Akdenizi basan plastik sağlık için ciddi tehdit: 'Kirli plajda yüzülmez'

Akdeniz sahillerini basan plastik, mikro ve nanoplastik kirliliği çevre sorunundan çok daha fazlası. Türk Tabipleri Birliği (TTB) Halk Sağlığı Kolu Başkanı Dr. Nasır Nesanır, plastiklerin parçalanmasıyla oluşan mikro ve nanoplastiklerin kan, akciğer, plasenta, karaciğer, böbrek ve beyin gibi farklı organlara kadar ulaştığını söyledi.

Plastic bags drifting underwater in clear blue ocean water near the surface, illustrating ocean litter.**Note:** Keep concise for accessibility purposes.
Fotoğraf: Naja Bertolt Jensen / unsplash

Plastik kirliliği, çevre üzerinde kalıcı etkiler oluşturacak tehlike boyutuna zaten ulaştı. Yıllık üretimi 450 milyon tonu bulan plastikler, kullanım sonrası kısa süre içerisinde atık haline geliyor. Ya çevreye gelişigüzel karışıyor ya da yanlış atık yönetim uygulamalarıyla farklı formlara dönüşerek çevre ve insan sağlığı için risk oluşturuyor. Çünkü plastik, yüzde 95’inin etkisi ve akıbeti henüz bilinemeyen 16 binden fazla kimyasal içeriyor.

Yeryüzünde ulaşmadığı yer kalmayan plastik sadece deniz ve toprağı kirletmiyor. Bertaraf amaçlı yakılmasıyla zehirli gazların yarattığı hava kirliliği, zehirli küllerin oluşturduğu çok boyutlu çevre kirliliği ve geri dönüşüm sırasında meydana gelen toksik kimyasallar ve mikroplastik/nanoplastik kaynaklı kirlilik gibi doğrudan gözle görülmeyen fakat çevre sağlığı açısından çok daha büyük riskler içeren sorunlara yol açıyor. 

Hal böyleyken plastik endüstrisi küresel plastik üretimini önümüzdeki 20 yıl içerisinde üç kat artırarak 1,5 milyar ton yıllık hacme ulaştırmayı hedefliyor. Üretilen toplam plastiğin yüzde 50’ye yakını tek kullanımlık plastiklerden oluşuyor. 

‘Mikroplastiklerin hastalık taşıyıcı mikroorganizmalar taşımaları muhtemel’

Çalışmalara göre Türkiye, Akdeniz’i plastikle en çok kirleten ve Akdeniz’de kıyıları plastikle en fazla kirlenmiş ülkelerden biri. Ayrıca Avrupa’dan en fazla plastik atık ithal eden ülkeyiz. 

Peki plastikle kirlenmiş plajda yüzülür mü? Eski Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ün yanıtı net: “Plastikle kirlenmiş sahillerde, plajda yüzülmez. Mikroplastiklerin hastalık taşıyıcı mikroorganizmalar taşımaları kuvvetle muhtemel. Bu nedenle plajlarda yüzülmesi sağlıklı ve güvenli değil.”

Öztürk mikroplastiklerin yutulmaları veya ağızla temas etmeleri hâlinde özellikle çocuklar, yaşlılar ve yüzme bilmeyen kişiler için risk oluşturduğunu sözlerine ekledi. 

İnsan tüketimi için avlanan balıkların yaklaşık üçte birinde mikroplastik bulunuyor. Plastikler, balıkların kolayca yutabildiği mikroskobik parçacıklara ayrışıyor. Bunun hem deniz yaşamı hem de tüketiciler için ciddi tehditler oluşturduğunu belirten Öztürk, şunları söyledi: “Plastik, yanlış yönetilen kentsel atıksular, geri dönüşüm atıksuları, endüstriyel atık sular ve terk edilmiş ticari balıkçılık ekipmanları yoluyla sucul habitatlara girer. Zamanla, güneş ışığına maruz kalma ve dalga hareketi, büyük çöp parçalarını mikroplastiklere (5 mm’den küçük parçacıklar) dönüştürür.”

Organlardaki yük artıyor

Nesanır plastik atıkların insan bedeninin de içinde olduğunu söyledi. İnsanlar mikro ve nanoplastiklere başlıca beslenme, içme suyu ve solunum yoluyla maruz kalıyor. Bu parçacıkların bir bölümünün sindirim veya solunum sisteminden geçerek dolaşıma ulaşabileceğine ilişkin kanıtlar giderek arttığını belirten Nesanır, şöyle devam etti: 

“2022’de yayımlanan bir çalışmada 22 sağlıklı gönüllünün kan örneklerinde çeşitli plastik polimerler saptandı. Daha sonraki çalışmalar da insan kanında mikroplastiklerin bulunabildiğini söyledi. 

Benzer şekilde insan akciğer dokusunda mikroplastik parçacıklar ve lifler gösterildi. Bu bulgu, solunum yoluyla alınan plastik parçacıkların akciğerlerde tutulabileceğini düşündürüyor. 

Daha çarpıcı bulgulardan biriyse beyin dokusunda elde edildi. 2025’de Nature Medicine’da yayımlanan bir çalışmada otopsi örneklerinden alınan beyin, karaciğer ve böbrek dokularında mikro ve nanoplastikler saptandı. 

Beyin dokusundaki konsantrasyonlar karaciğer ve böbrekten daha yüksek bulundu. 2016 ile 2024 arasında alınan örneklerde beyin ve karaciğerde plastik yükünün arttığı bildirildi. Parçacıkların önemli bölümünün nanoplastik boyutunda olduğu belirtildi.”

Deneysel çalışmalar, maruziyetin ayrıca inflamatuvar, oksidatif stres, bağışıklık sistemi, hücresel stres yanıtları, endokrin, üreme ve kardiyovasküler sistemleriyle ilişkili olabileceğini düşündürüyor. 

İnsan plasentasında plastik polimerler dolaşıyor

Mikro ve nanoplastikler insan plasentasında saptandı. Nesanır bunun en önemli halk sağlığı boyutlarından biri olduğunu söyledi. 2024’te yayımlanan bir çalışmada 62 insan plasentası örneğinin tamamında çeşitli plastik polimerlere ilişkin bulgular elde edildi. En yaygın polimer polietilendi. Çalışmada farklı plastik türlerinin plasenta dokusunda bulunduğu gösterildi. 

Nesanır bu bulgunun, gebelik sırasında anne-plasenta-fetüs ekseninde plastik maruziyetinin araştırılması gerektiğini gösterdiğini anlattı: “Ancak burada bilimsel bir ayrımı korumak gerekir: Plasentada MNP saptanmış olması, parçacıkların mutlaka plasentayı aşarak fetüsün dokularına geçtiğini tek başına kanıtlamaz. Fetal maruziyetin düzeyi ve bunun gelişim üzerindeki olası etkileri hâlâ araştırılıyor.

Bu nedenle mesele yalnızca yetişkinlerin plastik maruziyeti değil. Yaşamın en erken dönemlerinden başlayan çevresel maruziyet olasılığı, önleyici halk sağlığı açısından özel önem taşıyor.”

Plastik kullanmamak yetmez!

Çocuklar, vücut ağırlıkları, gelişmekte olan organ sistemleri ve yaşamlarının uzunluğu nedeniyle çevresel kirleticilere ilişkin özel bir risk grubu sayılıyor. Okul ve çocukluk ortamlarında plastik ambalajlar, tek kullanımlık ürünler, sentetik tekstiller, plastik oyuncaklar, içme suyu kapları ve çeşitli tüketim ürünleri potansiyel maruziyet kaynakları. 

Nesanır sakınmak için bireysel davranışlara aşırı odaklanmayı doğru bulmuyor: 

“Bir çocuğun plastik maruziyetini yalnızca ‘plastik kullanma’ tercihleri belirlemez. İçtiği su, soluduğu hava, tükettiği gıdanın ambalajı, yaşadığı çevre ve toplumun üretim-tüketim sistemi bu maruziyetin belirleyicileri.”

Plastik, mikro ve nanoplastikten sakınmak neredeyse olanaksız. Sadece doğrudan temasla değil, su, toprak, hava ve gıda zinciri üzerinden de bunları alıyoruz. 

Tarım topraklarında plastik birikimi, sulama suları, plastik malçlar, kanalizasyon çamuru ve atmosferik taşınım çeşitli maruziyet yolları oluşturabiliyor. Deniz ürünleri, tuz ve farklı gıda ürünlerinde mikroplastiklerin saptandığı çok sayıda çalışma bulunuyor. 

Nesanır bu durumun önemli bir gerçeği ortaya koyduğunu söyledi: “Plastik kirliliği yalnızca bireysel tüketim tercihlerinin sonucu değil. Gıda üretiminden ambalajlamaya, taşımacılıktan atık yönetimine kadar bütün üretim zincirinin sorunu.”

Kirlilik aynı zaman bir eşitsizlik sorunu

Plastik kirliliği aynı zamanda bir eşitsizlik sorunu olarak da görülüyor. Çünkü bu kirliliğin sağlık sonuçları toplumun bütün kesimlerine eşit dağılmayabiliyor.

Nesanır şu değerlendirmeyi yaptı: 

“Plastik üretim tesisleri, atık depolama alanları, geri dönüşüm tesisleri, atık işleme ve yakma faaliyetleri çoğu zaman çevresel yükleri daha az siyasi ve ekonomik güce sahip toplulukların üzerine yığabiliyor. Bu kirliliği yalnızca ‘tüketici ne kadar plastik kullanıyor?’ sorusuyla değerlendirmek eksik. 

Asıl sorulması gerekenlerden biri, ‘Plastiğin üretiminden atık hâline gelmesine kadar ortaya çıkan çevresel ve sağlık maliyetlerini kim üstleniyor?’ sorusu.”

Greenpeace: Dünya’nın yeni plastik atık çöplüğü Türkiye