Osmanlı ressamlarından Halil Paşa’nın mevsimleri betimleyen 1912 tarihli dört tablosu, Londra’da 537 bin 600 sterline (32 milyon 853 bin lira) satıldı.

Sotheby’s Müzayede Evi esere 200-300 bin sterlin değer biçmişti.
Dört panelden oluşan tablo, 19 ve 20’nci yüzyıl başlarında Kuzey Afrika, Mısır, Levant, Arabistan ve Osmanlı coğrafyasından.
Erken versiyonları, İstanbul’da sergileniyor
Tabloların 1900’lerin başına tarihlenen erken bir versiyonu, İstanbul’daki Pera Müzesi’nde sergileniyor.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı bünyesindeki müzede devam eden ‘Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı’ sergisi, sanatçının eserlerini arşiv belgeleri, fotoğraflar ve desen defterleriyle birlikte ele alıyor. Sergi, 23 Ağustos’a kadar görülebilir.
Sanatçının İstanbul, Paris ile Mısır arasında şekillenen üretimi, portre, natürmort ve özellikle peyzajları üzerinden inceleniyor; ışık ve doğayla kurduğu ilişki de ön plana çıkarılıyor.
Sergide bu eserlerin yanısıra daha önce Versace Koleksiyonu’nda bulunan ve yine Sotheby’s’de satılan ‘Atlı Süvari’ adlı yapıt da bulunuyor.
Halil Paşa hakkında
Müzayede evine göre tablolar, Halil Paşa’nın 19-20’nci yüzyıl Türk sanatını birbirine bağlayan en önde gelen Türk sanatçı konumunu somutlaştırıyor.
19’uncu yüzyılda Türkiye’deki erken dönem natüralist sanatı tanımlayan manzara resminden doğan bu eserler, öncü Fransız izlenimcilerin paşanın çalışmalarındaki etkisini açıkça ortaya koyuyor.
Tabloların her biri kırsal Türkiye’deki modern yaşamın canlı renklerle resmedilmiş küçük sahneleri.

Halil Paşa, İmparatorluk Harita Mühendisliği Okulu’ndan mezun en ünlü Türk ressamlar arasında sayılır. Yüzbaşı rütbesine sahip Halil Paşa’nın asıl tutkusu resimdi.
1880’de Sultan Abdülaziz’in emriyle, Osman Hamdi Bey, Süleyman Seyyit ve Şeker Ahmet Paşa’nın izinden giderek, Gérôme ve Courtois’nın atölyelerinde eğitim almak üzere Fransa’nın başkentine gönderildi.
Burada akademik figür resminin ilkeleri konusunda yoğun bir eğitim aldı. Aynı zamanda manzaralarına yeni bir canlılık katan Empresyonistlerin sanatını da keşfetti.
Nitekim, 1888’de İstanbul’a döndüğünde çeşitli askeri okullarda ders verdi ve daha sonra Güzel Sanatlar Okulu’nun müdürlüğünü üstlendi.
Türkiye’de ‘1914 Kuşağı’ olarak bilinen izlenimci akımı şekillendirdi. Hatta ‘Türk Claude Monet’ olarak anılmaya başladı.