Kadir İnanır ve mirasın aileyle imtihanı
Kadir İnanır vasiyetinde hazır bir aile ağacını takip etmedi. Doğduğu bağların yerine yaşarken kurduğu bağı ve inandığı değerleri koydu.
Her hayatın bilirkişileri: Haber için bir hayatı yağmalamak
Serhat Kılıç’ın ölüm nedeni henüz belirlenmemişken evi açıldı önümüze. Her nesneye taşıyabileceğinden fazla anlam yüklendi, mahrem hayatı topluca yürütülen bir soruşturmaya çevrildi. Bir insanın ölümünü araştırmakla hayatını didiklemek, bilgi vermekle ima etmek, kamu yararıyla kamuoyunun merakını doyurmak arasında gazeteciliğin koruması gereken koskoca bir mesafe var.
Horlayan adamlar, ağlayan çocuklar: Kamusal alanı kim kurar?
“İnsanlar neden böyle ya?” sorusu bana hep eksik geliyor. “Nasıl bir hayat insanları böyle yapıyor?” sorusu daha doğru galiba.
Beden A.Ş.: Mutsuzluk sektörü ve şimdisizlik çağı
Günümüzde kurulabilecek en radikal cümlelerden biri şu herhalde: Kendimin en iyi versiyonu olmak istemiyorum. Kendim olmak istiyorum.
'Sıkıntım korkumu aştı': Suskunluğun bedeli, konuşmanın bedeli
Deniz’in macerasının ve mektubunun bize gösterdiği şey şu aslında: Toplumun en büyük kaybı insanların konuşamamasından da fazla bir şey: Gerçekten konuşmanın hâlâ mümkün olabildiğini bile unutması.
Kadir İnanır: Bir ülkenin değişen erkeklik hikâyesi
Kadir İnanır aynı zamanda bir mukayesedir. Ya da mukayese edilemezlik. Belki de 'yıldız' dediğimiz şey tam buradan doğuyor: Bir dönemin ortak hayal gücünü üzerinde toplayabilmekten. Dünya artık bir yenisinin doğmasına pek elverişli halde değilken, çok parlak bir yıldızı uğurluyoruz.
“Ülke Bitti” mi? Ağ ile bağ arasında bir zemin duygusu
“Ülke bitti” cümlesinin bu kadar sık duyulduğu bir yerde, belki de asıl mesele umudu değil, zemin duygusunu kaybetmek. Çünkü insan sadece var olanı değil, iyi olanı da özlüyor.
Anaya küfür normal, 'Patili Annesi' sakıncalı
Annelik dünyadaki herhalde en güzel şeylerden biri ama artık daha fazla kadın, anneliği toplumun çizdiği sınırlar içinde gerçekleştirebileceği bir performans ya da sonsuz bir fedakârlık anlatısı olarak kurmak istemiyor.
Şiddetin yeni normali: Buna da alışırsak bizi ne bekliyor?
Siverek ve Kahramanmaraş’ta, art arda yaşanan okul saldırılarının üzerinden daha iki hafta bile geçmedi. Olaylar günlerdir birçok bakımdan tartışılıyor. Çok doğru noktalara dikkat çekenler oldu. Ama anlık bilgi iştahı ve spekülasyonlara duyulan heves, toplumu ve çocukları bekleyen bu yeni tehlikeyi çok boyutlu biçimde açıklama çabasından çok daha yoğun.
Belirsizliğin iktidarı ve dağılan hayatlar: 'Sarı Zarflar'
Yerellik ve evrensellik dengesini olağanüstü bir başarıyla kuran, günümüzde geçse de 'zamansız' bir film 'Sarı Zarflar'. Gerçeklikle bağları son derece sağlam ve didaktik olmaksızın çok da politik bir film.
Sıradan kötülüğün anatomisi: Emin Alper'in 'Kurtuluş'u
Film kötülerle kötüler —hatta sıradan kötülerle sıradan kötüler— arasında geçiyor. İzleyici bir kahramanın yanında değil, bir topluluğun karanlığının karşısında kalıyor.
'Yaşama Övgü': Utanç taraf değiştirirken
Gisèle Pelicot’nun Judith Perrignon’la birlikte kaleme aldığı 'Yaşama Övgü' de tam olarak bunu yapıyor. Her ayrıntısı dehşet verici bir hikâyenin içinden geçmemize rağmen, bizi boş bir teselliyle değil, inandırıcı bir umutla baş başa bırakıyor.