Berlin seçimlerinin sonuçları ve Sol Parti’nin SPD ve Yeşiller ile ortak hükümet kurma planları Almanya gündemini meşgul etmeye devam ediyor.
Sol Parti’nin burjuva hükümetine ortak olması, Almanya’daki koşullar altında kabul edilebilir ve gerekli bir adım mı, yoksa Berlinlilerin ezici çoğunluğunun çıkarlarına aykırı bir tercih midir? Parti programında sosyalist olduğunu ve kapitalizmi aşma hedefini güttüğünü iddia eden bir partinin hükümet ortağı olması, temsil ettiği kesimlerin yaşamında bir iyileşme sağlayabilir mi?
Berlin somutunda da unutulmaması gereken, tüm bu olumlu taleplerin, ödenebilir kira, yaşam ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi hedeflerinin özünde sınıf mücadelesi olduğudur. Sınıf mücadelesi ise burjuva hükümetlerine ortak olmakla, burjuva basınından övgü almakla veya ilkelerden taviz vermekle sürdürülemez.
Sonuç itibariyle Berlin’de Sol Parti’nin istenilen her tavizi vererek hükümet olma ısrarı, ders çıkartılması gereken bir ibret hikâyesi haline gelmiştir.
Dünya işçi hareketleri tarihi ve bu tarihin Marksist teorisi bize şu gerçeği göstermektedir: Seçim zaferi henüz iktidar olunduğu anlamına ve iktidara ortak edilme de iktidarın ele geçirildiği anlamına gelmez.
Tarihinden ders çıkarabilen bir sol bunu görebilir. Sol Parti bu gerçeği görebilseydi ve Berlin’de hükümet ortağı olmak yerine muhalefette kalıp, en azından parlamenter mücadeleyi tercih etseydi, belki bir sonraki seçimde tek başına hükümet oluşturup, bazı sosyal reformları gerçekleştirme olanağına kavuşurdu.