
Meyhane Köşesi’nin Spotify listesini oluşturmaya başladığım ilk zamanlarda keşfettiğim bir şarkının sözleri;
“Bir gün beni ararsan, bir gün beni sorarsan,
Ya meyhanedeyim ya karşısında.”
Burada tam yeri geldi, kullanayım dedim. Daha evvel şuradaki meyhanedeydim, şimdi de onun karşısında… Şarkıdaki meyhanenin karşısı mezarlık, benimki yine meyhane. Yaşıyorum bu hayatı!
Orayı da bir okur önermişti, burayı da. Karşıdaki meyhaneyi yazarken saymışım, Marmaray Yenimahalle istasyonunun Hipodrom kapısından çıkınca 60 adım atmışım. Bugün biraz erken geldim. Hem kutsal 10 bin adım ibadetimizin hiç değilse bir kısmını eda ederim, hem de etrafa bakarım, başka meyhane var mı?
Buldum bir-iki tane daha. Buraya 15-20 dakika yürüme mesafesindeler. Aldık listeye.

Deniz Meyhanesi, bir tarafı Veliefendi Hipodromu’na ulaşan 10 Temmuz Caddesi üstünde. Büyük tabelası özgün, küçüğü bira mavisi. Dış cephesi kendi özgün mavisiyle boyalı. İçerde de mavi hâkimiyeti var. Duvarların üçte biri mavi boyalı eski tip ahşapla kaplı.

Ana girişin hemen önünde başlayan masaların beyaz örtüsünün üstünde de mavi-beyaz kareli ranırlar (runner) var. Sandalyeler bile mavi-beyaz. Yüksek tavanlı, ferah bir mekân. Tavanın dahi büyük bölümü mavi, gökyüzüne bakar gibi.

Salonun yarısından sonrası asma kat olmasına rağmen ferahlık hissi baki. Giriş sırasındaki üçüncü masayı gösterdi işini samimi bir ciddiyetle yapan yaş almış garson, “Şurası olmaz mı?” demeye yeltenmeden oturdum. Bizim tarafta altı, orta sırada dört, karşı duvar sırasında da beş sıra masa var. Erkence bir saat ama yine de dört beş masa dolu; önlerinde bira, fıstık, bültenler ve kuponlarla at yarışı erbapları, gözleri Şanlıurfa Hipodromu’ndan canlı yayınlanan koşularda…

Duvarlarda büyük boy, deniz çağrışımlı reprodüksiyon resimler, ‘Ayıbımız varsa oturun yanlışınızı düşünün‘, ‘Rakı olsan bile herkesi mutlu edemezsin‘ gibi özlü sözler yazılı levhalar, bolca da irili ufaklı Atatürk resim ve fotoğrafları var. Mutfakta bile!
Açılış-kapanış saatlerinin 11:00-01:00 olduğunu, kuru et, kelle söğüş, uykuluk servis edildiğini de duvarlara asılı A4’lerdeki bildirimlerden öğreniyoruz.

Asma katın altında ortada bira servisinin de yapıldığı banko, solunda asma katın merdiveni, sağında da mutfaktan önce erkek ve kadın tuvaletleri bulunuyor. Hemen rapor edeyim, erkek tarafı iki pisuvar ve alaturka tek kabinli. Temiz. Kadın tarafı sık kullanılıyormuş gibi durmuyor.
Müstakbel arkadaşımla yazışırken daha çok biracı olduğunu söylemişti. 50’lik söyleyeyim bari. O da yoldaymış.

Rakı gelmeden meze seçmeye davet edildim, nazlanmadım. Mutfağın önündeki büyük meze dolabında çeşit bol, özenli, taze oldukları da görünüşlerinden belli.
Önce tavsiyelerini rica ettim ama ı-ıh. Tam o sırada gelen, sahibi olduğunu düşündüğüm beyefendiden de hayır yok bana; o da “Hepsi taze, canın ne isterse seç” dedi. Meze dolabının üstünde soğumaya bırakılmış, görüntüsüyle ağız sulandıran portakallı enginara bile ayrıcalık tanımadılar. İş başa düştü.
Tabii ki başta portakallı enginar… O ve beyin söğüş bölünemeyeceği için tam porsiyon, diğerlerinden yarımşar. Arnavut ciğer, barbunya pilakisi, kuru börülce salatası, pancar, fava, taze fasulye, patates ezme. Garson, “Sofrada beyaz eksik” deyip köpoğlu ikram etti.

İlk çatalı enginara daldırdım, hâlâ ılık, mis. Diğerlerinin tadına bakmadan bile güzel olduklarını söyleyebilirim artık. Dolaptan da belli, mezelerin arkasında duruşlarından da…
Patates ezme sıcak servis ediliyor. Hafif acılı, lezzetli. Misafirimi beklemeden diğer mezelerde de çatal gezdirdim, tahmin ettiğim gibi.
Mustafa Kemal bey (Günay, 67), Bakırköy doğumlu. Meyhaneciliğinde iki ayrı devre var. 1983-1991 yıllarında Bakırköy sahilde yapmış, sonra bir ihracat firmasında çalışmış. Mesleğe 2006’da burayı devralarak dönmüş.
Hangi ismiyle hitap edeceğimi sormak için araya girdim, hassasım o konuda. Çift isim de kullanmadığınız 20’lik diş gibidir, işlevsiz ama rahatsızlık verici. Bende de var oradan biliyorum. Mehmet diye hitap edilince hiç üstüme alınmam, bazen sorun yaratır.
“Mustafa bey mi, Kemal bey mi?”
“Mustafa Kemal” dedi, tavizsiz.
Anlaşıldı.

Burası 2001’de açılmış. Memiş’in Yeri’ymiş o zamanlar. Devralınca Deniz Pub yapmış adını. Sonra meyhaneye dönmüş.
“Müdavimlerin çoğu at sahipleri, gelenlerin çoğu tanıdık. Ben kapı müşterisi istemedim, o gezer. Müdavimse hep dostumuz, hep bizimle.”
Sadece kandillerde kapalıymış.

Misafirim de geldi. Aslında tanışmıştık. Üsküdar’daki Şadırvan’ın kapanacağı haberini alıp ikinci kez gittiğimde karşılaştık. O da önceki yazımı okuyup gelmiş. Masama davet etmiştim ama acelesi vardı, “Başka sefere” diye sözleşmiştik. Yaklaşık iki yıl geçti üstünden. Sizli-bizli birkaç mesajlaşmadan sonra adını koyduk, masaya oturur oturmaz da senli-benli olduk. Kan uyuştu.
Kerem (Altun, 48) Ankaralı. Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) makine mühendisliği tahsil etmiş, akademisyenlikte karar kılmış. 2012’de üniversitede çalışmak için gelmiş İstanbul’a, halen de Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Kontrol-Otomasyon Mühendisliği bölümünde öğretim üyesi. Spesifik bir alan. Sadece İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ve YTÜ’de varmış zaten. Bende o alanlarda muhabbet edecek kapasite yok tabii. Neyse ki onun muhabbet kapasitesi benimkileri de kapsıyor. Hatta at yarışı oynamayı bile biliyor.
Meyhane Köşesi’ni yazarken masa arkadaşlarımın yorumlarını önemserim. Kerem’den de rica ettim; akademisyen disipliniyle buluşmamızın ertesindeki sabah, ben uyanmadan çok önce yazıp göndermişti bile:
(…) “Vardığımda sofra donatılmıştı ve tüm mezeler taze ve lezzetliydi. Meyhaneye gidilecekse, bir ‘biracı’ olarak tercihim genelde fıçı bira da satan yerler olur. Deniz Meyhane & Pub bunun için çok uygun. Rakıyı kısa kesip biraya geçtiğimi görünce fıstık ikram geldi, oldukça tazeydi ki İstanbul’da bunu bulamadığım çok yer var. Sıcak olarak sipariş ettiğimiz uykuluk da yanında çok iyi gitti.
İçkiye uygulanan yüksek vergiler, içki yerine ‘alkol’ demek gibi maksatlı politikalar devam ettikçe, ne yazık ki 20 yıl sonra böyle mekânlar hiç kalmayacak. Sohbetimizde Ankara meyhanelerini yeterince övdüğümü umuyor ve meyhane kültürünü kayıt altına alan bu yazı dizisinin Anadolu’ya da uzanmasını diliyorum.”

Uykuluktan ben de pek memnunum, kelle için tekrar gelmek gerek.
Muhabbetlerinden belli; herkes müdavim. İki masa ötede bir beyefendi telefonda, arkadaşına takılıyor “Yumruk mezesiyle rakı içiyoruz a…… Ordan biraz yuro gönder.”
Güzel espri. Belki bilmeyen, duymayan vardır, aktarayım:
“İstanbul’a mahsus ‘ayaklı meyhane’ler vardı, içkinin seyyar satıcıları. Hepsi istisnasız Ermeni’den olurdu; dükkânı, tezgâhı, ustası, sakisi hep kendisi. Bellerine ucu musluklu ve içi rakı yahut şarap doldurulmuş uzun bir koyun barsağı sararlar, sırtlarında cüppeye benzer bir üstlük, iç cebinde bir kadeh, omuzlarına da alameti farika olarak bir peşkir atarlardı. Ve en çok Bahçekapı dışında, Yemiş İskelesi civarında, akşam karanlığında kayık iskelelerinde dolaşırlardı, müşterileri yalın ayaklı, yarım papuçlu kayıkçılar, hammallar, yanaşmalar, uşaklar… Kuşağının altından musluğu açar, kadehi doldurur, peşine takılmış müşterisine içkiyi sunardı, kadehi alan da iki yudumda içer, ağzını da elinin tersiyle silerdi, argo deyimiyle ona da ‘yumruk mezesi’ denilirdi. Ayaklı meyhanelerin cömertçesi ise cebinden iki üç leblebi çıkarıp verirdi.”
(Eski İstanbul’da Meyhaneler ve Meyhane Köçekleri, Reşad Ekrem Koç, Doğan Kitap)
Baktım Mustafa Kemal bey gitmeye hazırlanıyor. “Aman” dedim, “Bir ekip fotoğrafı çektirelim.” Dizildik meze dolabının önüne. Öyle tanıştım ekiple de.

Suat bey (Küçükince, 55), Konyalı. Üç yıl önce ortak olunca adım atmış mesleğe. Daha önce etiket matbaası varmış.
Erol bey (Şimşek, 40) mutfağın başında. Kastamonulu. 25 yıldır meslekte. Aslında izin günüymüş ama dünkü derbide mezelerin çoğu tükenince imalata gelmiş de öyle tanışmış olduk.
Yasin bey de (Aydaş, 60) 47 yıldır meslekte, 15 yıldır burada işletme müdürü.
Zaman aktı, gözümüz saate kaymaya başladı. Marmaray saatini geçirmeyelim.
Hesabımız 4 bin 300 lira. Yine içtiğimizi değil, standart fiyatları verelim. 35’lik rakı bin 250, fıçı bira 170, mezeler 230-330, uykuluk 700, kuzu şiş 720, Adana-Urfa 650, tavuk şiş 480, kanat 520 lira.
Var mı toplu taşıma durağına yakın meyhane gibisi?
******
Bu kadarını ummuyordum, bizim Meyhane Köşesi çalma listesi 13 saate dayandı. Artık yeni şarkı bulmak daha zor, deniz bitti ya da bitmek üzere. Daha önce bilmediğim çok şarkı buldum, bu sayede öğrenmiş oldum. Bilip unuttuklarımı da hatırladım.