Ünlü adamın 'yanındaki' kadın
Ü

Zehra Çelenk
Zehra Çelenk
Yazar, senarist. 2017’den beri köşe yazıları yazıyor, TV-sinema işleri ve edebiyatla uğraşıyor. Gece Unutkandır ve Hayatta Kalma Rehberi kitaplarının yazarı.

Mehmet Günsür’le eşi Katerina Mongio’nun Antalya Altın Portakal Film Festivali’ndeki görüntüleri günlerdir konuşuluyor. Birkaç kuşağın yakışıklılık tarifinde yeri olan bir ünlünün ‘yanındaki’ kadının ona ne kadar layık olduğu sorgulanıyor. 20 yıllık evlilikleri, üç çocukları, birlikte kurdukları hayat da buna engel olamıyor. Kadının yüzü, saçı, gala için tercih ettiği kıyafet ve eşinden birkaç yaş büyük olduğunun söylenmesi suç delilleri gibi kullanılıyor. Aktörden de adeta, hayranlarından olur almadan 20 senedir sürdürdüğü özel hayatının hesabı soruluyor. 

Bu yorumların haberleştirilme biçimi de ayrıca çok rahatsız edici: ‘Sır gibi sakladığı eşi’, ‘Görenler şaştı kaldı.’ Yıllardır evli olduğu, daha önce de birlikte görüntülendiği kadın birden gizli bir kusurmuş gibi sunuluyor, ardından kusurun tam ne olduğunu araştırmak üzere fotoğraf yorumlarına davet ediliyoruz.

Bazı haberler, sosyal medyanın kötücüllüğüne bir mesafeden bakıyormuş gibi yaparken çekirdeği önümüze alıp derhal soruşturmaya katılmamızı istiyor. Önce hiç ses çıkarasım gelmedi ama mevzu uzadıkça uzadı. Yıldız oyuncuların eşlerinin uzun süredir maruz kaldığı ağır cinsiyetçi bakışın yeni bir örneğiyle karşı karşıyayız. Bu nedenle, ara ara değindiğim bu konuyu ayrıntılı ele almaya karar verdim. 

Mehmet Günsür ve Katerina Mongio.

Seyircinin seçtiği hayat arkadaşı

Günsür’ü geniş bir seyirci kitlesi Ferzan Özpetek’in ‘Hamam’ (1997) filmindeki rolüyle tanıdı. Neredeyse 30 yıldır da istikrarlı ve iyi bir oyunculuk kariyeri sürdürüyor. Birbirinden farklı rollerde oyunculuk yeteneğini kanıtlamış, aynı zamanda farklı kuşaklardaki kadınlar tarafından ‘arzu nesnesi’ olarak görülen, çok beğenilip yakışıklı bulunan bir aktör. 

Bu tartışma vesilesiyle aktörün ‘Hamam’ sonrası yolculuğunu hatırlamakta yarar var. Mehmet Günsür İtalyan Lisesi mezunu, ‘Hamam’ sayesinde aldığı tiyatro teklifiyle 1998’de İtalya’ya gitmiş, sonrasında Roma’ya yerleşmiş. Belgeselci ve yönetmen Katerina Mongio’yla evlenmeden önce de orada yaşıyor ve çalışıyormuş yani. Türkiye’de şöhretini büyüten yapımlarda rol alırken, eşiyle kurduğu hayatı büyük ölçüde gözlerden uzak tutmayı hep başarmış. Röportajlarında Roma’daki gündelik hayatını, daha az tanınmanın rahatlığını, set dışında insanları fark edilmeden seyredebilme isteğini anlatıyor. Kendisine yönelen bakışla, ‘evde’ sürdürmek istediği hayat arasına çok bilinçli bir mesafe koymuş bir aktörden söz ediyoruz. 

Günsür’ün anlattıklarında, şöhretin sundukları arasından kendine göre bir hayat seçmiş birini görüyoruz. Seyircinin bir bölümüyse, ekranda beğendiği adamın hayatını da kendisi için hazırlanmış bir yapım olarak görmek istiyor. Başrol belli, yanına kimin yakışacağına ilişkin ‘cast’ hazır, oyuncunun yıllardır başka biriyle yaşıyor olması da herhalde yanlış kadın oyuncu seçiminin ısrarla sürdürülmesi gibi algılanıyor. 

Oyunculuk tüm hayatı kapsıyor gibi görünse de bütün diğer meslekler gibi bir meslektir. Dolayısıyla oyuncular da birbirinden çok farklı tarzda insanlarla sevgili olur, evlenir, bir hayat kurmayı tercih ederler. Bütün diğer ilişkilerde olduğu gibi onların da hayatı birbirini seyrederek ya da birlikte poz vererek geçmez.  Birlikte gülmek, düşünmek, sıkılmak, tatile gitmek, film izlemek, zor zamanların üstesinden gelmek gibi her ilişkinin ‘asıl malzemeleri’ onlar için de söz konusudur ve tüm bunlar gala fotoğraflarında görünmez. 

İlgili yorumlara bir göz atacak olursanız, insanların birbirlerini sevmiş olabileceği ihtimali, seçenekler arasında en az heyecan uyandıranı gibi görünüyor. Fotoğrafa sığmayacak bir hayat, birkaç kareyle hükümsüz bırakılıyor.

Bu açıdan erkekliğin de epey yorucu bir programı var. Yakışıklı ve başarılı adamın, başarısının karşılığını herkesin beğeneceği bir kadınla alması bekleniyor. Bunca ‘seçeneği’ varken neden bu kadın? Sorudaki sevimsiz iştah, insanın güzellikle ilişkisi üzerine de bir şey söylüyor. Güzelliğe sahip olmakla onun peşinde koşmak arasında sandığımız kadar düz bir ilişki bulunmayabilir. Güzellik açlığı çoğunlukla ona sahip olanda değil, başkasının güzelliği üzerinden kendine paye çıkarmak isteyende daha büyüktür. 

Günsür’ün sade hayat tercihlerine şaşıranların hesabında, kendilerine böyle bir yakışıklılık ve şöhret verilse onunla neler neler yapacaklarının hayali de dolaşıyor.

Bir erkeğin arzu nesnesi olmasıyla kendi isteklerinin bulunması arasındaki fark burada buhar oluyor. Kadının zekâsı, mizahı, dünyaya bakışı, ortak yaşamda açtığı pencere ya da mesela hoş bir insan oluşu kolayca görünmez kılınıyor. Bu niteliklere sahip olmak gibi bunları ölçmek de zor, herkesin katılabildiği güzellik ‘yarıştırması’ ise hazır. Birlikte yaşlanmayı seçtiği kadınla hayranlarına verdiği bir sözü bozmuş gibi muamele gören erkeğin eşine yönelen hıncın içine, onun kendi istediği hayatı yaşamasına duyulan öfke de dahil. 

Bond kızının emekliliği yok

Pierce Brosnan’ın eşi Keely Shaye Smith’in kilosu üzerinden yıllardır maruz kaldığı aşağılamalarda bu beklentinin arşa çıktığını görüyoruz. ABC’nin 2008’deki saldırıları aktaran haberinde, Smith’in plaj fotoğraflarını yayımlayan TMZ’nin ‘Double Oh No’ başlığına yer veriliyor: Pierce Brosnan’ın eşinin bedeni Bond göndermeli bir şakaya çevrilmiş! Adam James Bond’u oynadı diye, birlikte yaşlanacağı kadının bir Bond kızı olması ve ömür boyu da öyle kalması bekleniyor. Sınır ihlali demek yetmiyor, dehşetli bir edepsizlik örneği. 

Yıllarca kilosuyla uğraşılan Smith, 2025’te bu kez kilo verme fotoğraflarını derleyen haberlere konu oluyor. Önce aldığı, sonra verdiği kilolar üzerinden kadının bedeninin başında nöbet bekleniyor. Smith’in eski ve yeni fotoğraflarını yan yana dizen bakış, evliliği de bir çeşit hizmet sözleşmesi gibi görüyor. Kadın zamanla değişmişse, başlangıçta vaat edilen özelliklerinin kaybolduğundan şikâyet ediyor.

Eva Mendes örneği, daha çok güzelliğiyle tanınmış bir yıldızın da bu mesaiyi huzurla tamamlayamadığını gösteriyor. Ryan Gosling’den yaklaşık altı buçuk yaş büyük Mendes, 2020’de bir paylaşımına gelen ‘yaşlanıyor’ yorumuna, yaş almanın hâlâ hayatta olduğu anlamına geldiğini hatırlatarak cevap vermişti. Bir toplantıdan paylaştığı görüntüde bile kadının yaşı inceleniyor. Ryan Gosling dünyanın arzu nesnesi sayılan adamlardan biri olduğu için yıllardır bir evliliği sürdürebilmesi, ‘onca seçeneği varken’ Mendes’te kalması ekstra bir övgü konusu olarak görülüyor. Bu bakışın söylediği şu: “Bu kadar şanslı bir kadın olarak Mendes de yaşlanmaya kalkmasın bir zahmet!” Göründüğünden daha yaygın bir kanı bu… 

Mendes’in kariyeriyle ilişkisi de mecburi açıklamalarla dolu. Oyunculuğu bıraktığı sözlerine karşı, çocuklarıyla kalmayı seçtiğini, başka işlerinin buna imkân verdiğini, kendisine sunulan kalıplaşmış rolleri de istemediğini anlatmıştı. Gosling’in kariyeriyle aynı hızda ilerlememesini açıklamak, görünürlüğünün azalmasının hesabını vermek yine ona düşüyor. Özetle güzel ve çekici bulunmak da kadınlara herhangi bir yıllık kontrolden muafiyet sağlamıyor.

Eva Mendes ve Ryan Gosling.

Türkiye’de Kıvanç Tatlıtuğ’la Başak Dizer’in ilişkisinde de yaş meselesinin nasıl bir soruşturmaya dönüştürüldüğünü hatırlayalım. Şubat 2017’de Demet Şener, Dizer’le birlikte birinci yaş günlerinden bir fotoğraf paylaşıyor. Bu sevimli çocukluk fotoğrafı, yetişkin bir kadının yaşını ‘ele veren’ delil olarak dolaşıma giriyor. Dizer’in internet bilgileriyle fotoğraftan anlaşılan doğum tarihi arasında fark bulununca, yaşını gizlediği haberleri yapılıyor. Bu dedektifliğin olası nedeni de Dizer’in Tatlıtuğ’dan birkaç yaş büyük olduğunun bilinmesi. ‘Gerçek yaşı ortaya çıktı’ başlıklarının heyecanı, evlilik cüzdanında bir usulsüzlük saptanmış gibi ortalığı sarıyor. 

Sonra kendilerini Tatlıtuğ hayranı olarak tanıtan kişilerin hakaretleri geliyor ve Dizer açıklama yapmak zorunda kalıyor: Yaşıyla ilgili basına bilgi vermediğini, kendisine hiç sorulmamış, kendisinin yazmadığı internet bilgileri yüzünden yalancılıkla suçlandığını söylüyor. İnanılmaz bir şey. Güzel, zarif, başarılı bir kadın olmak bu örnekte de kadını hayran zorbalığından korumaya yetmiyor. 

Erkek yıldızların çevresindeki bazı hayran toplulukları, sevdiği oyuncunun hayat arkadaşını, eşini sürekli göz hapsine ve sözlü sınava tabi tutan korkunç türden bir elti, görümce, kaynana, komşu heyetine dönüşebiliyor. 

Kıvanç Tatlıtuğ ve Başak Dizer.

Brosnan ve Gosling örnekleri, bu bakışın dünyaya ne kadar yayılmış olduğunu gösteriyor. Bizim toplumumuzsa zaten kafayı güzellikle bozmuş toplumlardan. Keşke güzelliğin her türüne aynı ilgiyi gösterebilseydik de yaşadığımız şehirler, hatta toptan hayatımız bu kadar çirkinleşmeseydi…

Bizde güzel birine ‘sahip olmanın’ itibarı çok yüksek. Yanındaki insanın güzelliğiyle böbürlenmek, kendine başkası üzerinden bir üstünlük çıkarmak kolayca kabul görüyor. Ünlü ve yakışıklı bir erkeğin bu imkânlarını neden sonuna kadar kullanmadığına ilişkin şaşkınlık da buradan besleniyor. Maalesef kadınların da hiç düşünmeden katıldıkları bu hesapta birbirini sevmenin, beraber yaşamaktan hoşlanmanın, birbirine iyi gelmenin açıklama gücü hayli düşük. Sanki insanların kendilerine sunulan en gösterişli seçeneği değerlendirmemeleri, hayatlarını yanlış kullandıklarının kanıtı.

Kadının bitmeyen hazırlığı

‘Bakımsız’ sözcüğü bu zorbalığın en kullanışlı araçlarından. Gala kıyafetini beğenmemekle başlayan konuşma, hızla kadının yüzünde saptanan yaş alma belirtilerine, saçına neden havalı bir fön çektirmediğine varıyor. Bakım denilen şeyin ucu bucağı yok zaten. Çağcıl ölçülere harfiyen uyulursa bir kadının günde rahat 6-7 saati sırf kendine bakmakla geçebilir. Ayrıca bakımsızlıkla aşırı bakım arasındaki tehlikeli sınırı saptamak da güç. Kadın yüzüyle fazla oynarsa estetik bağımlısı, hiç değiştirmezse kendini bırakmış oluyor. Bir etkinliğe hazırlanmanın ötesinde, kadının kamusal alana çıkma hakkını her gün yeniden, bakımının hakkıyla kazanması bekleniyor.

Ekranın kadınlara ayırdığı yer de bu beklentiyi besliyor. 40’larında, 50’lerinde hikâyenin asıl sahibi olabilen kaç kadın oyuncu sayabiliyoruz? Aşkı, işi, arzuları, yanlışlarıyla olayları kendi etrafında döndüren kadınların alanı daralırken, aynı kuşaktan erkek yıldızların merkezde kalması daima çok daha olağan karşılanıyor. Erkek yıldızların karşısına çoğunlukla çok daha genç kadın oyuncuların yerleştirilmesine alışmış göz, gerçek hayatta yanlarında kendi kuşaklarından bir kadın gördüğünde de oyuncu seçimine itiraz eder gibi davranabiliyor. Ekranda kadına açılmayan yer, hayattaki kadının başına kusur olarak yazılıyor.

Mongio’nun fotoğrafına baktığımda ben çok hoş, zarif, kendine ait bir dünyası olan bir kadın görüyorum. Ki başka türlü görseydim ne olacaktı? Birbirlerini seçmiş iki insanın hayatını rahat bırakabilmek için önce kadının güzelliği üzerinde uzlaşmamız mı gerekiyor? 

Savunma yapmadan

Mehmet Günsür’ün tepkisi çok şık. Haberlerde aktarılan yanıtı şu olmuş bu zevzekliklere: “Yorumlar umurumda değil. İsteyen istediğini  de söyleyebilir.” Serinkanlılığında, kendisine uzatılan savunma metnini kabul etmeyen bir taraf var. Eşinin güzelliğini anlatmaya, evliliğinin gerekçelerini sıralamaya, gördüklerimize karşı bize daha ikna edici bir aşk hikâyesi sunmaya girişmiyor. Önüne konulan kâğıt kuleyi umursamaz bir fiskeyle yıkıveriyor. 

Buna rağmen daha önce söylediği “Onunla her gün on kez evlenebilirim” sözü yeniden dolaşıma sokuluyor. Kadına yönelen saldırıyı erkeğin sevgisiyle durdurmaya çalışıyoruz; sonunda onun sevilmeye layık olduğunu yine erkeğin beyanından öğrenmiş oluyoruz.

Günsür’ün güncel cevabını daha çok sevmemin nedeni de bu savunmaya ihtiyaç duymaması. Bir kadının rahat bırakılmak için kocasından aşk mektubu getirmesi gerekmiyor çünkü. Birbirlerini seçmiş iki insanın hayatının önünde toplanmışız, hâlâ kadının o ‘çerçeveye’ hangi özellikleri sayesinde girebildiğini öğrenmek istiyoruz.

Kadınların üstünde parmak sallayan el hiç durmuyor. Hayranlık duydukları erkeğin özel hayatına kadar uzanıp yanındaki kadının yüzünü, yaşını, bedenini didikleyenler, adamın hayatının aşkını bulmuş olabileceği ihtimalinden bile kendilerine bir kusur çıkarma fırsatı yaratıyorlar. Kadınlar, kendi hayatlarının içinde bile başkalarının beğenisine uygun hale gelmekle yükümlü tutuluyor.