Her iki kişiden biri için acil servis 'hızlı çözüm noktası'

Türkiye Öz Bakım Araştırması sonuçlarına göre, toplumun yüzde 50’si hafif rahatsızlıklarda bile acil servisleri hızlı çözüm noktası olarak görüyor.

Fotoğraf: AA

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) öz bakımı; bireylerin, ailelerin, toplumların sağlığı geliştirme, hastalıkları önleme, sağlığı koruma ve sağlık sorunlarıyla başa çıkabilme kapasitesi olarak tanımlıyor. Kronik hastalık yükünün artması, toplum yaşlanması diğer yandan kaynakların giderek azalması, öz bakımın önemini artırıyor.

Haleon Tüketici Sağlığı A.Ş. de Ipsos Türkiye işbirliği ve Prof. Dr. Barkın Berk danışmanlığında yürüttüğü Türkiye Öz Bakım Haritası araştırmasıyla Türkiye’deki ‘öz bakım’ algısına baktı.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de kişi başına yıllık hekime başvuru sayısı 12,2’ye ulaştı. Bu, her bir kişinin ortalama ayda bir kez doktora gittiği anlamına da geliyor. Kuşkusuz bu, mevcut sağlık sistemindeki sorunları gösteriyor. Ancak öz bakıma yönelik farkındalığın da etkisini göz ardı etmek mümkün değil. Sağlığı korumak için alınabilecek önlemler ve hekime gitmeden, eczacıların danışmanlığında çözülebilecek basit sorunlar, hekim kapılarındaki yığılmayı ve beklemeleri de azaltabilir.  

Araştırmaya göre, giderek önem kazanan öz bakım kavramına yönelik farkındalığın düzeyi, yüzde 66. Öz bakımla ilgili bildirilen en güçlü çağrışımlar; özgüven ve bağımsızlık, bakımlı olmak, koruyucu sağlık. Öz bakım Türkiye için de önemli bir kavram. 65 yaş ve üzeri nüfusumuzun oranı 2030’da yüzde 13.5’i bulacak. Hafif sağlık sorunlarının bilinçli ve uygun şekilde yönetilmes,i hem insanların yaşam kalitesini destekleyebilir hem de sağlık kuruluşlarının daha karmaşık vakalara daha fazla zaman ayırmasını sağlayabilir.

Öz bakım için diş fırçalamak yeterli mi?

Peki Türkiye’de öz bakımdan ne anlaşılıyor? Çoğunlukla yorgunluk veya rahatsızlık baş gösterdiğinde devreye giren, tepkisel ve ‘daha iyi hissetmek için yapılan küçük şeyler‘ olarak algılanıyor. Erkekler öz bakımı sistemin çökmesini önleyici bir bakım olarak görüyor. Kadınlarsa, duygusal ve zihinsel refahı da içeren bir geliştirme ve seviye atlatma aracı olarak değerlendiriyor.

Öz bakım olarak değerlendirilen en temel eylemlerin başında sırasıyla ağız ve diş bakımı (yüzde 70), cilt bakımı (yüzde 62) ve psikolojik iyi halini (yüzde 57)  korumak geliyor. Bunları bakımlı görünmek (yüzde 55) ve fiziksel aktivite (yüzde 54) takip ediyor. Son 1 ay içinde en sık yapılan öz bakım davranışı, günlük su tüketimine dikkat etmek olurken, bunu dengeli beslenmek, diş fırçalama dışındaki ağız ve diş bakım ürünlerini kullanmak, düzenli yürüyüş yapmak ve gıda takviyesi kullanmak izliyor.

Aciller ‘rutin hizmet’ alanı olarak görüyor

En çok eğitime ve yönlendirmeye ihtiyaç duyulan alanlardan biri, sağlık hizmetlerinin doğru kullanımı. Hesaplamalara göre,  sağlık okuryazarlığının sadece yüzde 25 oranında iyileşmesiyle bile Türkiye sağlık sisteminde 6.3 milyar dolar tasarruf elde edilebilir.

Öz bakım farkındalığındaki eksiklik, kamusal sağlık altyapısı üzerinde de doğrudan bir baskı yaratıyor. Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, toplumun acil servisleri ‘hızlı çözüm noktası‘ olarak görmesi. 2023 verisine göre, hastanelerin acil servislerine 150.5 milyondan fazla başvuru yapılıyor. İki kişiden biri şiddet düzeyinden bağımsız olarak her sağlık sorununda acil servise gidebileceğini düşünüyor. Bu, acillerin amacı dışında kullanıldığı anlamına geliyor. Aile hekimine gidebileceğini düşünenlerinse oranı yüzde 75.

Toplumun yüzde 50’si şiddet seviyesi ne olursa olsun, her sağlık sorununda doğrudan acil servise başvurabileceğini belirtiyor. Semptomları birinci basamak sağlık hizmetleri veya doğru öz bakım adımlarıyla yönetmek yerine acil servislerin bir ‘hızlı çözüm noktası‘ olarak görülmesi, hastanelerin acil bölümlerinde ciddi bir yoğunluğa yol açıyor. Bu durum, acil servislerin öncelikli amacının dışına çıkmasına neden olurken, sağlık sistemi üzerindeki yükü artıran faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.

Hekim ve eczaneler en yaygın bilgi kaynağı

Araştırmanın beş önemli sonucu şöyle: Tüketiciye göre öz bakım yaşam tarzı değil, kriz yönetimi. Öz bakım algısı kişisel bakımda yoğunlaşıyor. Sağlık hizmetlerinde yanlış kanal seçimi sistemi yoruyor. Dijital araçlar var ama son söz uzmanda. Sağlıkta otorite kazanıyor, ‘trend’ değil.

Araştırmaya göre:

*Sağlıkla ilgili konularda en çok güvenilen bilgi kaynakları, hekimler (yüzde 84) ve eczacılar (yüzde 79), aileyle arkadaşlar (yüzde 43). Sosyal medya (yüzde 12) ve fenomenler (yüzde 9) en az güvenilen mecralar olarak öne çıkıyor. İnternette sağlık bilgisi arayan tüketicilerin yüzde 57’si, ulaştığı kafa karıştırıcı bilgiyi teyit etmek için doğrudan eczacısına başvuruyor.

*Yüzde 49 öz bakım parçası olarak yapay zekayı sohbet aracı kullanıyor. Yüzde 68’i hastalık ve belirti yorumlama, yüzde 50’si yaşam tarzı önerisi (uyku, stres, beslenme), yüzde 49’u tedavi tavsiyesi, yüzde 41’ü ürün karşılaştırması için kullanıyor.

*Yapay zekâ araçlarını kullananlar arasındaysa sağlık alanındaki en yaygın kullanım, hastalık ve semptomları yorumlatmak; bunu uyku, stres ve beslenme gibi konularda yaşam tarzı önerileri almak ve tedavi tavsiyesi istemek izliyor.

*Toplumun ortalama uyku süresi yedi saat. Kafa dağıtmak ve daha iyi hissetmek için en yaygın tercih edilen aktivite, düzenli yürüyüş. Uyku, iyi hissetmenin temeli sayılsa da hayatın yükü karşısında taviz verilen bir alan. Uyku kalitesine dikkat edenler yüzde 51 ile AB grup ve erkeklerde yüksek. En az uyuyan kesim DE sosyo-ekonomik grup.

Stres hayatın olağan parçası

*Katılımcıların yüzde 84’ü öz bakımda mental sağlığı fiziksel sağlık kadar önemli bulsa da yüzde 26’sı psikolojik destek almış (kadınlarda daha yüksek). Yüzde 44’ü stres seviyesini yüksek/çok yüksek olarak raporluyor. Ancak psikolojik zorlanma klinik mesele olarak görülmüyor. ‘Stres, ‘yorgunluk’, ‘bulantı hissi’ gibi dolaylı sözlerle hayatın olağan bir parçası olarak görülüyor. Terapi yerine beklemek, dinlenmek, rutine devam etmek veya ağrı kesici almak, uyku, duş gibi kısa vadeli çözümler tercih ediliyor. Mental iyi oluş ancak günlük işleyiş veya doğrudan fiziksel sağlığı bozmaya başladığında ciddiye alınıyor. Bireylerin temel amacı duygularla yüzleşmek değil, sadece bozulan dengeyi yeniden kurmak.

*Kilo algısı cinsiyete göre değişiyor. Erkeklerin yüzde 52’si kilosunu ideal görüyor. Kadınlarda bu oran yüzde 39. Erkekler toplumsal baskıyı daha az hissederken, kadınlar için sağlıktan çok sosyal bir mesele ve baskı yaratıyor.

*Katılımcıların yüzde 25’i kronik bir hastalığı sahip ama kendini ‘kronik hasta’ olarak tanımlamıyor. Yüzde 74’ü doktorunun ve eczacısının söylediklerini her zaman uyguladığını söylüyor. En sık ifade edilen hastalıklar, astım ve solunum yolu, diyabet, kalp ve damarla depresyon ve anksiyete.

*Yüzde 73’ünün her zaman düzenli gittiği sabit bir eczanesi bulunuyor. Eczaneler sağlık yolculuklarına rehberlik eden kritik bir ‘ilk danışma merkezi’ olarak görülüyor. Reçetesiz ve öz bakımı destekleyici ürünleri satın alma kararındaki en belirleyici unsur yüzde 66’yla eczacı ve hekim tavsiyesi.

*Genel sağlık durumunu ‘iyi’ olarak nitelendirenlerin oranı yüzde 60. Son 12 ayda en sık soğuk algınlığı, kas/eklem/sırt ağrıları ve baş ağrısı yaşanmış. Ağrı kesiciler (yüzde 69) en otomatik ve düşük eforlu alışkanlık ürünüyken; soğuk algınlığı ilaçları (yüzde 56), hayat kesintiye uğradığında kullanılan ‘kriz’ ürünleri olarak konumlanıyor. Tüketiciler ilacı alırken ambalajda en çok ürünün ne işe yaradığına (yüzde 69) ve yan etkilerine (yüzde 55) dikkat ediyor.

Nane, limon, ıhlamur ‘taht’tan inmiyor

*Gün içindeki enerji seviyesini yeterli bulanların oranı yüzde 24. Katılımcıların yüzde 52’si günlük zindelik ve enerji seviyelerini desteklemek adına vitamin ve takviyelere başvuruyor. En çok tercih edilen içerikler arasında D, B12, C vitaminleriyle magnezyum başta geliyor.

*Pandemi sonrası dönemde gıda takviyelerine olan talep rekor seviyeye ulaştı (yüzde 90); tüketicilerin günlük ihtiyaçlarına yanıt veren bu temel vitamin ve minerallerin satın alınma oranlarında yüzde 64’lük artış yaşanıyor.

*Tüketiciler takviyelerin yanı sıra geleneksel ev çözümlerini de koruyucu birer filtre olarak kullanıyor. Bu alanda limon bazlı karışımlar, en güvenilir içerik olarak öne çıkarken, nane-limon, ıhlamur ve zencefil-limon üçlüsü, ilk sıralarda yer alıyor.