Zehra Çelenk

Yazar, senarist. 2017’den beri köşe yazıları yazıyor, TV-sinema işleri ve edebiyatla uğraşıyor. Ruhumun Aynası ve Hayatta Kalma Rehberi kitaplarının yazarı.

Kadir İnanır: Bir ülkenin değişen erkeklik hikâyesi

Kadir İnanır aynı zamanda bir mukayesedir. Ya da mukayese edilemezlik. Belki de 'yıldız' dediğimiz şey tam buradan doğuyor: Bir dönemin ortak hayal gücünü üzerinde toplayabilmekten. Dünya artık bir yenisinin doğmasına pek elverişli halde değilken, çok parlak bir yıldızı uğurluyoruz.

“Ülke Bitti” mi? Ağ ile bağ arasında bir zemin duygusu

“Ülke bitti” cümlesinin bu kadar sık duyulduğu bir yerde, belki de asıl mesele umudu değil, zemin duygusunu kaybetmek. Çünkü insan sadece var olanı değil, iyi olanı da özlüyor.

Anaya küfür normal, 'Patili Annesi' sakıncalı

Annelik dünyadaki herhalde en güzel şeylerden biri ama artık daha fazla kadın, anneliği toplumun çizdiği sınırlar içinde gerçekleştirebileceği bir performans ya da sonsuz bir fedakârlık anlatısı olarak kurmak istemiyor.

Şiddetin yeni normali: Buna da alışırsak bizi ne bekliyor?

Siverek ve Kahramanmaraş’ta, art arda yaşanan okul saldırılarının üzerinden daha iki hafta bile geçmedi. Olaylar günlerdir birçok bakımdan tartışılıyor. Çok doğru noktalara dikkat çekenler oldu. Ama anlık bilgi iştahı ve spekülasyonlara duyulan heves, toplumu ve çocukları bekleyen bu yeni tehlikeyi çok boyutlu biçimde açıklama çabasından çok daha yoğun.

Belirsizliğin iktidarı ve dağılan hayatlar: 'Sarı Zarflar'

Yerellik ve evrensellik dengesini olağanüstü bir başarıyla kuran, günümüzde geçse de 'zamansız' bir film 'Sarı Zarflar'. Gerçeklikle bağları son derece sağlam ve didaktik olmaksızın çok da politik bir film.

Sıradan kötülüğün anatomisi: Emin Alper'in 'Kurtuluş'u

Film kötülerle kötüler —hatta sıradan kötülerle sıradan kötüler— arasında geçiyor. İzleyici bir kahramanın yanında değil, bir topluluğun karanlığının karşısında kalıyor.

'Yaşama Övgü': Utanç taraf değiştirirken

Gisèle Pelicot’nun Judith Perrignon’la birlikte kaleme aldığı 'Yaşama Övgü' de tam olarak bunu yapıyor. Her ayrıntısı dehşet verici bir hikâyenin içinden geçmemize rağmen, bizi boş bir teselliyle değil, inandırıcı bir umutla baş başa bırakıyor.

Yasın ağırlığını kim taşır: Hamnet ve Manevi Değer

Hamnet ve Manevi Değer, yasın en çok kadınların bedeninde, evin içinde ve gündelik hayatın sürekliliğinde taşındığını gösteriyor.

Çarpım tablosu, hayat ezberleri ve düşünmeyi unutma hali

Hayat bilgisi de aynen çarpım tablosu gibi öğretilmiyor mu bize? Sorgulamazsın, nedenini bilmezsin, sadece tekrar edersin. Yanlış cevap vermemek için, bir süre sonra soruyu sormaktan hepten vazgeçersin.

Tahakkümün starlarına karşı ışığın starı: Tarkan

Şükür Tarkan konser verdi de mutsuzluğumuza mola verdik. Tıkanan yaşam hevesimizde bir pencere açıldı, mutluluk yanımızdan değil, aramızdan geçti.

Gülüp geçmemiz beklenen yer: Mizah eleştiriden muaf mı?

Güçsüzü hedef alıp güçlüye dokunmayan bir dilin riski yoktur. Ve çoğu zaman komik de değildir. Ezerek, aşağılayarak güldürmek de yine çoğu zaman mizahın gücü değil, yoksulluğudur.

Yeni yıl için notlar: Beklenti, umut ve itirazı geri çağıralım

Beklentisizlik bu yıl yine bir tür ruh sağlığı tavsiyesi gibi dolaşıma sokuldu: “Beklentini düşür, üzülmezsin.” Oysa her beklenti bastırıldığında insan yalnızca daha az incinmiş olmuyor; dünyadan daha az karşılık isteyen bir özneye dönüşüyor.