Halil Kağan Öyken: Emeklilik sistemi bir yardım mekanizması değil, hak sistemidir

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

En doğrusu bellidir. Belirli bir oranda, tüm emeklilere aynı oranda zam. Seyyanen zam da, sadece en düşük aylığı yükseltme uygulaması da bu adaleti sağlayamaz, bilakis bozar. Oran üzerinden yapılan artış, herkesin kendi katkısını korur. Kimse “ben daha çok prim ödedim, neden aynı sepete konuyorum?” demez. Kimse “ben daha az çalıştım, neden bana fazladan pay çıkarıldı?” diye de rahatsız olmaz. Herkesin aylığı aynı oranda artar.

Seçim matematiğinde düşük aylıklı emeklilere odaklanmak anlaşılır bir refleks. Sayıları fazla, etki alanları geniş. Ama bu yaklaşımın diğer tarafı da var. Daha yüksek aylık alan emeklilerin hisleri. Onlar da seçmendir. Onlar da yıllarca çalışmış, prim ödemiş, sisteme güvenmiş insanlardır. Onlara “sen zaten daha iyi durumdasın, seni atlayalım” demek, o güveni zedeler. Ve güven bir kez kırılınca, seçim sandığında geri dönüşü de olumsuz olabilir.

2027’nin ekonomik tablosu da bu tartışmayı daha da kritik hale getiriyor. Nakit sıkıntısı malum. Piyasa yapılandırma ve uygun kredi bekliyor. Bu koşullarda kamunun kaynakları sınırlı. Sınırlı kaynağı dağıtırken “en çok fayda beklenen gruba” odaklanmak kolaydır. Ama kolay olan her zaman doğru olan değildir. Doğru olan, sistemi bozmadan, adaleti koruyarak ilerlemek. Nitekim bu gözler, kurumsal güvenin tesis edilmesi sonucu büyüyen desteği de geçmiş yıllarda görmüştü.

Emeklilik sistemi bir “yardım” mekanizması değildir; bir “hak” sistemidir. Hak, katkıya göre doğar. Katkıyı yok sayıp herkesi aynı seviyeye çekmeye çalışmak, sistemi uzun vadede çökertir. Çünkü o zaman “neden daha fazla prim ödeyeyim?” sorusu kaçınılmaz hale gelir. Ve o soru bir kez yerleşti mi, sistemin sürdürülebilirliği de tehlikeye girer.

Halil Kağan Öyken’in yazısı