hediye bir şiirle sesleniyor:

Ne zaman yüzünü özlemeye titrese göğsüm
terminallerin köprülerinden izledim dünyayı
mardin’e otobüsler kalktı içinde yoktun
mardin’den otobüsler döndü içinde yoktun
sustum, adını kimseye söylemedim, seni gitti sanırlar

Hazırım ve yola çıkacağım birazdan. Çiçekler alıp konuğu olacağım. Balkonunda oturup zamanı dinleyeceğim annemden. Annesine kavuşamayan çocuklar için, çocuğuna kavuşamayan anneler için bakacağım gün içinde annemin gözlerine. Anneme Mırıltılar şiirimde şöyle demiş, bir korkuyu dile getirmiştim:

Bir gün sen de bırakıp gidersen avcuma gözlerini
Uf olurum! Kimselerin öpmeleri sağaltmaz beni
Uzun hava türküler gibi
Kan kaybederim terk edilmiş kentler boyu

Annelere, annesini özleyenlere, çocuklarını arayanlara, görüş bekleyenlere, annesine konuk olanlara, çiçek satıcılarına, su taşıyanlara… Saygıyla…