Tahakkümün starlarına karşı ışığın starı: Tarkan
T

Zehra Çelenk
Zehra Çelenk
Yazar, senarist. 2017’den beri köşe yazıları yazıyor, TV-sinema işleri ve edebiyatla uğraşıyor. Ruhumun Aynası ve Hayatta Kalma Rehberi kitaplarının yazarı.

Şükür Tarkan konser verdi de ülkece kanıksanmış, kademeli mutsuzluğumuza küçük bir mola verdik. Tıkanan yaşam hevesimizde bir pencere açıldı, mutluluk yanımızdan değil, aramızdan geçti.

Tarkan, yaklaşık yedi yıl aradan sonra İstanbul’da yeniden sahneye çıktı. Fotoğraflar: AA

Her gün kendi imkânlarımızla kazıyarak yarattığımız bireysel ya da pek az kişiyle paylaşılabilen sevinçlerden değildi bu. Tarkan kısa süreliğine de olsa bir kolektif mutluluk, umut alanı yaratabilen nadir sanatçılarımızdan. Bu nedenle de megastar ama megalığının da starlığının da tek nedeni bu değil.

Errkekk star değil gerçek star

Megastar, çünkü bir konserde birkaç kuşağı coşkuyla yan yana getirebiliyor. Gerçek starların çoğu gibi, pek çok insan için güçlü bir hayranlık imgesi sunuyor ama tapınılacak, gücüyle ezip yok etme potansiyeline sahip bir imge değil bu. Dostane, eşitlikçi, kapsayıcı.

Çok güçlü bir ışık yayıyor ama ışığı kör etmiyor, etrafını da aydınlatıyor. Yaş aldığını inkar etmese de yaş aldıkça acılaşmıyor, içinin ışıltısı yüzüne vurmaya devam ediyor.

Genç kalmanın bir sırrı varsa budur herhalde: İç ışığını ve bakıştaki daima genç yargısızlığı koruyabilmek. Benim sevdiğim megastarların çoğu gibi, kuşatıcı cazibesine rağmen hem yaşsız hem de cinsiyetler ötesi.

Bizde aşırı ünün felaket bir döngüsü var: Ünle birlikte gelen statü ve ayrıcalıklar kişileri daha bilge, komplekssiz, müdanasız ve korkusuz kılacağı yerde tiranlaştırıyor. Kaybetme korkusu onca sevilmenin ve imkânın yarattığı ışıltının üstünü yersiz bir pas tabakası gibi kaplıyor.

Tarkan’ı işte o gidişatı belli, güçlendikçe üstümüze daha çok basacak ‘errkkekk star’ olmadığı için de seviyoruz çoğumuz. Bizden aldığını bize ödetmiyor, ışıltılı benliğinden süzüp cömertçe geri ‘dağıtıyor‘. Sevilmenin, alkışlanmanın üstüne oturulacak bir kuluçka taht olmadığını, mutluluk gibi gücün de paylaşıldıkça çoğalacak bir şey olduğunu biliyor çünkü.

Tarkan’ın neden gerçek bir star olduğu hakkında birkaç kez yazmıştım daha önce de: Salt ekmeğinin peşinde olmayıp toplumsal konularda suya sabuna dokunan, popülerlikle vicdanı bir arada tutabilen çok az sanatçıdan biri oluşu… Nazik ve sevecen oluşu…

Hayatımıza bu konudaki bütün ‘Kendini iyi hisset‘ zırvalıklarından önce giren şarkısında dediği gibi ‘başkası olmayıp kendi oluşu‘ ve uzun yıllar boyunca zarifçe kendisi kalabilmesi… Her nevi Alfalık imkanına sahip olduğu halde kameralara çemkirmemesi, bir kadına, bir erkeğe, bir canlıya kötü davranırken görüntülenmemiş olması…

Yani şüphesiz ‘yıldızların yapıldığı maddeden‘ ama aynı zamanda da ‘iyi bir insan‘ oluşu…

53 yaşında, çok güzel bir insan

Tarkan son konserinde de yine starlığını yaptı. Playback mi değil mi diye tartışılacak hiçbir ‘büyübozum‘cu fısıltıya yer bırakmayacak şekilde sahnede ışıldadı. 53 yaşında, çok güzel bir insan. Bunun sırrı da şunu yiyip bunu içmesinde değil içsel gençliğini ve tevazusunu koruyabilmesinde.

Gücünü ve popülerliğini yarı yaşında insanlarla olup kadınlara otuzlu yaşlarından itibaren bilmiş bir ergen gibi “Vakti geçiyor yea..” muamelesi yaparak kullanmaması bile onu başlı başına cazip ve farklı kılan bir tarafı.

Yaş alan ünlü erkeklerin çoğunun hiç ayrımsayamadığı bir şey şu: Ortamdaki imtiyaz sahibi kişi olarak sürekli kendinden çok gençlerle takılmak kadar yaşlı gösteren bir şey yok dünyada. Bu kaybetme korkusunun, içi geçmiş bir rekabet duygusunun dışa vurumu.

Tarkan’ı ayrıksı kılan bu panikten ve tahakküm refleksinden tam olarak azade oluşu. Başkalarına yer açarsa, başkalarını överse gücünden bir şey yitireceği yollu tuhaf ve çok yaygın erk fobisine de sahip değil. “Bizi hayal kırıklığına uğratır mı” diye korkmadan övebiliyoruz; övmekle acılaşmıyor da. Çünkü gücünü ezmek ya da tahakküm kurmak için değil, paylaşmak için kullananlardan.

Bu konuda ilk gerçek hayal kırıklığımı üniversitede yaşamıştım. Bir grup genç sinema-TV öğrencisini kırmayıp röportaj vermeyi kabul eden, o dönem çok sevdiğimiz, çok ünlü bir şarkıcı, bizi gün boyu toksik bir haset şovuna maruz bırakmıştı. Satır aralarında sürekli kuşakdaşı bir başka müzisyenden ne kadar ‘daha iyi’ olduğuna dair imalar dolaşıyordu. Yahu biz zaten sana hayranlığımızla gelmişiz, ne diye kendini durmadan başkasıyla yarıştırıp günü hepimize zehir ediyorsun, diye düşünmüştüm.

Günün sonunda oradan, ‘Bu güzel şarkıları bu adam yapmış olamaz‘ hissiyle ayrıldığımızı hatırlıyorum. Merak edip baktım: O gün maruz kaldığımız o bilmiş gri sakal terörünün sebebi yaş değilmiş. Mevzu, kendisi olmayıp başkasıyla yarışmanın acılığıymış. İşte o acılık, insanın içindeki ışığı da söndüren şey.

Gücü paylaşma cesareti

Bu anlattığımın örneği ülkemizde gırla, Tarkan’ı Tarkan yapansa az sayıda karşı örnekten biri oluşu. Diliyle dünyasının, dünyaya ve ‘başkaları’na bakışıyla şarkılarındaki oyuncul, eşitlikçi enerjinin örtüşmesi. Daha önemlisi de kimseyle yarışmaması. Kaybetmekten korkmadığı için, sahici bir kazanan.

Konsere damga vuran an da tam olarak bunu anlatıyor işte: Kendisinden başka kimsenin varlığını, yeteneğini tanımayan, ezip geçen, taht korkusuyla ‘veliaht‘ boğdurma enerjili starlar diyarında kalabalığın arasında bir diğer canımız ciğerimiz, günün en cesur ve kendine özgü sanatçılarından Mabel Matiz’i bulması, ışığı ona doğrultması, güzel sözleri ve desteğiyle onurlandırması…

Mabel’in şarkı sözleri nedeniyle, “Bunu bir erkeğe mi yazdın” diye yargılandığı, gizlemediği cinsel yönelimi nedeniyle hedefe konduğu bir dönemde yapması bunu, ayrıca değerli. Korkmuyor, korkuyu yaymıyor; en güçlü olduğu an ve yerde, büyük bir konserde sahnede parlarken, hak eden sanatçı arkadaşına sahip çıkıyor. Çoğumuz defalarca izlemişizdir o anın görüntülerini. İçiniz daraldıkça açıp izleyin; ruh genişletici.

Mabel Matiz ve Tarkan.

Bu sahne yalnızca ‘iyi kalpli bir star‘ anekdotu değil. Aynı zamanda bugün bu ülkede en çok eksikliğini hissettiğimiz şeyin küçük bir temsili: Gücü paylaşma cesareti. Çünkü bizde güç çoğunlukla ya susarak korunuyor ya da korku üreterek büyütülüyor. Birinin ışığını başkasına uzatması hâlâ şaşırtıcı bir jest gibi algılanıyorsa, orada çoktan yerleşmiş bir tahakküm dili var demektir. Kimlerin parlatılacağına, kimlerin görünmez kılınacağına, kimlerin tehdit diye işaretleneceğine çoktan karar vermiş bir dil…

Korku üretenler, ışık yayanlar

Toplumda giderek artan bir düşmanlıklar silsilesi ve apaçık bir korku var. Bu korku bilgiden değil kulaktan dolma endişelerden ve sürekli beslenen bir tehdit anlatısından güç alıyor. Toplum, neye bakması gerektiği konusunda yönlendiriliyor; toplumun neye bakmaması gerektiği ise sessizce belirleniyor.

Korku dili yalnızca gündelik sohbetlerle sınırlı değil, kamusal anlatılarda da benzer imgelerle dolaşıma sokuluyor. Aileyi ve çocukluğu her an yıkılabilecek kırılgan bir cam fanus gibi resmeden, tehdit hissini büyüten temsiller… Gerçek tehlikenin nerede durduğunu göstermekten çok bakışları başka yöne çevirtmeye yarayan abartılı imgeler.

Toplum çoğu zaman gerçekten de züccaciye dükkânına girmiş bir fil varmış gibi davranıyor. Büyük, gürültülü, korkutucu bir tehdide bakıp paniğe kapılıyoruz. Oysa vitrinin arkasında, kırılacakların çoğu çoktan kırılmış durumda. Asıl yıkım çoğu zaman gürültüyle gelmez. Sessizlikle, alışkanlıkla, ‘olağan‘ denerek yerleşir. Ve biz filin hortumuna bakarken, yerde paramparça duran cam kırıklarının kime ait olduğunu sormaktan ısrarla kaçınırız.

Bu imgeler dolaşımdayken, asıl riskler kolayca görünmezleşiyor: Çocuklar arasında artan şiddet ve cinayetler, sokaklardaki çeteleşme, çocukların cinsel istismarı, kız çocuklarının kayıt dışı eğlence sektörüne itilmesi, pavyonlarda çalıştırılmaları… Bunlar sanki başka bir evrende yaşanıyormuş gibi ele alınıyor. Gündelik korkuları besleyen, karanlık bir paralel evren kuruluyor.

Çocuk ve kadın istismarı, haksızlıklar ve kötüye kullanılan güç nedeniyle sahne ışıkları çoğu kez dipsiz bir karanlığı gizliyor. Ayrıca ve özel olarak da bu nedenle: Bunca yıldır koruduğu ışıltısıyla etrafı da aydınlatmayı sürdüren, az rastlanır kolektif mutluluk anlarından birini yaratan Tarkan çok değerli. Gücünü başkalarının da ışığını büyütmek, ışık yaymak için kullanan bir star olduğu için.

Teşekkürler, gerçek star.